İslam Tarihi’nde Hicret’in Önemi

Painting: Henry Warren – A Caravan in the desert

Hicret hadisesi İslam tarihinin önemli dönüm noktasıdır. Daha sonraki nesiller tarafından haklı olarak, İslam takvimine başlangıç tarihi olarak kabul edildi. Mekke’de müslümanlar üzerinde baskı artınca Peygamber, müslümanları güvenlik ve rahat yaşam için Medine’ye hicret etmeye davet etti. Kendisi Mekke’den sonuncu olarak ayrıldı. Hiç şüphesiz maksadı kısmen de Medine’ye tek başına ve kanun dışı kalmış bir mazlum gibi değil, belirli bir hukuka sahip bir topluluğun reisi sıfatıyla gitmekti. Medineliler Peygamber’i Allah’ın peygamberi olmaktan çok kendilerine hakem olarak hizmet edecek ve aralarındaki iç anlaşmazlıkları halledebilecek fevkalade güce sahip bir adam diye davet etmişlerdi. Nitekim beklenildiği gibi Peygamber, aralarında savaş hali olan Medine’nin iki büyük kabilesi olan Evs ve Hazrec kabilelerini barıştırdı. Şehirde sükuneti sağladı, toplumsal barış ve kardeşliği inşa etti. Ve o zamana kadar Arap ulusunun görmediği yeni devlet sisteminin temellerini attı. (Lewis, 2000)

Siyasi olarak hicret bir tür yeni bir milletin doğuşu olarak görülebilir. Çünkü hicretten sonra Arap toplumu yeni bir karaktere bürünmüştü. Dünya siyasi tarihine 6. Ve 7. yüzyıllarda büyük bir heyecanla dahil olan ve dünya siyasetinde yeni bir denge unsuru oluşturan bir devletin (İslam Devleti) temeli atılıyordu. Bir siyasi kaçış olarak algılanmaması gereken bu göç olayı, yeni sistemi kurmak için en uygun mekanı arama olarak görülmelidir. Hicretle beraber Medine’de birbiriyle savaşta olan kabileler birleşmiş tek bir ideal peşinde koşar olmuştu. O ideali ortaya atan ve her kabileye benimseten ise Peygamber’in davasıydı ve o davanın getirdiği yeni siyasi ve toplumsal sistemdi. O dava Mekke’de başlasa da yeterli şekilde gelişme gösterememişti çünkü Mekke eskiden beri sağlam zemine oturmuş bir yönetim sistemiyle idare edilmekteydi. Ve bu köklü siyasi rejim ileride Arapların yabancısı olduğu bu sistemin tohumlarının yeşermesine izin vermiyordu. Hicretin vaki olduğu zamanda henüz hadari şehirler seviyesine ulaşmamış Yesrib’de var olan ortam yeni bir toplum teşekkülüne oldukça müsait durumda idi. Bunun sonucunda Yesrib kurulan İslam devlet sisteminin temeli ve ilk başkenti olmuştu. Ayrıca İslam Devleti’nin ilk anayasası diyebileceğimiz Medine Vesikası hicretin bir zorunlu sonucuydu. Bu vesikanın sonucunda asabiyete bağlı kardeşlik yerini ümmet anlayışına terk ediyor ve Arapların daha önce görmediği geniş çaplı birleşme ve kabilecilikten milliyetçiliğe yani ulusal olarak birleşmeye doğru ilk adım atılmıştı. İbn Haldun’a göre medeniyet bakımından en aşağı seviyede olan Araplar, İslam dininin özellikleri sayesinde diğer milletlerin medeniyet seviyelerine erişmişlerdi ve hatta ileriki asırlarda kendi öz medeniyetini kuracak kadar ilerlemişlerdi.

