Demokrat Parti

Cumhuriyet Gazetesi’nin Manşeti

Türkiye Cumhuriyeti siyasi hayatına 1946 tarihinde adımını atan Demokrat Parti kuruluşundan dört yıl sonra ki seçimleri kazanarak, 14 Mayıs 1950’de iktidar olmuş ve Türkiye’yi on yıl süreyle, askeri darbenin olduğu, 27 Mayıs 1960’a kadar kesintisiz olarak yönetmiştir.  Bu döneme siyasi literatürde  “Demokrat Parti” dönemi adı verilmiştir.

Demokrat Parti; C.H.P’den istifa eden Celal Bayar, Fuat Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan tarafından 7 Ocak 1946 tarihinde kurulmuştur.[1] Demokrat Partinin kuruluş aşamasına geçmeden önce Türkiye ve Dünya’da ki siyasi atmosferi bilmek yararlı olacaktır. Dünyanın o ana dek gördüğü en yıkıcı savaş olan İkinci Dünya Savaşı’nın müttefikler lehine bitmesi dünyada savaşı ‘Demokrasi Cephesinin’ kazanması anlamına geliyordu. 19 Ekim 1939 Deklarasyonu ile İngiltere ve Fransa ile anlaşan Türkiye tarafını böylelikle belirlemişse de savaşın bitişine kadar ‘Aktif Tarafsızlık’ politikası izlemiş, savaşın dışında kalmayı başarabilmiştir. Nitekim savaşın sonuna geldiğimiz 1944’te Müttefiklerin Yatla Konferansında aldığı; 1 Mart 1945’e kadar Mihver Devletlerine savaş ilan etmeyen devletler savaştan sonra kurulması düşünülen Birleşmiş Milletlere giremeyecekleri yönündeki kararına istinaden Türkiye 1 Mart 1945 tarihinde Mihver ülkelerine savaş ilan etmiştir. [2] Fakat bu karar savaşa girmeden ziyade kurulacak olan Birleşmiş Milletler örgütüne girmek için alınmış formalite bir karar olmaktan öteye geçmemiştir.

Dünya Savaşı’nın bitişiyle Türkiye Sovyet tehdidiyle karşı karşıya kalmış, bir süre müttefikler; ABD, İngiltere bu tehdit karşısında Türkiye’yi yalnız bırakmışlardır. Bu yalnızlık 2 yıl kadar sürmüş önce simgesel olarak Amerikan savaş gemisi Missouri’nin 1946’da ki İstanbul’u ziyareti, ardından gelen 1947 tarihli Truman Doktrini ile Türkiye Sovyet tehdidine karşı batı desteğine sahip olmuştur. Türkiye dış politikada Sovyet tehdidinin getirdiği politik dalgalanmalarla uğraşırken, iç politik durumunda dış politikasının tersine göreli bir sakinlik mevcuttu. 1944 yılının ikinci yarısında görülmeye başlanan istisnai nitelikteki siyasi gelişmeler anında sindirilmişti. Bunun sonucunda, rejimi rahatsız edebilecek türden herhangi bir odak görünürde kalmamıştı. Yine aynı dönemde basında görülen bir takım kıpırdanmaların önüne geçilmiş ve basında muhalefet odağını oluşturan Vatan, Tan ve Tasviri Efkâr gazeteleri süresiz olarak kapatılmışlardır.[3]

Tek Parti yönetimi her ne kadar kendisine karşı oluşan muhalefet odaklarına karşı baskı politikası izlese de İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı karaborsa, yüksek enflasyon, ekmek karnesi, bireysel özgürlüklerin kısıtlanması, tarım ürünlerinin düşük fiyata alınması, varlık vergisi v.b uygulamaların kendisine karşı toplumun genelinde büyük bir hoşnutsuzluk kaynağı oluşturduğunu gözden kaçırmamalıyız. Demokrat parti, katıldığı ilk seçim olan 1946 seçimleri ve 1950 seçimlerinde seçim kampanyasını bu hoşnutsuzluk kaynakları üzerene inşa etmiştir.

