Rusya’nın Yakın Çevre Politikası

Painting: Nikolay Gay – Peter The Great

19. yüzyıldan itibaren Kafkasya ve Orta Asya coğrafyasına hâkim olma siyaseti güden Çarlık Rusya’sı bu amacına 20 yüzyılın başına doğru ulaşmıştır. Rusya özellikle 18. yüzyıldan itibaren izlemeye başladığı sıcak denizlere inme politikasının gereği olarak bu yol güzergâhındaki bölgeleri kendi nüfuz alanı içerisine almaya çalışmış, politikalarını yeni nüfuz alanları kazanma ve buraları kontrol etme üzerine inşa etmeye başlamıştır.

Rusya’nın sıcak denizlere inmesini sağlayarak Rusya’yı büyük imparatorluklardan birisi haline getirme projesini Rus Çarı Büyük Petro başlatmıştır. İlk kez Rus Çarlığı içinde çok geniş siyasi, mali, sosyal ve askeri reformlar yapılmıştır. Rusya Avrupalı bir güç haline getirilmek istenmiştir.

Büyük Petro döneminde geleneksel Rus Dış Politikası’nın ana hatları, güneyden Akdeniz’e doğrudan inecek bir çıkış kapısı yaratmak, kuzeyde ise Baktık denizi yolu ile okyanuslara açılmaktır.  Bu politikanın yürürlüğe konulduğu 18. yüzyılda, Rus Çarlığının en büyük rakibi kuzeyde buzullar, doğa şartları, güneyde ise Boğazları, Balkanları ve Kafkasya’yı kontrol eden Osmanlı İmparatorluğu olmuştur.  18. ve 19. yüzyılların neredeyse tamamı Rus Çarlığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki savaşlarla geçmiştir. Rus Çarlığı bu mücadeleler sonucunda büyük toprak kazanımları sağlamışsa da, hiçbir zaman boğazlar ya da Balkanlar yolu ile sıcak denizlere inme politikasında tam bir başarı sağlayamamıştır. Rus Çarlığı’nın politikasının başarı sağlayamamasının bir nedeni de o dönemin süper güçleri olan İngiltere’nin ve Fransa’nın Rus çarlığının politikalarına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu desteklemiş olmasında da aranmalıdır.

İngiltere’nin Rus Çarlığına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu destekleme politikasını sona erdirdiği 19. yüzyılın son çeyreğinde ise Rus Çarlığı ile İngiltere, bu dönemde Avrupa’da yeni bir güç olarak ortaya çıkan Almanya’ya karşı işbirliği içine girmeye başlamışlardır. I. Dünya Savaşına geldiğimizde ise Rusya ve Osmanlı İmparatorlukları farklı bloklarda yer almışlar, Ekim 1917 devrimi ile Rus Çarlığı yıkılmış yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, 1922 yılında ise Osmanlı Devleti siyasi hayattan silinmiş, yerine ise Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Ekim 1917 de kurulan S.S.C.B fikir olarak Çarlık Rusya’sına karşı politikalar üzerine kurulmuşsa da zamanla dış politikada çarlık döneminin dış politikasını benimsemiştir. S.S.C.B’de bir dünya gücü haline gelmek amacıyla kendisine miras kalan ülkenin bütünlüğünü koruma ve sıcak denizlere inme politikalarını aynen devam ettirmiştir.  Sovyetler Birliği’nin 1991 ‘de dağılması sonucunda ise Sovyetler Birliği’nin hâkim olduğu Orta Asya, Kafkaslar ve Doğu Avrupa bölgesinde yeni devletler ortaya çıkmış, Sovyetlerin mirası ise Rusya’ya geçmiştir.

Rusya Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 ile 1993 arası dönemde kendisini toparlayamamıştır. Türkiye dâhil birçok bölgesel ve küresel güç eski Sovyet coğrafyasında yeni politikalar geliştirmiş, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya’da ortaya çıkan Batı etkisine karşı kendi başına hareket etmeleri Rusya’nın yeni politikalar üretmesini sağlamıştır. Rusya, 1993 ten itibaren ortaya konan “Yakın Çevre” politikası ile eski hâkimiyet alanlarının kontrolünü tekrardan sağlamayı amaçlamıştır.