Toplumsal olarak hicrete baktığımızda ise onu yeni bir toplum yaratmanın başlangıcı olarak görüyoruz. O dönemde Mekke, kökleşmiş kadim bir kültür özelliklerini ihtiva eden şehirdi. Bu şehre yenilik getirmek ve eski kültüre köklü bir değişim uygulamak için yapılacak devrimi oluşturmak ilk başlarda zor olacaktı ve bu yeni dava tekâmül evresine belki daha geç girecekti veya gelişemeden sönecekti.  Tohumları bu şehirde atılmasına rağmen İslam’ın yarattığı toplum sisteminin olgunlaşabilmesi için toplumsal olarak Mekke’den daha alt mertebede ve tam olarak şehir sayılmamış bir yerde gelişmesi gerekirdi. Ve Yesrib, baştan yapılacak olan toplum inşasına müsait şehirdi. Henüz köklü bir sosyal norm, örf ve adetleri ve karmaşık bir toplum sistemi olmayan bir şehirdi. Cahiliye Arap toplumundan oldukça farklı nitelikler barındıran İslam toplumu bu şehir de, Medine’de gelişti ve diğer şehirler için örnek niteliğine büründü. Hatta şehirli tabirini kullanmak için söylenen “medeni” kelimesinin kökü Medine’den gelmektedir. “Medenileşmek” yeni Medine’ye benzemek ideal İslam toplum yapısına ulaşmak demektir. İslam, kendi kanunlarını ve idealize ettiği toplum yaşayış modelini Medine’de koymuştur. Bu ideal toplum inanç olarak belli olgunluğa ulaşan insanlar tarafından yapılmıştı. Çünkü oldukça zorlu geçen hicret hadisenin süreci içinde birçok şeyi feda eden bu insanların hedefi mikroplanda rahatça ve kendi istedikleri hayatı yaşamak olsa da makroplanda evrensel nitelikli yaşam tarzını oluşturmak için göç etmişlerdi.

Dini açıdan baktığımızda hicretin müslümanlar üzerinde tesiri oldukça büyüktür. Ayrıca gerek Kur’an-ı Kerim’de gerek peygamber hadislerinde hicret edenler övülmüş ve onlar sonraki müslümanlar tarafından büyük ihtiram görmüştür. Bu insanlar İslam literatüründe muhacirin adı ile anılmıştı. Hatta bu muhacirlere yardım eden el uzatan Yesribliler de aynı taltif ve ihtirama tabi tutulmuş ve onlara da ensar denilmişti. O devri yaşayan insanlar olayları tarihlendirirken hicretten önce veya hicretten sonra tabirlerini başlangıç noktası olarak kullanmışlardır. İslam hicretten sonra rahat yayılma alanı bulmuştur. Bunun sonucunda güç kazanan bu yeni din, Arap yarımadasının en kuvvetli dini olmuştu. Ayrıca İslam dininin tebliğ metodu ve muhtevası hicretle beraber değişime uğramıştır. Örneğin Kuran’da hicretten önce inen ayetler iman ve inanç üzerine iken hicretten sonra ise akaid ve toplumsal yapı üzerine inmiştir. Kuran’da bir kısım sureler Mekki (Mekke’de inmiş) bir kısım sureler ise Medeni (Medine’de inmiş) olarak ayrılır. Ve bu sureler ise muhteviyat bakımından da farklılık göstermektedir. İslam sosyal hayatı düzenlemeye ve yeni toplum yaratmaya hicretten sonra başlamıştır. İslam hicrete kadarki sürede iman ve inanışlar noktasında yeterli olgunluğa ulaşmış hicretten sonra, ibadetler ile bu olgunluğu pekiştirmeyi amaçlamıştır. Ayrıca Cuma Namazı gibi sosyolojik önemi büyük namaz hicretten sonra uygulanmaya başlandı. Medine’de İslam kanunları/ şeriatı inerken Mekke’deki gibi güçlü bir muhalefetle karşılaşmamıştı. Çünkü Medine’nin sosyolojik yapısına baktığımızda çoğunlukta müslümanlar, Yahudiler ve sayıca az müşrik vardı. Ayrıca hicrete müteakip Medine’de ileride İslam’ın eğitim ve yönetim işlevini üstlenecek mescit inşasına başlanmıştı. Bu mescitler oluşan yeni sosyal yapının timsalidir.

Sonuç olarak hicret bir değişimin başlangıcı, mübeşşiri ve müjdecisidir. Hicret çöllerde kendi içlerine kapanık parça parça yaşayan ulusun ayağa kalkışı, tek parça olması ve çölleri aşarak dünyayı içine almasının habercisidir. Hicret yeni medeniyetin inşası için uygun mekân aramadır. Her yeni fikir akımının veya dini hareketin temelinde hicretler önemli yer tutar. Çünkü bu göçlerin amacı hem daha rahat yaşamak için yer değiştirme hem de kendi tebliği için yeni alanlar açma olarak görebiliriz. Peygamber’in hicreti de bu sebeplerden olmuştur. Hicret, İslam tarihinde dinin tekamül safhasının başlangıcıdır.

Kaynakça:
Lewis Bernard, Tarihte Araplar, Anka Yayınları, İstanbul, 2000

Yazar Hakkında

E-Posta: st092301006@etu.edu.tr
23 Tane Yazı Yazdı

Yorumlar (2)

Yorum Yaz

Yazı ve Materyalleri Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz © 2011-2014 aksitarih.com