Demokrat Parti’nin ilk ortaya çıkışı da C:H:P’de parti içi muhalefet şeklinde olmuştur. 1945 yılında başında Celal Bayar’ın olduğu Fuat Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan’nın oluşturduğu grup ‘Çiftçiyi Topraklandırma’ tasarısına ret oyu vermiş ardından yapılan güven oylamasında da aynı tutumlarını sürdürmüşlerdir. Aynı dörtlü bir süre sonra C.H:P yönetimine “Dörtlü Takrir” vererek, C:H:P içinde reform yapılması gerektiğini söylemişlerdir.[4] Bunu üzerine C.H:P yönetimi gazetelerde çıkan yazılarını gerekçe göstererek Adnan Menderes ve Fuat Köprülü’yü partiden ihraç etmiştir. Bunun üzerine Celal Bayar ve Refik Koraltan’da C:H:P’den istifa etmişlerdir. 7 Ocak 1946 tarihinde de bu dörtlü bir araya gelerek Demokrat Partiyi kurmuşlardır.

Demokrat Parti kurulduğu günden itibaren tek parti yönetiminin yarattığı sorunlardan bunalmış geniş halk zümreleri tarafından geniş bir ilgi görmüş yurt çapında hızla örgütlenme faaliyetlerine girmiştir. İktidar partisi C.H.P, Demokrat Parti’nin günden güne güçlenmesi karşısında 1947 tarihinde yapılması gereken seçimleri 1 yıl öne alarak yeni kurulan muhalefet partisinin yükselişini durdurmayı amaçlamıştır.

Demokrat Parti daha önce katılmama kararı aldığı 1946 erken genel seçimlerine katılma kararı almış; seçim temasını da “Yeter Söz Milletindir.” sözü üzerine inşa etmiştir.[5]

Demokrat Parti katıldığı ilk seçim olan 1946 seçimlerinde özellikle İstanbul’da diğer seçim bölgelerine göre büyük bir başarı göstermiştir.[6] Fakat seçim sisteminin “açık oy gizli tasnif” şeklinde olması ve iktidar partisine mensup bazı grupların seçim sürecine müdahil olmaları seçim sonuçlarına gölge düşmesine neden olmuştur. Nitekim açıklanan seçim sonuçlarına göre Demokrat Parti 465 üyeli mecliste 66 vekillik kazanmıştır. Bu sonuç ve seçimlerdeki bazı usulsüz uygulamalar C.H:P ile D.P parti arasında ciddi sorunlara neden olmuşsa da İsmet İnönü’nün 12 Temmuz 1947’de yayınladığı beyanname ile cumhurbaşkanı olarak partiler üstü tarafsız bir tutum izleyeceğini belirtmesi üzerine iki parti arasındaki gerilim düşmüştür. Fakat Demokrat Parti yönetimin İsmet İnönü’ye karşı izlediği ılımlı tavır Demokrat parti’nin bölünmesine neden olmuş; partiden ayrılanlar Mareşal Fevzi Çakmak’ın çevresinde bir araya gelerek 1948’de Millet Partisini kurmuşlardır. Böylece İki partili meclis üç partili hale gelmiştir.

1950’ye gelirken bir önceki seçimin sonuçlarını tartışmalı hale getiren seçim sistemi C.H.P ve DP’nin uzlaşmasıyla değişmiştir. Yeni sistem gizli oy açık tasnif ve seçimlere yargı güvencesi getiriyordu. Yapılan tartışmaların biri de ilginçti: Demokrat Partililer, seçim sistemi olarak “nispi sistem” istiyorlardı. C.H.P’liler bu öneriyi kabul etmemişler, seçim sistemi olarak “çoğunluk sisteminde” karar kılınmıştı.[7] 1950 ‘de Türkiye nüfusu 20.900.000 olup nüfusun %75’i kırsalda yaşamaktadır. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçim sonuçlarına göre geçerli 7.953.055 oyun 4.250.000’ni %53’nü Demokrat Parti almış ve karşılığında da 408 milletvekili çıkarmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi ise 3.165.000 oy almış bu da %39 oranında bir oy oranına karşılık olarak 69 milletvekili çıkarmıştır. Diğer parti olan Millet partisi ise %3 oy oranıyla 1 milletvekili çıkarmıştır. [8]

Seçim sonuçlarına bakıldığında partilerin aldığı oy oranıyla kazandığı milletvekili sayıları arasında büyük bir dengesizlik söz konusudur. Bu dengesizliğin nedeni seçimlerde uygulanan “çoğunluk sistemidir.” Bu sistem demokrasimizin daha emekleme aşamasında olduğu dönemde ciddi sıkıntılara neden olmuş partilerin aldığı oy oranından daha fazla vekillik kazanmasına neden olmuştur. Nitekim daha sonra bu sistemin sakıncaları görülmüş 1961 Anayasa’sının da bu sistem kaldırılmıştır.

