Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Sorunu

Painting: Auguste Couder – Muhammad Ali Pasha

Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı ve Mısır sorunu, Osmanlı tarihinin en mühim hadiselerinden birini teşkil etmektedir. Devletin gerileme dönemine tesadüf eden bu olayın, Osmanlı’nın iç isyan ve ayaklanmalarla uğraştığı bir dönemde ve geri kaldığı bir yarışta açığı kapatmaya çalıştığı bir esnada cereyan etmesi meselenin önemini artırmaktadır. Mısır’ın Akdeniz’deki konumu, sorunun sınırları aşması ve Batılı medeniyetlerin asıl amaçlarının açığa çıkması bu isyanla ortaya çıkarken, Mısır açısından yaşanan değişim ve dönüşüm Osmanlı modernizasyonunun önemli bir ayağını oluşturmuş ve Mısır tarihine ciddi katkılar yapmıştır.

Meselenin çok yönlülüğü ve ehemmiyeti onu birkaç açıdan ele almayı gerektirdiği gibi, konjonktürü de iyi okumayı gerektiriyor. Bu sebeple isyanın önemi, meydana geldiği çevre ve şartlarla birlikte, olayın meseleye dâhil olan devletler açısından durumuna değinmeye çalıştım. Araştırma yaparken başlı başına bu konuya değinen kaynaklar yanında Osmanlı tarihi kaynaklarına ve siyasi tarih kaynaklarına bakmaya gayret ettim.

I. Bölüm:

 A)  İsyanın Önemi:

Kavalalı Mehmet Ali Paşa sorununun ortaya çıkışını ve Osmanlı açısından çözümsüzlüğünü idrak edebilmek için 19.yüzyıl siyasi tablosunu hem Osmanlı açısından hem de Avrupa açısından tahlil etmek şarttır. Zira Edirne anlaşmasından sonra bağımsız bir Yunan krallığının kuruluşu ve Fransa’nın Cezayir’e yerleşmesinden sonra Akdeniz’de iki önemli toprağından mahrum kalan Osmanlı, henüz bu sorunlarla uğraşırken Mısır meselesi ortaya çıkmış ve meselenin giderek büyümesi Osmanlı’nın Rusya’dan yardım istemesine sebep olurken Avrupa’nın da dikkatini cezp etmiştir. Dolayısıyla bir iç sorun uluslararası bir mesele haline gelmiş, Osmanlı’nın Avrupa’da zaten zedelenmiş olan siyasi prestijine ağır bir darbe indirmiştir. Sorunun çözüm aşamasında yaşanan siyasi gelişmeler ve “Valisine söz geçiremeyen Sultan”  imajı 1815 tarihli Viyana Kongresi’nde “Şark Meselesi”ni gündeme getirerek, Ortadoğu ve Osmanlı planlarını tartışan Avrupalı Devletlerin emellerini daha net bir şekilde açığa vurmalarına ve sonraki dönemlerde daha saldırgan politikalar izlemelerine neden olmuştur. Nitekim Mısır Sorunu “Şark Meselesi”nin bir safhasını teşkil etmiştir[1].

İsyanı ehemmiyetli kılan bir diğer etken Mısır’da çıkmış olmasıdır. Cezayir’i kaybedişiyle bir sömürgecilik, Yunanistan’ı kaybedişiyle ise de milliyetçilik hareketleriyle karşı karşıya gelen ve Akdeniz’de kan kaybeden Osmanlı’nın tek dayanağı Mısır olmuştur. Akdeniz’de önemli bir askeri üs olan Mısır ticaret yolları içinde büyük önem taşıyordu. Zira Napolyon Direktuvar’a yazdığı bir mektupta bunu belirtiyor ve “Mısır’a hâkim olan Avrupa kuvveti Hindistan’a hâkim olur” diyordu[2]. Bu misal meselenin niçin uluslararası bir boyuta taşındığını göstermek açısından da önemlidir. Mısır İngiltere için sömürge yollarını idare etmek açısından değer taşıyorken, Fransa için de İngiltere’yi vurmak için önem taşıyordu.