Rusya Federasyonu başlangıçta yaşadığı kargaşanın etkisi ile ABD ve Avrupa ile yalnızca uyumlu değil bağımlı politikalarda izledi. Daha sonra 1994’ten itibaren Asya’ya da yönelerek kendisini tek yönlü bağımlılıktan kurtarmaya çalıştı.  Rusya Federasyonu dış politikasındaki dönüşümün en çarpıcı göstergelerinden biri, izlediği Yakın Çevre politikası oldu. Rusya Federasyonu’nun Monroe Doktrini olarak adlandırılan bu politika eski SSCB topraklarının Rusya Federasyonu’nun ekonomi ve güvenlik açısından yaşamsal çıkar alanı olduğunu ileri sürerek buradaki gelişmeleri denetlemeyi öngörüyordu. [1]

Yakın Çevre politikasının en önemli belgelerinden biri 1993’te açıklanan Askeri Doktrin olmuştur. Bu belge ile Kızıl Ordu’nun iç güvenlikten de sorumlu olacağı ilkesi kabul edilmiş, Rusya Federasyonu ve Bağımsız Devletler topluluğunun güvenliğini sağlamak için gerektiğinde ülke dışında da Rus askeri konuşlanabileceği ilkesi kabul edilmiştir. Yakın Çevre politikasının gereği olarak Rusya, Kafkaslarda ve Orta Asya’da askeri üsler kurmuştur.

Rusya Federasyonu ile yakın çevre olarak adlandırılan ülkeler arasındaki ilişki iki yönde gelişmektedir. Bunlar Rusya ile cumhuriyetler arasındaki ikili münasebetler ve Bağımsız Devletler Topluluğu bünyesinde gerçekleşmekte olan münasebetlerdir.[2] Rusya BDT kapsamında siyasi ve askeri olarak üye ülkelerle yakınlaşmayı amaçlamaktadır.

Rusya Federasyonu’nun Yakın Çevre politikasını uygulamak amacı ile gerçekleştirdiği en önemli faaliyet ise Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmuş olmasıdır. 8 Aralık 1991’de Beyaz Rusya’da Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Beyaz Rusya devlet başkanlarının bir araya gelerek imzaladıkları anlaşma sonucunda, Bağımsız Devletler Topluluğu’nun temeli atılmıştır. Minsk Anlaşması olarak da bilinen bu anlaşma daha sonra Azerbaycan, Ermenistan, Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Türkmenistan ve Özbekistan’da katılmıştır. BDT’ye 1993’te katılan Gürcistan ile birlikte Rusya eski Sovyet ülkelerini bir anlaşma etrafında bir araya getirmiştir.

SSCB’nin en büyük varisi konumundaki Rusya, bu anlaşma ile eski Sovyet Cumhuriyetleri’ni hala kendi nüfuzu altında gördüğünü, Rusya’nın sınırlarının da BDT’nin sınırları olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.[3] Rusya Federasyonu yine yakın çevre politikasının bir gereği olarak BDT çerçevesinde siyasi, ekonomik ve askeri düzeyde yakınlaşmayı amaçlamaktadır.

Yakın çevre politikası ile ilgili önemli bir yaklaşımda bu politikanın Rus Genelkurmayı tarafından oluşturulduğu, kendisinden ayrılan bölgeleri arka bahçe olarak gömesi sonucunda yakın sınır ötesi kavramını geliştirdiği şeklindedir.  Rusya’nın yakın çevre politikasının en önemli ayağını ise Bağımsız Devletler Topluluğu oluşturmaktadır. Çünkü Sovyetler Birliği’nden ayrılmış olan devletler Rusya’nın öncülüğünde bu topluluğa üye olmuşlardır. Rusya bu topluluk çatısı altında eski Sovyet Cumhuriyetleri’ni tekrar bir araya getirmeyi amaçlıyordu.

Rusya’nın geliştirdiği yakın çevre politikasında, tek taraflı nükleer güç kullanmanın da içinde olduğu askeri güce dayanan güç kullanımı da bulunmaktadır. Zaten yakın çevre politikası da esas olarak gerektiğinde askeri güç kullanımına dayanan bir politik zemindir.[4] Rusya’nın yakın çevre politikasının etki alanlarını 4 ana alana ayırmak mümkündür;

  1. Rusya Federasyonu ve Orta Asya Devletleri
  2. Rusya Federasyonu ve Kafkas Cumhuriyetleri
  3. Rusya Federasyonu ve Baltık Cumhuriyetleri
  4. Rusya Federasyonu ve Yakın Komşular

1- Rusya Federasyonu ve Orta Asya Devletleri:

Rusya Federasyonunun yakın çevre politikasının ilk etki alanını oluşturan bölge Orta Asya’dır. Orta Asya’da Rusya’nın politik etki alanına giren devletler ise; Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’dır. 1991’de Sovyetler Birliğinden ayrılarak bağımsızlığı kazanan bu devletler bağımsızlıklarını kazandıkları günden itibaren ABD başta olmak üzere çeşitli güç odaklarının ilgi alanı haline gelmişlerdir. Rusya ise 1993 yılından itibaren bu bölgede etkinliği arttırma çabası içine girmiş, bölgede yeni kulan devletlerle ikili ilişkilerini geliştirme çabası içine girmiştir.