1950 seçim sonuçları 27 yıldır ülkeyi yöneten C.H.P iktidarını sona erdirmiş, Demokrat Parti’yi tek başına iktidara gelmiştir.  22 Mayıs’ta toplanan yeni meclis Celal Bayar’ı Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı olarak seçmiştir. Celal Bayar’da hükümeti kurma görevini Adnan Menderes’e vermiş, aynı gün Başbakan olan Andan Menderes hükümetini ilan etmiştir. Demokrat Partinin diğer iki kurucusu olan Refik Koraltan meclis başkanlığına, Fuat Köprülü de dışişleri bakanlığı görevine getirilmiştir.

Demokrat Parti İktidarının ilk dönemi olan 1950 – 1954 arasında iktidarın dış politika konusunda karşılaştığı ilk mesele “Kore Savaşı” olmuş, 1950 tarihinde Türkiye Birleşmiş Milletler bünyesinde Kore’ye asker göndermiştir. Demokrat Parti döneminde NATO’ya girmek yapılan politik manevralar hızlandırılmış, neticede Türkiye Yunanistan’la beraber 1952 yılında NATO üyesi olmuştur.

Demokrat Parti iktidarının ilk döneminde yoğun bir kalkınma hamlesine girişilmiştir. Demokrat Partinin ilk ve son yıllarındaki ekonomik rakamlara bakılarak bu gelişmeyi daha gözlemek mümkündür.

Bu çerçeve de;  “Şeker üretimi 1950’de 137.000 ton iken 1960’da 643.000 tona yükselmiş, aynı dönemde elektrik üretimi 100 kilovat saatten 375 kilovat saate, demir cevheri üretimi 100 tondan 475 tona çelik üretimi ise 2230 tona yükselmiştir. 1950’de nüfus başına düşen zirai üretim 479 kilo iken 1958’de bu rakam 800 kilo olmuştur. 1949’da ziraatta kullanılan traktör sayısı 3103 iken 1958’de traktör sayısı 43872 olmuştur. Mili Eğitim sahasında ise 1950’de 1251 olan ilkokul sayısı 1958’de 20775’e, 27144 olan öğretmen sayısı da 1958’de 50905’e yükselmiştir. Öğrenci sayısı da 1.460.000 ‘den 2.280.000’e çıkmıştır. Lise öğrenimi olarak tabloya bakacak olursak da 1950’de 59 Lise, 18.257 öğrenci ve 5000 öğretmen mevcutken bu rakamlar 1958’de 104 Lise, 188.000 öğrenci ve 7500 öğretmen olarak değişmiştir.” [9]

Bu tabloya bakarsak özellikle eğitim alanında ciddi bir büyümenin olduğunu eğitim-öğretimin yurt çapında yaygınlaştırılarak kırsal kesimdeki insanlara da eğitim olanağının sunulduğunu söylemek mümkündür. 1950 ‘de başlatılan serbest ticaret rejimi ile birçok ithal mal Türk piyasasına girmiş böylece piyasa da ucuz ve bol mal bulma olanağı oluşmuş bu da halkın ikinci kez DP’yi desteklemelerinde önemli bir unsur olmuştur.

Demokrat Parti, 2 Mayıs 1954’te yapılan genel seçimlerde “ikinci zaferini” kazanmıştır. D.P 1950 seçimlerinde %53 olan oy oranını %58’e yükselmiş mecliste 502 sandalyenin sahibi olmuştur. C.H.P ise bu seçimde %35 oyla 31 milletvekili çıkarmıştır.[10] Celal Bayar tekrar cumhurbaşkanı seçilmiş, hükümette Adnan Menderes’in başbakanlığında kurulmuştur.