B) Kavalalı’nın Başarılı Olmasını Sağlayan Durumlar:

1. Osmanlı’da Durum:

19. yüzyıl Avrupa’da Liberalizm, Nasyonalizm ve Sosyalizm gibi siyasi akımların ve endüstrileşmenin ivme kazandığı bir yüzyılken, Osmanlı’da yenilik ve dönüşümlerin geç fark edildiği ve ancak etkisiz birkaç rötuşun yapılabildiği bir yüzyıl olmuştu.[3] Osmanlı ekonomik yapısı içinde burjuva sınıfının yokluğu devleti Fransız İhtilali’ne kayıtsız kılarken askeri anlamda yapılmaya çalışılan yeniliklerin devamsız oluşu Osmanlı Devletinin 19. Yüzyılda girdiği bütün savaşlardan mağlup çıkmasına sebep olmuştur[4].  Zira Osmanlı Devleti bu dönemde bir yandan Rusya’yla dört büyük savaşa giriyor bir yandan da Napolyon’un Mısır’ı işgalinden sonra yine Rusya’ya sarılmak zorunda kalıyordu. Bu siyaset III. Selim döneminde başlatılan “denge politika”sının ilk somut örneğini teşkil ederken Osmanlı’nın ömrünü uzatmıştır.

19. yüzyılda Osmanlı Devletinin uğraştığı bir başka problem asi valiler ve isyanlar olmuştur. Osmanlı klasik siyaset anlayışı gereği fethedilen bölgelerde kültür asimilasyonu yapmama politikası Fransız İhtilali’nin yaydığı fikirlerin özellikle Balkan ulusları üzerinde etkili olmasını sağlarken, 1839 yılında bağımsız Yunanistan Devleti’nin kurulmasıyla son bulan Mora isyanı Osmanlı’yı sonuçları ağır olacak bir dönemin içine sokmuştur. İngiltere ve Fransa’nın mezhep koruyuculuğu iddia ederek azınlıkları kışkırtması, Tanzimat döneminin azınlıklar lehine sonuçlanmasına olanak tanırken halkın zihninde de yeniliklere karşı antipati uyandırmıştır. 1826’da ordusunu lağveden, 1827’de Navarin’de donanması yakılan ve 1828’de başlayan Rus harbiyle ekonomisi ve askeri yapısı iyiden iyiye darbe alan Osmanlı, birde Mısır’da Memlük ve Vahhabi ayaklanmalarıyla karşı karşıya kalınca otoriter bir valinin iç huzuru sağlamak açısından etkili olacağını düşünerek Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın valiliğini kabul etti. Fakat valinin asıl amacı çok geçmeden anlaşıldı[5].

 2. Avrupa’da Durum:

Fransız İhtilali’nin yaydığı fikirlerden en çok etkilenen devletlerden biri de Avusturya olmuştu. Bu yüzden 19. yüzyılda Metternich siyasetini imparatorluğun varlığını korumak ve tüm karşıt sesleri susturmak üzerine kurmuştu. Avusturya, 1830 Fransa devriminin de Macar, Slav ve İtalyan halkı arasında etkili olmasından korkuyordu. İşte bu nedenle liberal düşüncelerin düşmanı olan Rusya’ya yanaştı ve ortak bir siyaset izledi. Diğer yandan Osmanlı’nın iç işlerine karışmak ve çıkar sağlamaya çalışmak ihtilâllerden en az Osmanlı kadar etkilenen Avusturya’nın aleyhine olabilirdi[6].

İsyandan bir yıl önce Fransa’da devrim olmuş mutlakıyetten meşrutiyete geçilmiş ve liberalizm yalnızca Fransa’da değil dünyanın pek çok yerinde etkili olmaya başlamıştı. Bu dönemde Fransa Akdeniz olaylarına ilgili yaklaşıyordu. Sömürgecilik yarışında İngiltere’yi vurmayı hedefleyen Fransa Cezayir’i ele geçirerek Akdeniz’de avantajlı bir durum elde etmişti. Ayrıca Napolyon’un Mısır’dan çekilmesinden sonra bölgede Fransız usullerini devam ettiren Kavalalı, Fransa’nın sempatisini kazanmıştı. Öte yandan güçlü bir Mısır valisi Akdeniz’de İngiltere’ye geçit vermiyor bu durum Fransa’nın çıkarlarını koruyordu. Fransa’nın Mısır meselesinde takındığı bu tutum Osmanlı ile gerginliği tırmandırmıştır.

Kendisi de doğuda bir İmparatorluk kuran İngiltere, Osmanlı toprak bütünlüğünü koruyordu. Nasılsa artık yayılmacı bir siyaset izleyemeyecek olan güçsüz bir Osmanlı’nın varlığı en azından Rusya’nın Akdeniz’de etkili olmasını engelleyebilirdi. Başta Mısır meselesini önemsemeyen İngiltere, Kavalalı’nın Suriye’den Konya’ya kadar ilerlemesinden sonra tehlikenin farkına vardı. Kavalalı bağımsızlığını kazanırsa Akdeniz’de İngiltere’ye geçit vermeyebilir,  Suriye’ye yerleşirse Hindistan’a ulaşan Dicle, Fırat ve Basra yollarının kontrolünü ele geçirebilirdi. Tüm bu tehlikelere rağmen İngiltere Avrupa’da Fransa’ya karşı Belçika ve Hollanda’yı birleştirme çabaları yüzünden meselenin çözümünde etkin bir rol üstlenememiş fakat Osmanlı’nın yanında yer almayı tercih etmiştir.[7]

