Osmanlı Devleti’nde Şehzade Sancağı Manisa

Minyatür: Saray-ı Amire 18. yy – Şemailnâme-i Ali Osman

Manisa ilk defa Yıldırım Bayezid’in 1389-1390 yılındaki harekâtı sırasında Osmanlı idaresi altına alınmıştır. Osmanlı idaresine girdikten sonra, Fetret Devri’nde olduğu gibi, zaman zaman idare altından çıktığı olmuştur. Son olarak 2. Murad tarafından bölgede sükûnet sağlandıktan sonra şehir, Osmanlı idaresi altında varlığını sürdürmüştür. Öyle ki Osmanlı Devleti’nin en önemli şehirlerinden biri olmuştur. Bu önemi de sancak şehri olmasından kaynaklanmaktadır. Osmanlı Devleti’nde kuruluştan itibaren sancak şehirleri bulunmaktadır. Sancak şehri olmanın belli başlı kuralları vardır. Bunların en önemlisi ise daha önce büyük bir devlete başkentlik yapmış olmaktır. Bu bağlamda Osmanlı’nın en önemli sancak şehirleri şunlardır: Germiyanoğulları’na başkentlik etmiş Kütahya, Kadı Burhanettin Devleti’ne başkentlik etmiş Sivas ve Amasya, Hamidoğulları’na başkentlik etmiş Isparta ve Antalya, Selçuklu Devleti’ne başkentlik etmiş Konya ve son olarak Saruhanoğulları’na başkentlik etmiş Manisa’dır.

Şehzadeler sancağa çıkma vakitleri geldiklerinde Osmanlı Devleti’nin sancak şehirlerinden birine padişahın ataması doğrultusunda giderlerdi. Şehzadenin sancakta aldığı eğitim bir nevi günümüz kavramıyla staj olarak değerlendirilebilir. Öyle ki sancaklar payitahtın küçük birer kopyasıdır. Bu yüzden payitahtta bulunan her şeyin mikro bazda bir örneği sancakta da olmalıydı. Şehzadelerin sancaktaki maiyyetleri hakkında ayrıntılı olarak ileride bahsedeceğiz. Evvelen bilinmeli ki payitahtta padişahın emrinde ne kadar ve ne tür hizmet ve hizmet erbabı var ise şehzadenin maiyyetinde de mikro bazda olacak şekilde aynısı bulunmaktadır. Şehzade, sancakta mikro bazdaki devleti yönetirken devlet yönetme tecrübesi elde etmiş ve böylece tahta cülus ettiğinde acemilik çekmeden devleti yönetmiştir. Ayrıca şehzadenin bölge halkı ile kaynaşması, bölge halkının hanedandan olan birine daha kolay itaat edecek olması da gözetilmiştir. Tabii burada tahta cülus edecek şehzadenin de kim olacağı önemli bir mevzudur. Sancağın konumu burada büyük önem teşkil etmektedir. Padişah vefat ettiğinde tahta ulaşan ilk şehzade tahta cülus etmeye hak kazanırdı. Bu bakımdan tahta en yakın sancak şehzadenin gelecekteki padişah olma ihtimalini de kuvvetlendiriyordu. İşte bu noktada Manisa sancağı ön plana çıkıyor ve şehzade sancakları arasında ayrı bir önem taşıyordu. Şehzadelerin sancağa gönderilme uygulamasını anlamak için öncelikle Osmanlı Devleti’ndeki şehzadelik müessesi incelenmelidir.

Osmanlı’da Şehzadelik Müessesi:

Şehzadelik, Osmanlı Devleti’nde padişahın oğluna verilen unvandır. Farsça bir kelime olup, hükümdar oğlu demektir. Ayrıca Osman Bey’in oğlu Ali ve Orhan Bey’in oğlu Süleyman’a “Paşa”; 1. Bayezid’in büyük oğlu Süleyman’a “Emir”; İsa, Musa ve Mehmet’e “Çelebi”; 2. Bayezid’in oğulları Ahmet ve Korkut’a “Sultan” unvanları verilmiştir. Paşa ve Emir unvanları büyük oğullara, Çelebi ise küçük oğullara verilen unvanlar olarak dikkat çekmektedir.[1]  Daha sonra ise şehzade unvanı önemli bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Unvanların yanında ayrıca şehzade elkabları ayrı bir önem arz etmekteydi. Elkablar şehzadelerin makam ve yerinin belirlenmesi için şehzadelere ait veya onlara yazılan resmi yazıların başına konulmuştur. Örneğin, 1. Süleyman’ın Şehzade Mustafa’yı Manisa’dan Amasya’ya sancakbeyi olarak tayin ederken yazdığı fermanda Şehzade’nin elkabı şöyleydi:

Ferzend-i ercümend-i erşed-ü es’ad nur-ı hadaka-ı salaanat ve kişver küşayı ve nevver-i hadıka-i hilafet-ü ferman revayı der umman-ı şehriyaridürr-i isman-ı tacdari kurret-i uyu’nus saltanat’is-sermediye izze…el-ebediyye.. avatıfü’l-melikü’l-a’la adudut devletü ve’d-din oğlum Mustafa tale bekahu”[2]  Bu elkabların, şehzadeye yazılacak her yazının başına konulması zorunluğu vardır. Bunlar şehzadelerin devlet içindeki hiyerarşik yerini belirlemek açısından önemlidir.

a) Şehzadelerin Eğitimi:

Şehzadelerin eğitimi iki aşamadan oluşmaktadır. İlk kısmı, sancağa çıkmadan önceki sarayda geçen teorik eğitimdir. Teorik eğitim için saray dışından bir hoca gelir ve eğitim 13 yaşına kadar devam ederdi. Bu sürenin 11 yaşa kadar indiği de olmuştur. Şehzadenin gelecekte hükümdar olacağı varsayıldığı için şehzadenin aldığı eğitime verilen önemin büyüklüğü su götürmez olacaktır. Şehzade ancak yaşı geldiği zaman sünnet töreninden sonra sancağa çıkardı. Sünnet törenleri de doğum törenleri gibi gösteriş içinde büyük şölenlerle kutlanırdı. Zaten Osmanlı’da bu tip törenlerin en önemli amaçlarından biri, törenlere ülke dışından gelen ya da ülke içindeki misafirlere Osmanlı hükümdarının kudret, kuvvet ve zenginliklerinin gösterilmesi idi. Şehzadenin sarayda aldığı eğitimin bir diğer aşaması ise fiziksel eğitimdir. Çünkü bir Osmanlı şehzadesi hem bir savaşçı gibi kılıç sallamasını hem de bir sanatçı gibi şiir yazmasını, mûsıkî icra etmesini bilmelidir. Leslie Pierce’ın “Şehzade Okulu”[3] tabir ettiği eğitim okulunda, fiziksel eğitimde ise şehzadeler iç oğlanlarla birlikte dövüş sanatları ve binicilik eğitimi alıyorlardı. Şehzade, aldığı binicilik ve dövüş dersleri sayesinde iyi at biner, iyi atıcılık yapar ve kendini koruyabilirdi. Öyle ki Şehzade Mustafa’nın katli sırasında gerçekleşen bir olay şöyle anlatılır. “1. Süleyman Şehzade Mustafa’yı öldürme emrini verince Şehzade Mustafa üzerine atlayan cellatlardan kurtulmuş, kaçıp kurtulma ümidi doğmuş iken kaza eseri elbisesi ayağına dolaşınca Şehzade katledilmiştir.”

Bu olaydan da anlayacağımız üzere şehzadelerin aldığı eğitimler yabana atılır cinsten değildi. Şehzadelerin asıl eğitimleri ise ikinci aşama olan sancak eğitimidir. Sancak eğitiminde teorik eğitim devam etmektedir. Şehzadelerin sancakta iken Felsefe, İslam Tarihi, Yunan Tarihi gibi dersler aldıkları bilinmektedir. Yalnız sancakta alınan teorik eğitim şehzadenin entelektüelitesini geliştirmekten ziyade devlet yönetiminde kullanabileceği muhteviyata sahip derslerden ibarettir. Öyle ki sancağa çıkan şehzadelerin aldıkları dersleri tam olarak bilemesek de üç başlık altında sıralayabiliriz: 1) Devlet idaresi ile ilgili dersler 2) Dini, ahlaki, manevi dersler 3) Spor (at binme, ok, kılıç vs.)

b) Şehzade’nin Maiyyeti:

Daha önce bahsettiğimiz gibi şehzadenin sancakta aldığı eğitim bir nevi günümüz kavramıyla staj olarak değerlendirilebilir. Bu stajın temel öğesini şehzade maiyyeti oluşturmaktadır. Şehzadenin maiyyeti, saraydan gelen ve hemen her konuda ehil kişilerden oluşmaktaydı. Eğer sancaktaki şehzade, padişah olur ise lalası da vezir görevi üstleniyordu. Şehzade ister çocuk yaşta olsun isterse yaşı kemale ersin lalası hemen her konuda danışman görevi görmektedir. Zaten bu maiyyet özel olarak padişah tarafından atanmakta ve özel olarak seçilmektedir. Lala da vezir görevi gördüğü ve sancakta şehzadeye yol gösterecek yegâne kişi olduğu için bazı özelliklere göre seçiliyordu. Lalanın dışında şehzadelerin maiyyeti oldukça kalabalıktır. Şehzade Mehmet’in maiyyeti sancak yönetimini kafamızda tasavvur edebilmemiz için güzel bir örnektir:

“Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmet, Manisa’ya hareket ederken yanında; Cemaat-i Ağayan ve gayrihü 30 kişi, tabib 6, Cemaat-i Çaşnigaran 15 kişi, Cemaat-i Çavuşan 15 kişi, Cemaat-i Enba-i Sipahiyan 60 kişi, Cemaat-i Silahdaran 50 kişi, Cemaat-i Ulufeciyan 30 kişi, Cemaat-i Gureba 25 kişi, Cemaat-i Bevvaban ve meşaleciyandan 31 kişi, Cemaat-i Hademe-i Istabl (ahır hizmetçileri) 46 kişi, Cemaat-i Katırcıyan 17 kişi, Cemaat-i Şütran Made 21 kişi, Cemaat-i Şütran Ner 21 kişi, Seyisan-ı Esban-ı Hassa (eşşek seyisleri) 9 kişi, Sayisan-ı Bargiran (at seyisleri) 11 kişi, Şakirdan-ı Sayis 11 kişi, Cemaat-i Mehteran-ı Alem 11 kişi, Cemaat-i Mehteran-ı Çadır 42 kişi, Cemaat-i Kiler 9 kişi, Cemaat-i Helvaciyan 3 kişi, Cemaat-i Habbazin 8 kişi, Cemaat-i matbah 2 kişi, Cemaat-i Hayyatin 13 kişi, Cemaat-i Cemaşuyan 4 kişi, Cemaat-i Ehli Hıref 13 kişi, Cemaat-i Çakırcıyan 8 kişi ve Cemaat-i Şahinciyan 9 kişi olmak üzere toplam 542 kişi bulunuyordu.”[4]

c) Şehzadelerin Sancağa Tayini:

Şehzadelerin Sancağa Çıkışı – Arifi

Şehzadelerin gelecekte padişah olarak tahta çıkacak olmaları hasebiyle sancakta birtakım eğitimlerden geçirilerek devlet yönetimine hazırlanması için sancağa çıkma uygulamasına tabi tutulduğundan daha önce bahsetmiştik. Şehzadelerin sancağa tayin meselesi ise Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren aşamalı olarak değişim göstermiştir. Kuruluş döneminde tam anlamıyla sistematik bir sancağa çıkma usulü olmasa da fetih politikasının bir gereği olarak uç beyliklerine uygulanan sistem uygulanmıştır. Hem devletin fetih politikası gereği fütuhat hareketlerine katılmış hem de şehzadenin askeri ve yönetimsel bir eğitim alması amacıyla uçlarda yeni fethedilen yerler şehzadelere paylaştırılmıştır. Şehzadeler buralarda bir uç beyi gibi davranarak fethedilen yerlerin Türkleşmesini sağlamış ve devlet yönetimine hazırlanmışlardır. Sultan 2. Selim’den itibaren sancağa çıkma sistemi radikal değişikliklere maruz kalmıştır. Bu dönemden itibaren sancağa sadece hükümdarın büyük oğlu gönderilmeye başlandı. 3. Murat ve 3. Mehmet bu şekilde tahta cülus etmişlerdir. 1595 yılında yani Sultan 3. Murat’ın ölümünden sonra şehzadelerin sancağa gitme uygulaması yerine yerlerine bir mütesellim göndermesi uygulaması başlamıştır. Bundan sonra artık iyice bozulan sancak uygulaması 1648’den itibaren tamamen kaldırılarak şehzadelerin kafes hayatı dediğimiz ülkenin kaderini doğrudan etkileyen uygulama ile son bulmuştur.