Rusya’nın Orta Asya’da etkinliği arttırmak için ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı ilk ülke Kazakistan olmuştur.  Orta Asya’nın en geniş sınırlarına sahip olan Kazakistan ile Moskova birbirlerini stratejik ortak olarak görmektedir. Orta Asya Cumhuriyetleri içinde Rusya ile en geniş sınırlara sahip ülke olan Kazakistan ayrıca; bünyesinde ciddi bir Rus nüfusu barındırması Rusya ile olan ikili ilişkileri kolaylaştıran etkenlerdir. Rusya Federasyonu Kazakistan’ı Orta Asya’da ki güvenilir ortağı olarak görmektedir. Kazakistan ve Rusya iki devlet arasındaki en uzun kara sınırına sahip ülkelerdir. Bu sınır 7200 km’dir. Rusya’nın Orta Asya devletleri arasında sadece Kazakistan ile sınırı bulunmaktadır, bu anlamda Kazakistan Rusya’nın Orta Asya’ya açılan kapısı konumundadır.

İki ülke arasında çok sayıda anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşmaların en önemlisi 25 Mayıs 1992’de imzalanan , “Dostluk, İşbirliği ve Yardımlaşma Anlaşması”dır. Bu anlaşma; ortak güvenlik siyasetini oluşturma, ortak ekonomik alan kurma, malların ve insanların serbest dolaşımı gibi konuları kapsamaktadır.[5] Yine 1993’te yapılan anlaşma ile Kazakistan, ülkesinde bulunan nükleer silahları Rusya’ya devretmiştir.

1994 Mart ayında ise Kazakistan devlet başkanı Nursultan Nazarbayev,  Moskova’ya yapmış olduğu ziyarette Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin ile bir zirve gerçekleştirmiş, bu zirve sonucunda iki ülkenin çok taraflı entegrasyonunun yapılması, ülkeler arasında ilişkilerin daha da geliştirilmesi için bir dizi ikili anlaşma imzalanmıştır.[6] Yine Kazakistan’da ki Boykonur uzay üssü’nün Rusya tarafından kiralanması da iki ülke arasındaki ilişkileri geliştiren etkenler arasında yer almaktadır. Yine Rusya Kazakistan’ın başlıca dış ticaret ortaklarından birisidir. Kazakistan’ın ihracatının %20’si ve ithalatının %50’si Rusya Federasyonu ile gerçekleşmektedir. 2000 yılı verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 4,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. [7]

10 Ekim 2000’de Rusya, Kazakistan’ın dâhil olduğu BDT ülkelerinden beş devlet ile Avrasya Ekonomik Topluluğu sözleşmesini imzalamıştır. Bu sözleşme; ortak vize, gümrük, vergi ve ticareti düzene sokmak için kurulmuş en önemli bölgesel örgütlerden birisidir.[8] Ayrıca askeri alanda da Rusya ve Kazakistan çok yönlü ilişkiye sahiptirler. Rus savunma sanayi, yakın çevre ülkelerinden sağlanan hammaddelere bağımlıdır. Bu hammaddelerin sağlanmaması durumunda Rus savunma sanayi üretiminin sadece %30’luk bir kısmını gerçekleştirebilecektir.  Rusya’nın askeri hammadde yönünden de bağımlı olduğu Yakın çevre ülkelerinde hayati çıkarları bulunmaktadır.  2000 ‘li yıllara geldiğimizde Kazakistan Rus yapımı silah alan ilk beş ülke arasındadır. Yine Kazakistan’da Rus TV’leri, radyoları ve gazeteleri de faaliyet göstermektedir. Bu medya organları Kazakistan’ın kültürel ve toplumsal hayatında önemli yere sahiptirler.

Orta Asya’da Rusya Federasyonu’nun arka bahçesi olarak gördüğü diğer iki ülke ise Kırgızistan ve Tacikistan’dır.

Kırgızistan, Rusya’nın Orta Asya’daki ve BDT’de içindeki daimi ortaklarından birisidir. Kırgızistan’ın jeopolitik ve ekonomik durumunun zayıflığı bu ülkeyi Moskova’ya bağlı kılan en önemli etmendir.  Günümüzde Kırgısiztan’ın başlıca güvenlik sorunları Afganistan ve Tacikistan bölgesinden gelen grupların gerçekleştirdiği silah ve uyuşturucu kaçakçılığıdır. Kırgısiztan’ın sınırlarını koruyabilmek için desteğe ihtiyacı vardır. Bu yüzden ülke Rusya tarafından kurulan Ortak Güvenlik Konseyine üye olmuştur.  Rusya Kırgısiztan ordusuna askeri yardımda bulunmaktadır. Ayrıca, Kırgısiztan’a Şanghay İşbirliği Örgütü çevresinde de yardımlar yapılmaktadır. Rusya Kırgısiztan ile askeri işbirliğini güçlendirmek amacıyla 2003 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde, Kırgısiztan da Rus hava üssü kurulmuştur. Yine yapılan anlaşmalar çerçevesinde Kırgısiztan’ın Çin ile olan sınırı Rusya tarafından korunmaktadır.