Büyük Petro’nun Azak denizini aldığı günden beri Rus Politikası Karadeniz, İstanbul ve Boğazlar ve nihayet Akdeniz’i elde etmek üzerine kurulmuştu.  Bunun için Rusya ya harp yaparak Osmanlı’yı ortadan kaldırabilir ya fırsat buldukça Avrupalı devletlerle topraklarını paylaşabilir ya da Osmanlı devletini himaye atına alabilirdi. Rusya Mısır meselesine diğer devletlerden farklı bir cihetten bakıyordu. Kavalalı gibi bir güç İstanbul’a yerleşir ve devlet yönetimini ele geçirirse kaybettiği gücü geri kazandırabilirdi. Bu sebeple Rusya meselenin çözümünde Osmanlı’ya yardım etmeyi teklif edecek Osmanlı ise hemen kabul edecektir.[8]

Gerek Osmanlı’da gerekse Avrupa’da yaşanan içi karışıklıklar ve siyasi çalkantılar Kavalalı’nın Mısır’da ve Ortadoğu’da güçlenmesini kolaylaştırıyordu. Yalnız Mehmet Ali Paşa’nın emelleri kısa bir sürede kurgulanmış ve faaliyete geçirilmiş değildi. Mısır’ın değişen çehresinde ve Vali’nin başarısında yetiştiği ortamın ve mesleki hayatının etkisi büyüktü.

3. Kavalalı’nın Karakteri, Siyaseti ve Mısır’da Etkili Oluşu:

Kavalalı Mehmet Ali Paşa 19. Yüzyıl siyasetine yön veren önemli isimler arasında yer alır. 1769 yılında, Napolyon’la aynı sene dünyaya gelmiştir. Ailesiyle Arabkir’den göçen Kavalalı, Kasaba Bekçi Başısı İbrahim Bey’in on yedi çocuğundan hayatta kalan tek isim olmuştur. Babasının ölümü ardımdan amcası Tosun Ağa’nın da idam edilmesi daha erken yaşlarda Kavalalı’nın hükümete karşı kin duymasına yol açar. Amcasını kaybettikten sonra Mehmet Ali Paşa, Kavala’da Fransız bir tüccar olan Leon’la çalışmaya başlar. Kavalalı’nın Fransa sempatisi ve Mısır’da yaptığı Fransız tarzı ıslahatlar Leon’la arasında geçen iyi ilişkilere dayanmaktadır. On sekiz yaşında askeri hizmete giren Kavalalı burda da kısa süre içinde fark edilir. Kavalalı seçme erlerin başı unvanıyla Mısır’ı Napolyon Bonapart’tan kurtarmayı amaçlayan ordunun içinde yer alarak Kahire’ye ilk kez ayak basmıştır. Askeriyede kısa zamanda serçeşmelik unvanıyla Başıbozuk erlerin başkanlığına atanan Kavalalı’nın göreve geldiği sırada Bâb-ı Âli Mısır’da Kölemen beylerin ayaklanmaları ile uğraşıyordu. Kaptan-ı Derya ve Serdar-ı Ekrem Kölemen beylerini bir hile ile gemiye kapatıp İstanbul’a yollamayı planlamış fakat İngiltere bu planı bozmuştu. Kölemen Beyleri Osmanlı’ya karşı Fransa’dan yardım isteyince Hüsrev Paşa başarılı olacağına inanılarak valiliğe atandı. Hüsrev Paşa,  özel bir askeri birlik oluşturup Başı Bozukları Kahire’den uzaklaştırmayı hedefleyince, askerler verilmeyen maaşları bahane ederek ayaklanır. Kaçarak görevini terk eden Hüsrev Paşa’nın ardından sırasıyla Tahir Paşa, Ali Paşa ve nihayet Hurşit Paşa vali olarak atanır. Tahir ve Ali Paşalar olayları çözmeye ve ayaklanmaları bastırmaya muvaffak olamazken, Hurşit paşa araştırmaları sonucu her şeyin Mehmet Ali Paşa tarafından organize edildiğini öğrenir. Mehmet Ali Paşa’nın tehlikeli olduğunu gören Hurşit paşa kendisine Cidde valiliğini önerir fakat Kavalalı bu öneriyi kabul etmez. O dönemde Rusya’yla savaşan Osmanlı Mısır’da ayaklanmaların bir an önce kontrol altına alınmasını arzu ettiği ve Fransa’nın yeniden bölgede etkin olmasında çekindiği için Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı 1804 yılında vergi ödemesi, Medine’yi ele geçiren Vahhabiler’den mukaddes yerleri kurtarması şartıyla Mısır’a vali tayin etti. Kavalalı ilk askeri başarısını İstanbul’dan çekilen ve başarısızlığını İskenderiye’ye çıkarma yaparak örtmek isteyen İngiltere’ye karşı Kölemen Beyleriyle işbirliği yaparak sağlamıştır. Akdeniz’de İngiltere, Boğazlarda Rusya tehlikesiyle karşı karşıya kalan Osmanlı yardım gönderemediği halde Kavalalı’nın başarılı olması, üstüne birkaç kölemen beyini verdiği bir ziyafetin ardından öldürterek Yavuz Selim Döneminde bile sağlanamayan sükûneti sağlaması İstanbul’un dikkatini çekiyordu. Daha büyük emelleri hedeflemesinden korkulan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya Mısır yerine Selanik ve Kavala valilikleri teklif edildiyse de diplomatik başarısıyla da Bâb-ı Âli’yi ikna ederek görevde kalmaya muvaffak oldu. Oğulları İbrahim ve Tosun Paşaları’nda yardımıyla 1811 1819 yılları arasında Vahhabileri büyük ölçüde etkisiz hale getiren Kavalalı’ya başarılarından dolayı Mısır sahilleri de terk edilmiştir. Ayrıca Hicaz’ı Vahhabiler’den kurtarması İslam dünyasında da prestijini artırmıştır[9].