Şehzade Sancağı Manisa:

Manisa Osmanlı sancak şehirleri arasında ayrı bir öneme sahiptir. Bu önemin bir kısmı Manisa’da sancağa çıkan şehzadelerden padişah olanların sayısının daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Padişah vefat edince payitahta ilk ulaşan şehzadenin tahta oturduğundan bahsetmiştik. Manisa’nın hem tahta yakın olması hem de deniz yolu ile ulaşılma imkânının bulunması Manisa’yı diğer sancaklar karşısında avantajlı kılmıştır. Bu imkânlarından dolayı bir süre sonra tahta çıkması kuvvetle muhtemel şehzadeler Manisa sancağına gönderilmeye başlanmıştır. Böylece Manisa sancağı, gelecek padişaha ev sahipliği yaparak diğer sancaklardan daha büyük bir önemi haiz olmuştur. Osmanlı Devleti’nde 13 şehzade Manisa sancağına tayin olmuştur. Bunlar: Yıldırım Bayezid’in oğlu Süleyman Çelebi; 2. Murad’ın oğlu Mehmed (Fatih); Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Mustafa; 2. Bayezid’in oğulları Abdullah, Alemşah, Korkut, Mahmud; Yavuz Sultan Selim’in oğlu Süleyman (Kanuni); Kanuni’nin oğulları Mustafa, Mehmed, Selim; 2. Selim’in oğlu Murad ve 3. Murad’ın oğlu Mehmed’dir. Bu şehzadelerden ise 6’sı padişah olabilme lütfuna mazhar olmuşlardır. Bunlar: Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 2. Selim, Sultan 3. Murad, Sultan 3. Mehmed ve Manisa’da doğan Sultan Mustafa’dır. Osmanlı Devleti’nin en önemli padişahları arasında sayabileceğimiz padişahlardan bir kısmı sancak usulü ile Manisa’da eğitim görmüş ve devletin geleceğine yön vermişlerdir. Bu bağlamda bir şehzade okulu olarak hizmet veren Manisa 150 yıllık sürede 13 şehzade yetiştirmiştir ve bunların büyük bir kısmı padişah olarak ülkenin geleceğini tayin etmiştir. Sancaktaki eğitim sadece şehzade ile sınırlı değildi. Maiyyetinde bulunan lala, defterdar gibi devlet yönetiminde önemli rol oynayan görevlerde bulunan görevliler de şehzade tahta çıktığında padişaha hizmet edecekleri için devlet işleri hakkında tecrübe ediniyor, eğitim görüyorlardı.

a) Şehzade Sancağı Olabilme Şartları:

Osmanlı Devleti’nde şehzade sancakları gelişigüzel seçilmemiştir. Sancak seçilecek şehirlerin belli başlı özelliklere sahip olması gerekiyordu. Bu özellikleri üç maddede sıralayabiliriz:

1) Uç bölge olmak: Uç bölge olma özelliği daha çok kuruluş döneminde tercih edilen bir özellikti. Daha önce bahsettiğimiz üzere şehzadeler uç bölgelerde yeni fethedilmiş yerlere atanır ve orada bir uçbeyi gibi faaliyet göstermesi beklenirdi.

2) Eski Anadolu beyliklerinin başşehri olması: Sancak şehrinin eski bir başkent olması ona kültürel ve siyasi bir anlam katmasının yanı sıra Osmanlı başkentinde padişahlık yapacak bir şehzadenin eski bir başkenti yönetmesi de simgesel bir anlam taşımaktadır. Ayrıca eski bir başkent sancak yapılarak Osmanlı ile beylik halkını yakınlaştırmaya, hanedan ile eski beyliklerin bütünleşme sürecine olumlu katkı yapması hedeflenmiştir.