1954 -1957 yıllarını kapsayan Demokrat Partinin ikinci dönemi, ilk dönemine oranla iç ve dış politikada, ekonomide sorunların ortaya çıkıp, büyümeye başladığı dönem olmuştur.  İlk sorunlar ekonomi alanında görülmeye başlamış, 1954‘ten itibaren dış ticaret rejimi darboğaza girmeye başlamıştır. 1954–1958 yılları arasında görülen kuraklık tarım üretimine ciddi zararlar vermiş, ülke ekonomik ve sosyal olarak bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Türkiye’nin aldığı kredileri ödeyememesi Türkiye ekonomisini güç durumda bırakmış, Türkiye 1958 yılında “Moratoryum” ilan etmek zorunda kalmıştır.

1950’nin ilk döneminde ortaya çıkan Kıbrıs Sorununa bağlı olarak İstanbul’da azınlıklara yönelik 6–7 Eylül 1955 ‘de gerçekleşen olumsuz eylemler de Demokrat Partinin ülke içinde ve dışındaki imajına büyük darbe vurmuştur.  Yine İspat Hakkı, Demokrat Parti’den kopuşlar bu dönemde gerçekleşmiş sonuçta da D.P iktidarı 1958’de yapılması gereken seçimleri bir yıl öne alarak bunalımdan çıkmaya çalışmıştır.

27 Ekim 1957 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde DP’nin oy oranı  %47’ye düşmüş milletvekili sayısı da 424 olmuştur. C.H.P’nin oy oranı ise %41’e yükselmiş milletvekili sayısı da 178 olarak gerçekleşmiştir. Bu sonuçlar D.P için ciddi bir uyarı olmuş, 1954–1957 arası izlediği politikaların bir kısmının hatalı olduğunu göstermiştir. Yine de D.P’nin oy oranındaki düşüşü izlenen iç politikalardan ziyade ekonomik sorunlarda aramak da mümkündür. Çünkü bu dönemde ülkenin dış ticaret açıkları olağanüstü boyutlara ulaşmış, artık dış yardımlarda bu açıkları kapatmada yetersiz kalmıştır. D.P hükümeti bunun üzerine ithalata sınırlamalar koymuş, bu da ülke içinde mal darlıkları oluşurmuş, enflasyonu arttırmış, karaborsa ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye bir süre sonra da dış borçlarını ödeyemeyecek duruma düşmüş, 1958’de moratoryum ilan etmiştir.

1955’ten itibaren ülkenin bozulan ekonomik durumu, D.P iktidarı döneminde yükselmeye başlayan irticai hareketler, iktidarın basına ve muhalefete yönelik baskıcı politikaları ülke aydınlarının tepkisine neden olmuş, bu durum orduya da yansımış ordu içinde Demokrat Parti iktidarını devirmek için cuntalar oluşmaya başlamıştır. İktidarın özellikle de İsmet Paşa’yı hedef alan yaklaşımları orduyu rahatsız etmiş, bu durum ordu içinde D.P iktidarına karşı hareketlerin oluşmasına neden olan önemli bir unsur olmuştur.

İlk kez 1958’de ki 9 subay olayıyla açığa çıkan ordu içindeki cunta hareketleri D.P iktidarı tarafından gerektiği ölçüde soruşturulamamış, olay kısa süre sonra unutulmuştur.[11]

1950’de iktidara gelen Demokrat Parti dış politikada C.H.P’nin başlattığı Türkiye’nin Batı Bloğuna dâhil olma siyasetini sürdürmüş, 1952 yılında Türkiye NATO üyesi olmuştur.  Yine bu dönemde Türkiye Batı eksenli bir dış politika izlemiş, kendisine karşı yönelen Sovyet tehdidine karşı Batı’yı bir denge unsuru olarak görmüştür. Türkiye bu dönemde izlediği dış politikaya bağlı olarak, 1953’te Yunanistan ve Yugoslavya ile birlikte Balkan Paktı’nı 1955’te Irak, İran ve Pakistan’ın katılımıyla Bağdat Paktı’nı kumuştur. Türkiye izlediği bu batı eksenli politikalarıyla Sovyet tehdidine karşı bir güvence aramış ekonomik,  siyasi ve askeri olarak da Batı Blok’unun bir üyesi olmaya çalışmıştır.