İç huzuru büyük ölçüde Sağladıktan sonra Kavalalı, ülkede bayındırlık, ziraat ve ticaret işlerine ağırlık vermiş Mısır’ın çehresini kısa bir sürede değiştirmiştir. Nil’den İskenderiyye’ye açılan Mahmudiyye kanalı ile sulama işlerini düzenlemiş, Kölemen ve vakıf topraklarına el koymuş, ticaret ve endüstride tekel sistemini yaygınlaştırmıştır. Pamuk, afyon, pirinç ve hububat üretimini hız verilmesini sağlamış, İplik, şeker, alkol fabrikaları kurmuştur. Göreve geldiğinde on üç bin kese olan Mısır gelirini dört yüz bin keseye kadar çıkarmış bunun ancak on iki bin kadarını Bâb-ı Âli’ye göndermiştir. Devlet gelirlerinde sağlanan bu artışla yalnızca orduyu Avrupa tarzında ıslah etmekle kalmamış geniş bir propaganda ağı kurarak Padişah üzerinde etkili olan ulema, şeyh ve hacılara para yardımlarında bulunmuştur.

Kavalalı, orduda Fransız teknisyen ve subayları görevlendirmekle birlikte yurt dışına öğrenciler de göndermiştir. 1821’de Bulak matbaasını kuran ve 1828’de Arap dünyasının ilk gazetesi olan Vaka-i El Mısriyye’yi çıkaran Kavalalı, Mısır’da izlediği politikalar açısından Napolyon’a benzetilmiş ve manevi varlığını devam ettirdiği düşünülerek Fransa tarafından sempati ile karşılanmıştır.[10]

2.    Bölüm:

 1) Mısır ve Bâb-ı Âli Arasında Gerginlik:

1806 – 1812 yılları arasında Rusya’yla yapılan savaş neticesinde Osmanlı, Sırp tebaasına bazı ayrıcalıklar vermeyi kabul etmiş böylece kendi iradesiyle ulusçuluk hareketlerine ilk ödünü vermişti. Bu Fransız İhtilâli yaydığı fikirlerden etkilenen Osmanlı İdaresi altındaki Balkan uluslarını etkilerken bağımsızlığını kazanmak yolunda ilk ayaklanmayı başlatan taraf Yunanistan olmuştu. Bu bağımsızlık hareketinin çıkmasında Bâb-ı Âli’nin İstanbul’da bulunan Yunan Patrikhanesine iyi davranmasından başka hareketin Fransa ve Rusya tarafından da desteklenmesinin etkisi büyüktü[11]. Mora’da başlayan isyan hareketlerini bastırmak için giden ordunun içinde Kavalalı’nın kuvvetleri de bulunuyordu. Kavalalı bu yardım teklifini Mora valiliğini almak suretiyle kabul etmiş, II. Mahmut da Girit, Suriye, Trablusşam valiliklerini kendisine vaat etmişti. Fakat Navarin’de Mehmet Ali Paşa’nın donanması batırılınca Vali artık askerin iletişimini sağlamanın imkânsız olduğunu bahane ederek Bâb- ı Âli’ye danışmadan ordularını Mora’dan çekti. Başkentten bağımsız hareket eden üzerine oğlu İbrahim Paşa için Rumeli, kendisi için Anadolu seraskerliğinin ve savaşın başında vaat edilen bölgelerin valiliklerinin verilmesini isteyen Kavalalı oğlu İbrahim Paşa’nın Vahhâbi Ayaklanmasını bastırmasının ardından Anadolu’da etkili olmasıyla başlayan gerginliğin tırmanmasına sebep oldu. Paşaların da kışkırtmasıyla II. Mahmut, Hüsrev Paşa’nın teklifiyle bir plan kurdu. Buna göre Selim Paşa Şam valisi olarak atanacak Mısır’da ani bir olay çıkartarak Kavalalı’yı bertaraf edecekti. Fakat Kavalalı’nın casusları vasıtasıyla bu olayı öğrenmesi istediklerini ele geçirmek için iyi bir fırsat elde etmesine neden oldu. Bir dönem fermanlı ilan edilen Akka Valisi Abdullah Paşa Kavalalı sayesinde idam edilmekten kurtulmuş fakat borcunu ödemediği gibi Akka’ya göçen mültecilerin iadesini de sağlamamış bunu yanında Suriye’den giden ipek böceği tohumunun ihracatını yasaklamıştı. Kavalalı’nın bunları kullanarak Suriye valiliğini ele geçirmek amacıyla Akka’yı kuşatması Bâb-ı Âli’ye karşı hareket ettiğinin en somut göstergesi olmuştu. Başkente sunduğu bahane ise Suriye ormanlarından faydalanarak Navarin’de yakılan donanmasını tamir etmekti.

Fransız Konsolosu Drovetti layihasında geçen bilgilere göre Kavalalı, dönemin Şam valisi Genç Yusuf Paşa’nın 1810 yılında Sayda Valisi Süleyman Paşa’dan kaçarak Mısır’a iltica etmesinden beri böyle bir niyeti taşıyordu. Bir kere Suriye ele geçtiği takdirde Süveyş Kanalı’nı kontrol etmek kolaylaşabilirdi. Suriye’nin ele geçmesi güvenliğin sağlanması açısından da faydalı görünüyordu. Zira Fatîmiler ve Napolyon istisnaları dışında tehlikeli akından hep bu yönden gelmişti.[12]

Kavalalı’nın Suriye’ye saldırışı Mısır meselesinin başlangıcını ifade eder. Fakat Vali’nin Suriye ile yetinmeyerek taleplerini artırması meselenin uluslararası bir boyuta taşınmasına sebep olmuştur.

2) Mısır Sorununun 1. Safhası: Suriye’de Kavalalı:

1831 yılında Süleyman Paşa ve oğlu İbrahim Paşa’yı 24.000 kişilik bir orduyla Akka’yı kuşatan Kavalalı orduları, Vali Abdullah Paşa’yı esir ederek İstanbul’a gönderdi. Yafa, Gazze, Hayfa’da hızla yayıldıktan sonra Şam’da bir ihtilal çıkararak Vali Selim Paşa’yı öldürttü. Kavalalı’nın Lübnan Valisi Beşir ile anlaşması da elini kuvvetlendirmişti. Tüm bunlar II. Mahmut’un haberi olmaksızın yapıldı ve Şam halkı mecburen Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı Vali olarak tanıdı. Bundan sonra İstanbul’da Şeyh’ül İslam ve tüm ulemanın imzaladığı bir fetva ile Kavalalı asi ilan edildi.[13]

Edirne valisi Ağa Hüseyin Paşa Serdar-ı Ekrem ve Mısır valisi atanarak Mehmet Ali Paşa’nın kuvvetleri üzerine gönderildi. Ancak bu kuvvetlerin de başarısız olmasının ardından Kavalalı Suriye kendine verildiği takdirde savaşı durduracağını İstanbul’a bildirdi. II. Mahmut bu teklifi reddederek kış şartlarının bastırmış olmasına ve Reşit Paşa’nın itirazlarına rağmen İbrahim Paşa’ya karşı muharebeye girişti. Savaş Osmanlı’nın kesin bir yenilgisiyle son bulurken Reşit Paşa esir düştü ve beraberindeki 30.000 asker öldürüldü.