3) Şehrin önemli bir tarih, kültür, medeniyet ve ticaret merkezi olması ve diğer merkezlere yakınlığının bulunması.

b) Şehzade Sancağı Olmanın Manisa’ya Kazandırdıkları:

Saray-ı Amire’den günümüze hala ayakta olan yapı.
Fatih Kulesi

Şehzadelerin sancaklara çıkarken yanlarında götürdükleri maiyyetten bahsetmiştik. Şehzade bu maiyyet ile birlikte yanında yine mikro bir hazine de götürmekteydi. Şehzade bu hazine ile padişahın başkentte yaptığı gibi imar faaliyetlerine önem vermekteydi. 2. Bayezid’in şehzadelerinin her birinin yıllık 1.200.000 akçelik hasları vardı.[5] Bu miktar zamanın vezir-i azamının hassına bedel bir miktardı. Manisa’ya imar faaliyeti olarak en çok önem verenlerden biri 2. Murad’dır. 2. Murad ne Manisa’da doğmuş ne de sancağa çıkmıştır. Sultan 2. Murad’ın Manisa ile ilgisi 1444 yılı civarında tahtı oğlu Mehmed’e bırakıp Manisa’ya inzivaya çekilmesi ile başlamıştır. Manisa’da bulunduğu süre içerisinde 1445 yılında Saray-ı Amire’yi inşa ettirmiştir. 2. Murad’dan sonra gelen şehzadelere ev sahipliği yapan saray zaman içerisinde tahrip olmuş ve yıkılmıştır. Günümüze adalet kasrı ya da kütüphane olduğu tahmin edilen bir yapı kalmıştır. 17. asırda Manisa’yı ziyaret eden Evliya Çelebi Saray-ı Amire’den uzun uzun bahsetmiştir.

”Şehrin aşağı şimal canibinde sahray-ı lâlezarda vaki olmuştur. Canibi erbaası kal’e gibi tuğladan mebni car köşe bir binayı metindir. Ve canibi garba nazır bir tahta kapusu vardır. Dairenmedar cürmü 3.300 adımdır. Ve asıtane tarafından bostancıbaşı ve 200 sarı külahlı bostancıları vardır. Daima bu bağı iremi tımar idüp anda olan selef mülüklerin halice ve havayice ve altın ve gümüş makulesi envai ve simüzer hüleleri ve fıskiye ve kadehleri ve gayri emanetlerin kurşunların ve mutâlla âlemlerin göz edüp bu bağ irem zatı tamir ve temrinle mukayyet olurlar ve mâhsulâtın bedel mesarif Asıtanede terkecibaşıya irsal cizyedendir. Bu cavzaı ve hadikai bağı cinan ile hıyaban yeridir. Kim adam maksurelerinde meka ettikte şukufesinin rayihai tayyibesinden alemin dimağı muattar olur. Ve cenabı bari ruyı arzda sun’un isar için ne kadar kere yüz bin elvan nebatı kiyahat es haratı hoş bu halketmiş ise de cümlesi bu gaytanı iremzatta mevcuttur. Ve selef ukalaların bu bağı sadrenci naksi terhedüp alettertip cırpı ile yüz bin şeceratı müsbiratı ve gayrı dirahtı çınarları ve kavak ve servi ve bıdı ve sernigünları ve gûnagûn şererei Tayyibeleri diküp saf saf alettertip dizülüp duru. Böyle bir sayedar ve koyah hıyaban hadikai sultandır.”[6]

Şehzade Şehinşah 1490 yılında annesi adına Hatuniye Camisi’ni, ayrıca Kurşunlu Han, Serabat Hamamı, Şehzadeler Türbesi’ni yaptırmıştır.[7] Şehzade Murad Muradiye Camisi’nin yapımını başlatmış, hamam yapımına girişmiştir. Ayrıca şehzadeler ibadet yerlerine ayrı bir önem verdikleri için cami yaptırmaya özen göstermişler, önceki şehzadeden yarım kalan cami olduğunda yapımını kendileri tamamlamışlardır.

