Osmanlı Devleti’nde Malikâne Sistemi

Painting: Luigi Mayer – Kirkclisia

Osmanlı’da 17.yy. son çeyreğinde yoğunlaşan savaşlar giderleri arttırdı. Bunun yanında gelir de, elden çıkan topraklar sebebiyle azaldı. Devlet, bütçedeki açığı kapatmak için mukataaları peşin ödeme şartı ile bir yıllık veya 6 aylık süreyle iltizama vermeye başladı. Bu durum, mültezimlerin peşin ödedikleri parayı daha hızlı elde edip kâra geçmek için reayanın üstündeki vergi yükünü artırmasına sebep oldu. Elindeki tüm nakit parayı vergi olarak veren çiftçi ise tohum, hayvan vb. ihtiyaçları için tefecilere başvuruyordu. Dolayısıyla çiftçi borcunu ödeyemediği zaman toprağını kaybediyordu.

Devlet, hem çiftçiyi korumak hem de nakit gelir sağlamak için de 1695 yılında yayınlanan ferman ile mukataaların kayd-ı hayat (ömür boyu) şartıyla umuma açık müzayede ile satılmasını kararlaştırmıştır.

Bu sistemle, devlet vergi kaynağı olan toprağı ve çiftçiyi koruyor, aynı zamanda her yıl vergiyi nakit olarak almayı garanti ediyordu. Bunun haricinde, malikâne sisteminin getirdiği bir başka gelir kaynağı ise “ muaccele ” denilen mukataaların satış bedeli idi. Muaccele’nin asgarisini devlet belirler akabinde müzayede yapılırdı, en yüksek teklifi veren kişi mukataanın, ömrü boyunca, sahibi olurdu. Eğer ki tekliflerin hiçbiri asgari hadde ulaşmazsa satış yapılmazdı. Kurallara uyulmaz ve böyle bir satış gerçekleştirilirse satış hükümsüz sayılır ve yeniden müzayede yapılırdı.

Önceleri satışa çıkarılan  mukataâların  çoğu düşük gelire sahip olanlardı. Temin edeceği kâr oranı düşük olacağı için muaccele bedelleri de düşük olan mukataâların satışa çıkarılmasının temel sebebi mümkün olduğu kadar geniş bir alıcı kitlesini malikâne piyasasına çekmekti. Nitekim bir kişinin muaccelesini ödeyemeyeceği oranda büyük mukataâlarda ise hisselere bölünmek suretiyle, birkaç kişinin müştereken almasına olanak sağlanmıştır.

Malikâne sahipleri mülklerinde ömürleri boyunca hüküm sürerlerdi. Malikâne sahibi öldüğü zaman devlet mukataâyı geri alır ve yeniden müzayedeye koyardı. Rahmetli malikâne sahibinin yetişkin oğlu varsa ve artıma sonucunda en yüksek bedeli ödemeyi kabul ederse mukataâyı alırdı.

Malikâne sahibi, mukataâsını satma hakkını elinde bulundururdu. Malikâne sahibi öldüğü zaman tekrar muaccele ödemek istemeyen varisler, ölümü gizler ve ölümden önce başkasına satılmış gibi gösterirlerdi. Bunları engellemek için 1705’te malikânelerin satışıyla ilgili şu yöntem kabul edildi; Malikânesini satmak isteyenler şahsen Defterdar’a veya bölgenin yetkili maliye memuruna isbat-ı vücud etmek zorundaydı. Ayrıca bu şarta uygun olarak mukataayı sattıktan sonra 40 gün içerisinde ölürse, satış geçersiz sayılacak ve mukataa devlete geri verilecekti. Özel satışlardan başlangıçta hiçbir resim (vergi) alınmazdı. Bunun bazı suistimallere yol açtığı öne sürülerek 1735’ten itibaren, fertler arası malikâne alım-satımında, kayıtlı muaccele bedelinin %10’u kadar resim alınmasına karar verildi.

Malikâne sahibi, satın aldığı mukataânın yıllık nakit vergisini ve bu vergi miktarının %5-20 arasında değişen kalem vs. harçlarını yılda üç taksitle ödemeyi garanti ediyordu. Eğer ödeme gerçekleşmezse, devlet mukataâyı geri alırdı. Buna karşılık devlet de vergi miktarını malikâne sahibinin rızası olmadıkça artırmamayı garanti ediyordu.

Malikâne sisteminin temel amacına bakacak olursak, malikâne sahiplerinin topraklarının bizzat başında bulunduğu düşünülebilir.

…mukataâsının yanı başında kalarak vergileri bizzat tahsil etmek üzere yaratılmış görünen malikâneci tipi, zamanla iyice belirginleşen bir şekilde İstanbul’da oturan ve malikânesini iltizamla idare ettiren bir nevi “ rentier ” haline girmiştir. (Mehmet Genç)

Bu açıdan bakıldığında malikâne sisteminin iltizamı usulünü bitirmediğini, hatta onunla bütünleşerek varlığını sürdürdüğünü görüyoruz. Bütün bunlar düşünüldüğünde malikâne sahipleri, vergi gelirinden pay alan, mültezimle devlet arasında bir nevi parazitmiş gibi görünebilir. Lakin malikâne sahipleri “ vergi kaynağının himayesini yüklenen ve bunun karşılığında vergi giderinden bir miktar pay alan “ bir zümredir. Ayrıca malikâne sahibi önceden yatırdığı muaccelelerin faizi olarak vergiden pay almıştır.

1715 yılında, Osmanlı Devleti malikâne sisteminin kuruluş amacını yerine getiremediğini teşhis edince (Asya’daki bazı malikâneler dışında) bütün malikâneleri lağvetmiştir. Her ne kadar görünen sebep buysa da, asıl sebep buna müteakip gerçekleştirilen faaliyetlerde görülebilir. Devlet bu sistemi lağvettikten sonra garanti ettiği için artırmadığı yıllık vergileri artırdı ve bir yıl emanetle idare ettirip yıllık hâsılat miktarlarını kontrol etti, yıllık vergileri buna göre belirleyip 1717’de aynı mukataaları yine malikâne olarak müzayede edeceğini lakin eski malikâne sahiplerinin daha önce yatırmış oldukları muaccele miktarının yarısını ödemek koşuluyla aynı mukataâlara sahibi olabilecekleri açıklandı.

Malikâne sistemi dahilinde başka vergi kalemleri de mevcuddur. Örneğin; muaccele toplamının %25’i kadar alınan “ Cülûs Resmi “ ve muaccele toplamının %10-15’i kadar alınan “ Cebelû Belediyesi “. Bu kalemlere bakıldığı taktirde devletin nakdi gelire en çok ihtiyacı olan zamanlarda ( padişah değişikliği ve savaş zamanlarında) son derece (devlet ekonomisi için) rahatlatıcı olmuştur.

Genel olarak bakarsak; malikâne sistemi, devlet ekonomisinin aynîlikten nakdîliğe geçişini kolaylaştıracak şekilde tasarlanmış ve birleştirmeye çalıştığı iltizam ile tımar arasındaki uyumsuzluğun sembolü haline gelmiştir.

Kaynaklar:
Diyanet Yayınları İslam Ansiklopedisi
Mehmet Genç – Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi

İlgili Sunum Videosu :

Yazar Hakkında

20. yüzyılın sonlarında doğdu

E-Posta: st092301004@etu.edu.tr
19 Tane Yazı Yazdı

Yorumlar (4)

Yorum Yaz

Yazı ve Materyalleri Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz © 2011-2014 aksitarih.com