Padişah için çok seçenek kalmamıştı. Ya imparatorluğun dayandığı İslam temellerini göz önüne alarak daha fazla Müslüman kanı akıtmadan valisiyle anlaşma yolunu seçecekti ki istekleri sonsuz olan bu vali karşısında bu pek mümkün görünmüyordu. Ya da tıpkı III. Selim’in, Napolyon Mısır’ı işgal ettiğinde yaptığı gibi Rusya’yla anlaşma yolunu seçecekti ki teklifin Rusya’dan gelmesi II. Mahmut’un kararını kesinleştirdi.

Rusya Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla Osmanlı himayesinde bulunan Ortodoksları himaye altına almış, Edirne anlaşması ile Boğazlardan geçiş hakkını elde etmişti. Yani Rusya Osmanlı’nın iç meselelerine el atarak büyük avantajlar kazanmıştı. Yalnız Kavalalı başka bir tehlike taşıyordu. Vali’nin II. Mahmut’u devirerek padişahlığını ilan etme niyetinde olduğuna dair haberler yayılmıştı. Bu sebeple Rusya, Osmanlı toprak bütünlüğünü korumak ve isyanı durdurmak için Osmanlı’ya yardım önerdi ve Padişah bu teklifi hemen kabul etti. Meselenin bu vecihle uluslararası bir boyuta taşınmıştır.

Rusya’yla anlaşma yolunu seçmeden Mısır’la sorunları gidermeye tekrar teşebbüs eden II. Mahmut, Mısır’ın yanında yer alan Fransız müşavirlerinin bu teklifi reddetmesi üzerine Tuna sahillerinde bulunan Rus donanmasının da savunma da hazır bulunmasını istedi. 1183’te Rus donanması Karadeniz’i geçince sorunun ehemmiyeti Fransa ve İngiltere’nin de dikkatini çekti. Fransa Akka, Kudüs, Nablus ve Trablusşam sancaklarının Kavalalı’ya verilmesini şayet bunu kabul etmezse kendilerinin de silahlanacağını bildirdi. Ancak Kavalalı bunlara ek olarak Beriyyetüşşam ve Adana sancaklarını da talep ederken Anadolu’da Padişaha karşı yapılan ayaklanmalara destek veriyordu. Tehlikenin İstanbul’a dayanmasından korkan Padişah,  15.000 kişilik bir Rus donanmasının Boğaziçine yerleşmesine izin verdi. Rusya’nın Boğazlar’da etkili olmasından çekinen İngiltere ve Fransa anlaşması hususunda Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı sıkıştırınca iki taraf arasında 14 Mayıs 1833 tarihli Kütahya Barışı yapıldı.  Mısır ve Girit valiliklerine ek olarak Adana ve Cidde valilikleri verildi ve Anadolu Kavalalı’yı destekleyen yandaşları affedildi. Kütahya Barışı Uluslararası bir anlaşma olmaktan daha ziyade ferman niteliğini taşıyordu ve çözümden uzaktı. Zira Osmanlı Rusya’nın İstanbul’a kadar sokulmasına izin vermişti ve en azından bu isyandan en az hasarla sıyrılmak istiyordu. Bunun üzerine Rusya Osmanlı’yla anlaşma yolunu seçti. Böylece iki devlet birbirine güvence sözü vermiş olacak ve Rusya denizlerde kazandığı avantajı devam ettirmiş olacaktı.[14]

a.     Hünkâr İskelesi Anlaşması:

8 Temmuz 1833’te imzalanan anlaşma, altı açık bir kapalı maddeden oluşuyordu ve Anlaşma maddeleri şu şekildeydi;

*Bu anlaşma iki tarafın savunma kaygısıyla yapılmıştır ve anlaşmayı yapan devletler herhangi bir tehlike anında birbirlerine yardım ederler,

*1829 Edirne anlaşmasında ve bu anlaşmada geçen maddeler tasvip edilmiştir.

*Osmanlı Devleti’nin ihtiyaç duyması halinde Rusya karadan ve denizden yardım eder,

*Yardım isteyen taraf her kimse yardım eden devletin savaş masraflarını öder,

*Anlaşma süresi sekiz yıldır.

*Anlaşma iki ay içinde onaylanacaktır.