Günümüzde Türkiye’nin dış politika sorunlarından birini teşkil eden Kıbrıs Sorunu’nun ilk ortaya çıkışı da Demokrat Parti’nin iktidarı dönemine rastlamaktadır. Kıbrıs sorunu uluslararası ortamda ilk defa Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin katıldığı 1955’te Londra Konferansı’nda tartışılmışsa da konferans bir sonuca ulaşamadan dağılmıştır. İki NATO üyesi ülke arasında ciddi problemlere yol açmaya başlayan bu sorun iki ülkeyi savaşın eşliğine getirmiştir.

Kıbrıs konusunda iki NATO üyesi arasında yaşanan bu sürtüşme en fazla ABD’yi rahatsız etmiş, ABD Hükümeti Menderes ve Karamanlis hükümetleri üzerindeki etkisini kullanarak çözüm konusunda ısrarlı davranmış iki ülkenin 1959 Zürich ve Londra Konferansına katılmasına ön ayak olmuştur.[12] Neticede; 1959 Londra ve Zürich anlaşmalarıyla bağımsız Kıbrıs devleti kurulmuştur. Sayıca daha az olan Kıbrıs’ta ki Türk toplumu kurucu devletin asli unsuru olmuş ve Türkiye ada üzerinde garantörlük hakkı kazanmıştır. Türkiye’nin Kıbrıs’a 1974 askeri müdahalesini meşru hale getiren bu maddenin anlaşmaya konulması ve sayıca Rumların 1/3 olan Türklerin Kıbrıs devletinin kurucu unsuru haline getirilmesi diplomatik açıdan D.P hükümetinin başarısı sayılmalıdır.

1959 yılına gelindiğinde Türkiye’nin dış politikasında Kıbrıs merkezli gelişmeler olurken iç politikada dalgalanmalar ve gerginlikler görülmektedir. Ekonomik durumunun giderek ağırlaşmasına paralel olarak, D.P hükümetinin basın ve muhalefet üzerindeki baskısı artmaya başlamış, birçok muhalif gazeteci hapis cezasına çarptırılmaya başlanmış, üniversitelerde öğrenci olayları meydana gelmeye başlamıştır. Ana Muhalefet partisi lideri İsmet İnönü’nün 1959’da başlayan Ege gezisinde olaylar çıkmış, İnönü Uşak’ta başına atılan bir taşla yaralanmıştır. Aynı dönemde de Millet partisi lideri Osman Bölükbaşı ise Meclise hakaretten hapis cezasına çarptırılmıştır.[13]

1960 yılına gelindiğinde de öğrenci olayları artmaya başlamış, İstanbul’da bir öğrenci polisin ateş etmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Bu olayı protesto etmek amacıyla Harbiyelilerin 21 Mayıs’ta Ankara’da gerçekleştirdiği “sessiz yürüyüş” muhtemel bir askeri darbenin gelmekte olduğunun belirtisiydi. Nitekim D.P’nin son yaşanan olayları soruşturmak üzere yargı yetkisi olan ve tamamı DP’li milletvekillerinden oluşan bir “Tahkikat Komisyonu” kurması D.P’ye olan tepkiyi arttırmış, müdahaleye giden süreci hızlandırmıştır.

Beklenen müdahale ise 27 Mayıs 1960 tarihinde saat 4.30’da Kurmay Albay Alparslan Türkeş’in radyolardan müdahaleyi dünyaya ve Türkiye’ye duyurmasıyla gerçekleşmiş, Demokrat Parti iktidarı askeri bir müdahale ile ülke yönetiminden uzaklaştırılmıştır.[14] Gerçekleştirilen askeri müdahale, emir komuta zinciri içinde olmamış,  bu askeri müdahale daha çok genç subayların çoğunlukta olduğu ordu içerisindeki cunta tarafından gerçekleştirilmiştir. Darbe günü genelkurmay başkanının da gözaltına alınması bunu göstermektedir.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi yapan cunta kendisine Milli Birlik Komitesi adını vermiş, bu komite ülke yönetimini fiilen eline almıştır. Başkanlığını Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel’in yaptığı 38 üyeden oluşan Milli Birlik Komitesi (MBK) kararıyla, başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes olmak üzere birçok DP’li bakan ve milletvekili Harbiye’de gözetim altına alınmıştır.