Sonuç:

Sonuç olarak Manisa yüzlerce yıllık bir tarihe sahip, onlarca devlete başkentlik etmiş, imparatorların uğrak mekânı olmuş önemli bir şehirdir. Osmanlı Devleti’nin Anadolu’daki kalbi, ikinci payitahtı olmuştur. Öyle ki Manisa için “İstanbul Rumeli’nin, Manisa Anadolu’nun payitahtı” denilmiştir. Padişah tarafından Manisa’ya atanan şehzade Manisa’da staj yaparak devletin nasıl yönetileceğine dair bilgi ve deneyim sahibi olmuştur. İktidar yarışında Manisa şehzadeleri bir adım öteye taşıyarak devletin kaderine etki etmiştir. Şehzade, sancakta sadece padişah gibi yönetmekle kalmamış yargı konusunda da etkin rol oynamış, idama kadar varan radikal kararlar vermekle yükümlü olmuştur. Böylece sancak eğitimiyle şehzade, devletin gerçekte nasıl yönetildiğini öğrenme fırsatı bulmuştur. Sancak sistemi devleti ayakta tutan en önemli mekanizmalardan biridir. Sancak usulünün bozulmasına kadar devlet, istikrarlı bir şekilde fütuhat politikası güderek büyümüş, karşı konulması zor bir güç olmuştur. Osmanlı Devleti’nin zayıflaması konusu gündeme geldiğinde padişahların eğitimlerinden pek bahsedilmez. Fakat bu konu oldukça fazla önem arz etmektedir. Sancağa çıkan padişahların büyük bir kısmı tahta çıktığında devleti layıkıyla yönetmiş ya da yönetmeye çalışmıştır. Bulunduğu sancak neresi olursa olsun aldığı eğitim ve yaşadığı tecrübeler hasebiyle şehzade, tahta iyi bir devlet adamı olarak çıkmıştır. Sancak usulü bozulduktan sonra ise hem devleti layıkıyla yönetebilecek hem ordunun başında askeri ve taktik olarak iyi bir savaşçı olacak hem de gündelik yaşantısında şiir yazabilecek, musikişinas olabilecek kadar iyi bir padişah ne yazık ki çok az olmuştur. Buradan da anlıyoruz ki sancağa çıkma usulü Osmanlı Devleti’nde devleti ayakta tutma babında sistemin can damarını oluşturan bir mekanizmaydı.

Kaynakça:

  1. Çelik, Mehmet, Manisalı Padişahlar, Yeniyol Matbaası, Manisa, 1999
  2. Emecen, Feridun, Osmanlı Taşra Bürokrasisinin Kaynakları: Şehzade Divan Defterleri, Tarih Boyunca Türk Tarihinin Kaynakları Semineri, Bildiriler, İstanbul, 1997
  3. Eroğlu, Haldun, Osmanlı Devletinde Şehzadelik Kurumu, Akçağ, Ankara, 2004
  4. İslam Ansiklopedisi, 27. Cilt, Ankara, 2003. Eroğlu, Haldun, Şehzadelik Kurumu, Akçağ, Ankara, 2004
  5. Kahraman, Seyit Ali, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi 9. Kitap, İstanbul, 2011
  6. Uluçay, Çağatay, Manisadaki Saray-ı Amire ve Şehzadeler Türbesi, Manisa Halkevi Yay., 1941
  7. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Sancağa Çıkarılan Osmanlı Şehzadeleri, Belleten. Leslie, Pierce, Harem- i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar, Tarih Vakfı Yay., İstanbul, 1998

[1] Eroğlu, Haldun, Osmanlı Devletinde Şehzadelik Kurumu, Akçağ, Ankara, 2004, s. 88

[2] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Sancağa Çıkarılan Osmanlı Şehzadeleri, Belleten c. XXXVI, s. 156. 3 Leslie, Pierce, Harem- i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar, Tarih Vakfı Yay., İstanbul, 1998, s. 312

[3] Leslie, Pierce, Harem- i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar, Tarih Vakfı Yay., İstanbul, 1998, s. 312

[4] Emecen, Feridun, Osmanlı Taşra Bürokrasisinin Kaynakları: Şehzade Divan Defterleri, Tarih Boyunca Türk Tarihinin Kaynakları Semineri, Bildiriler, İstanbul, 1997, ss. 91-100

[5] Çelik, Mehmet, Manisalı Padişahlar, Yeniyol Matbaası, Manisa 1999, s. XXII

[6] Kahraman, Seyit Ali, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi 9. Kitap, İstanbul, 2011

[7] Uluçay, Çağatay, Manisadaki Saray-ı Amire ve Şehzadeler Türbesi, Manisa Halkevi Yay., 1941

Yazar Hakkında

Sedat Türker

E-Posta: sedatturker@msn.com
5 Tane Yazı Yazdı

Yorum Yaz

Yazı ve Materyalleri Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz © 2011-2014 aksitarih.com