Gizli Madde: Savaş masraflarını ödeme konusunda Osmanlı Devleti zorlanacak olursa Rusya para talep etmeyecek fakat Rusya yardıma ihtiyaç duyarsa Osmanlı düşmanlara Çanakkale Boğazı’nı kapatacak ve savaş gemilerinin geçişini engelleyecek fakat Rus gemilerine geçiş hakkı tanıyacak.[15]

Anlaşmanın imzalanmasının ardından çok geçmeden gizli madde öğrenildi ve özellikle İngiltere tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. Dışişleri Bakanı Palmerstone durumu endişe verici bulduğu belirtti. 26 Ağustos 1833 yılında Osmanlı- Rusya arasında şekillenen bu yeni durumun başka devletlere zarar verebileceğini ve İngiltere’nin bu anlaşmayı tanımayacağını belirten bir protesto notası sundu. Aynı şekilde Fransa’da Sultanın zayıf bir anından yararlanılarak maddelerin genişletilebileceğinden korkuyordu. Bu endişelerle İngiltere ve Fransa Boğazlarda donanmalarını çoğaltmış ve takip eden dönemlerde Boğazların kapalılığı ilkesinin korunması çalışmasına hız vermişlerdir[16].

b.    Müchengratz Anlaşması:

Çar anlaşmayı iptal edebileceğine dair sinyaller vererek kamuoyunu yatıştırmaya çalışıyordu fakat bir yandan Avrupa’da çok tepki çekerek yalnız kalmak da istemiyordu. İşte bu sebeplerle Avusturya ve Prusya’yı yanına çeken Rusya üçlü bir ittifak olan Müchengratz anlaşmasını imzaladı. Üçü açık ikisi kapalı olmak üzere anlaşma maddeleri şu şekildedir:

*Anlaşmayı imzalayan devletler, Osmanlı İmparatorluğu’nun Osmanlı hanedanının elinde kalması için yardım ederler,

* Anlaşmayı imzalayan devletler Osmanlı’da gerek hanedan değişikliği gerekse İmparatorluğun hükümranlık haklarını tehdit eden herhangi bir hususu birlikte önlemeye söz verirler

* Bu madde onaylama şartlarını ihtiva eder.

I. Gizli Madde: Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa tarafında bulunan ülkelerinde herhangi bir şekilde genişlerse anlaşmayı yapan devletler beraber önlemeyi kabul ederler.

II. Gizli Madde: Osmanlı devleti yıkılmak tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa müttefikler gerek kendi gerekse Avrupa devletlerinin menfaatlerine ters düşecek durumlara hep birlikte mani olacaklardır.[17]

3) Mısır Sorunu’n İkinci Safhası:

Kütahya anlaşması iki tarafı da memnun etmiş görünmüyordu. Kavalalı hedefine ulaşamamıştı II. Mahmut ise çok kaybettiğini düşünüyordu. Sultan bu asi valisinin haddini bir an önce bildirmek istiyor “Mehmet Ali’nin başını getirene imparatorluğu da İstanbul’u da bağışlarım” diyordu[18].

Huzursuzluk çok geçmeden baş gösterdi. İlk mesele Kavalalı’nın İstanbul’a gönderdiği vergi ile ilgiliydi ki Osmanlı bunu çok az buluyordu. Ayrıca Sultan barışı kağıt üstünde kabul etmiş görünüyordu ve Kavalalı’yı bir an önce yok etmek için tüm fırsatları kullanıyordu. Halk Valinin yönetiminden memnun sayılmazdı. Kavalalı valiliğini üstlendiği yerleri kalkındırıyor ve gelirleri artırarak hazineyi dolduruyordu. Fakat Müslüman halk ağır vergilerden ve Hıristiyanlarla aralarında eşitlik prensibi güdülmesinden rahatsız oluyordu. Bu sebeple çok geçmeden Lübnan ve Suriye’de ayaklanmalar başladı. Mehmet Ali Paşa Lübnan’da ayaklanmaların Sultan tarafından desteklendiğini ve Reşit Paşa’nın bölgeye gönderildiğini duyunca Urfa dolaylarına İbrahim Paşa Komutasındaki askerleri yerleştirmeye başladı. Her şey Sultan’ın lehine görünüyordu ve Vali de bu durumun farkındaydı. Bunun üzerine Kavalalı çevresinde bulunan bölgelerin yönetiminin babadan oğla geçmek suretiyle kendisine verilmesini ve Suriye ile Adana’nın iade edilmesini talep etti. Ayrıca Vali’nin halifeliği de Kahire’ye taşımak gibi bir niyeti olduğu biliniyordu. Mekke ve Medine idaresi Mısır’a aitti ve Mısır bağımsızlığını kazanırsa Osmanlı hutbelerde mübarek yerlerin koruyucusu olduğunu iddia edemeyecekti.[19] Bu düşüncelerle Kavalalı Mehmet Ali Paşa bağımsızlığının ilan etti ve Rusya’nın da fikrini alan Sultan II. Mahmut Valiye savaş açtı.