Yeni bir anayasa hazırlamak üzere, İstanbul Üniversitesi rektörü Sıdık Sami Onar başkanlığında Profesörler Kurulu oluşturulmuştur.[15] Yeni anayasayı oluşturan kurul üyelerinin de telkinleriyle M.B. K’si eski iktidar mensuplarının yargılanmasına karar vermiş, yargılanma işlemleri de Yüksek Adalet Divanı adı verilen yargı kurulunca gerçekleştirilmiştir.

D.P iktidarının üyelerinin ve milletvekillerinin yargılanmasına, müdahaleden dört buçuk ay sonra 14 Ekim 1960 tarihinde Yassıada’da başlanmış, mahkeme 15 Eylül 1961’e kadar yaklaşık 11 ay devam etmiştir. Sanıklar arasında; devrik Cumhurbaşkanı Celal Bayar, devrik Başbakan Adnan Menderes, devrik Meclis başkanı Refik Koraltan, kabine üyelerinin tamamı, meclisteki D.P grubunun tüm milletvekilleri, eski Genel Kurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, bazı il valileri bulunmaktaydı.[16] Duruşmaların bitmesine takriben kararlar 15 Eylül 1961 tarihinde açıklanmış; 15 kişi ölüm cezasına, 31 kişi ömür boyu hapis cezasına, 418 sanığa altı ayla yirmi yıl arasında değişen hapis cezaları verilmiş 123 sanıkta berat etmiştir. Ölüm cezalarının dördü M. B. K’si tarafından onaylanmış, devrik Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın yaşı 65’i geçtiği için hakkındaki idam kararı ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir. Diğer üç sanık; dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve çalışma bakanı Hasan Polatkan 16 Eylül’de devrik Başbakan Adnan Menderes’te 17 Eylül 1961 tarihinde İmralı adasında idam edilmiştir.

27 Mayıs askeri darbesiyle 10 yıllık Demokrat parti iktidarı sona ermiş, yapılan askeri müdahaleyi meşru kılmak için yapılmış olan yargılamalarla da Demokrat Parti iktidarının başbakanı ve iki bakanı idam edilmiştir. Bu idamlar Türk demokrasisi için büyük bir talihsizlik olmuş bundan sonra Türk Demokrasisi bu idam cezalarının yükünü daima üzerinde taşımıştır.


[1] Öymen Altan, Bir Dönem Bir Çocuk, Doğan Yayıncılık, İstanbul, 2002

[2] Lewıs Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Arkadaş Yayınları, Ankara, 2009

[3] Koçak Cemil, İkinci Parti, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010

[4] Öymen Altan, Bir Dönem Bir Çocuk, Doğan Yayıncılık, İstanbul, 2002

[5] Koçak Cemil, İkinci Parti, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010

[6] Türkiye’nin Politik Tarihi, Savaş Yayınevi, Anlara, 2009

[7] Öymen Altan, Değişim Yılları, Doğan Yayıncılık, İstanbul, 2004

[8] Çaylak Âdem, Göktepe Cihat, Türkiye’nin Politik Tarihi, Savaş Yayınevi, Ankara, 2009

[9] Ağaoğlu Samet, Demokrat Parti’nin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri, İstanbul, 1972

[10] Öymen Altan, Öfkeli Yıllar, Doğan Yayıncılık, İstanbul, 2008

[11] Yalçın Soner, Bay Pipo, Doğan Yayıncılık, İstanbul, 1999

[12] Oran Baskın, Türk Dış Politikası,  İletişim Yayınları, İstanbul, 2008, Cilt:1

[13] Birand Mehmet Ali, Can Dündar, Demir Kırat, Doğan Yayıncılık, İstanbul, 1993

[14] Yalçın Durmuş, Prof.Dr. Yaşar Akbıyık, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi II, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2005

[15] Komisyonda Sıdık Sami Onar, Hıfzı Velet Velidedeoğlu, Hüseyin Nail Kubalı, Ragıp Sarıca, Tarık Zafer Tunaya ve İsmet Giritli gibi öğretim üyeleri yer alıyordu.

[16] Çaylak Âdem, Göktepe Cihat, Türkiye’nin Politik Tarihi, Savaş Yayınevi, Ankara, 2009

Yazar Hakkında

E-Posta: st06230042@etu.edu.tr
7 Tane Yazı Yazdı

Yorum Yaz

Yazı ve Materyalleri Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz © 2011-2014 aksitarih.com