Osmanlı bu sefer kazanacağımdan emin görünüyordu. Zira bu arada İngiltere ile anlaşma yoluna gidilmiş, ordu da ıslahat yapılabilmişti. Ayrıca tarafların asker sayıları ve silah olanakları da eşitti. Osmanlı Nizip’te İbrahim Paşa komutasında ordular ise Halep’te karargâh kurdu. Yalnız Osmanlı ordusunun başında Molla Ahmet Paşa bulunuyordu ve genellikle mollaların görüşlerine önem veriyordu. Daha savaşın başında Komutan ve orduda bulunan üç Prusyalı kurmay subay arasında anlaşmazlık çıktı. Subay Moltke önce cuma günü baskın yapmayı daha sonra ertesi sabah ani bir baskın yapmayı teklif ettiyse de komutan bunların caiz olmayacağını söyledi. Bu arada İbrahim Paşa Osmanlı ordusunu ablukaya almıştı. Moltke’nin son Birecik’e çekilme teklifi de kabul görmeyince Osmanlı ağır bir yenilgi almaktan kurtulamadı. II. Mahmut haber İstanbul’a ulaşmadan birkaç gün önce vefat etmişti.(1 Temmuz 1839)[20]

Sonuç:

Kavalalı Mehmet Ali Paşa olayı imparatorluğu yaklaşık on yıl iç karışıklığa sürüklemiş ve devletin yıkılış sürecini hızlandırmıştır. Bu olay sayesinde Viyana Kongresi’nde konuşulan “Şark Meselesi”nde Avrupalı devletlerin üstleneceği roller ve hedefleri su yüzüne çıkarken meselenin sürdüğü esnada imzalanan Hünkar iskelesi Anlaşması boğazlar konusunda düzenlemeler yapılması gerekliliğine olan inancı körüklemiştir.[21] Nitekim 18 Temmuz 1841 yılında imzalanan Boğazlar sözleşmesiyle Türk boğazları ilk kez uluslararası bir statü kazanırken barış zamanlarında kapalılığı ilkesi kabul edilmiştir. Rusya Hünkar iskelesinde kazandığı tüm avantajları kaybederken Fransa belirli bir süreliğine Mısır’dan uzaklaştırılmıştı. Rusya ve Fransa tehlikesini Osmanlı’dan uzaklaştırmayı başaran İngiltere, İstanbul büyükelçisi Sir Stratford Canning’in de katkılarıyla Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasına geçmiş ve 1878’e kadar sürecek olan bu ittifaktan büyük kazançlar elde etmiştir. Denge politikasının en mühim sonuçlarından biri olan ve Osmanlı’nın ömrünü uzatan bu politika İngiltere’nin 19. yüzyıl yarışından galip çıkan devlet olmasına da büyük katkı sağlamıştır.[22]

Kaynakça:

  1. Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı, TTK, Ankara, 1988
  2. Karal, Enver Ziya, Osmanlı Ansiklopedisi, C.IV II. Mahmut maddesi
  3. Sander, Oral, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, İmge kitabevi, Ankara, 2006
  4.  Sander, Oral, Siyasi Tarih, İmge Kitabevi, Ankara, 1999
  5. Armaoğlu, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi

[1]  Kaynar, Reşat, Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat, TTK, 1985, Ankara.

[2] Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi, TTK, 1988, Ankara

[3] Armaoğlu, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım yay., 2006

[4] Sander, Oral, Siyasi Tarih, İmge Yay., 1999, Ankara

[5] Sander, Oral, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, İmge Yay., 2006, Ankara

[6] Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi, TTK, 1988, Ankara

[7] Sander, Oral, Siyasi Tarih, İmge Yay., 1999, Ankara

[8] Sander, Oral, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, İmge Yay., 2006, Ankara

[9] Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt V, TTK, 2007, Ankara

[10] Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi, TTK, 1988, Ankara

[11] Sander, Oral, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, İmge Yay., 2006, Ankara

[12] Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi, TTK, 1988, Ankara

[13] Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt V, TTK, 2007, Ankara

[14] Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi, TTK, 1988, Ankara

[15] Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi, TTK, 1988, Ankara

[16] Sander, Oral, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, İmge Yay., 2006, Ankara

[17] Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt V, TTK, 2007, Ankara

[18] Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt V, TTK, 2007, Ankara

[19] Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Cilt V, TTK, 2007, Ankara

[20] Altundağ, Şinasi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi, TTK, 1988, Ankara

[21] Sander, Oral, Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, İmge Yay., 2006, Ankara

[22] Kaynar, Reşat, Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat, TTK, 1985, Ankara.

Yazar Hakkında

E-Posta: st07230083@etu.edu.tr
7 Tane Yazı Yazdı

Yorumlar (3)

Yorum Yaz

Yazı ve Materyalleri Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz © 2011-2014 aksitarih.com