Ortak Güvenlik Konseyi üyesi olan Bişkek, 2000’li yıllardan itibaren Rusya’dan yapılan silah ihracatına kolaylıklar göstermektedir. 2003 Ekim ayında Rusya, Kırgısiztan’a 2,5 milyon dolar değerinde askeri malzeme hibe etmiştir.  18 Şubat 2005 tarihinde, Rusya Duması Kırgısiztan ile imzalanan güvenlik anlaşmasını onaylamıştır. Bu anlaşmaya göre Rusya Kırgısiztan üzerinde geniş çaplı bir etkinliğe sahip olmuştur. 2000 yılında ise usça Kırgısiztan’da resmi dil statüsü kazanmıştır.[9] Kırgısiztan’ın dış ticaretine baktığımız da ise ülkenin dış ticaretinin büyük kısmını Rusya ile gerçekleştirdiğini görmekteyiz. 2005 yılı itibariyle iki ülke arasındaki dış ticaret miktarı 1,5 milyar dolara ulaşmıştır. 2005 yılına Kırgısiztan’da meydana gelen olaylar sonucunda Akayev rejimi devrilmiş,  yeni bir yönetim iktidara gelmiştir. Buna rağmen Rusya ve Kırgısiztan ilişkileri bozulmamış, aksine gelişmeye devam etmiştir.

SSCB’nin dağılmasından sonra Tacikistan’ın içine düştüğü iç savaş ve uluslar arası terörizmin odağı haline gelmiş olan Afganistan ile ortak sınıra sahip olması ülke yönetiminin Rusya Federasyonu’na bağımlı kalmasına neden olmaktadır.  Tacikistan’da Rus askeri güçleri bulunmakta, Tacikistan’ın güvenliği ülkede bulunan Rus askerlerince sağlanmaktadır.

1993 yılında Rusya Federasyonu ile Tacikistan arasında dostluk ve işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma kapsamında iki ülke arsında askeri işbirliği olanakları geliştirilmiş,  askeri işbirliğini daha da geliştirmek amacıyla 16 Nisan 1999 tarihinde Rus askeri üssünün Tacikistan’da bulunma şartları ve statüsü anlaşması imzalanmıştır.[10]

Orta Asya’nın diğer iki önemli ülkesi olan Özbekistan ve Türkmenistan diğer Orta Asya devletlerine göre Rus yanlısı dış politikadan uzak durmaktadırlar. İç politikada totaliter bir rejime sahip olan Özbekistan’ın, dış politikada Amerikan yanlısı bir yönetime sahip olduğu ileri sürülmektedir. Türkmenistan dış politikada tarafsızlık siyasetini benimsemesinden dolayı bölgede oluşan birçok birliğe üye olmamaktadır.

Bu hususta, Rusya’nın yakın çevre politikasına en büyük muhalefetin Özbekistan’dan geldiği görülmektedir. Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov, 1990’ların ortalarında yabancı diplomat ve gazetecilerle yaptığı toplantıda Avrupa ülkelerinden Özbekistan’a ve genel olarak Özbekistan’a daha fazla ilgi göstermelerini istemiştir. [11] Özbekistan Rusya’ya karşı Avrupa ülkelerini ve ABD’yi bir denge unsuru olarak görmektedir. Nisan 1999’da GUUAM’a üye olan Özbekistan, BDT’nin entegrasyon politikalarına en fazla muhalefet gösteren ülkelerden birisi olmuştur. Rusya’nın Karabağ sorunu sırasında Ermenistan’ı desteklemesi Özbekistan’ın tepkisine neden olmuştur. Özbekistan, Tacikistan’da ki Rus askeri varlığından da rahatsızlık duymaktadır.

2001 yılı Ekim ayında Özbekistan ile ABD arasında imzalanan anlaşmaya göre,  Özbekistan’ın Hanabad ve Kokaydı kentlerinde, Afganistan kaynaklı teröre karşı ABD ordusuna üs vermiştir. Son zamanlarda da ABD’nin Özbekistan’a mali yardımları artmaktadır. [12] ABD’nin uluslararası terörizmi yok etmek bahanesi ile Afganistan üzerinden Orta Asya ülkelerine girme çabaları Rusya için rahatsızlık kaynağı oluşturmakta, Rusya’nın yakın çevre politikası için riskler yaratmaktadır. SSCB’nin dağılmasından sonra Özbekistan sürekli olarak Rusya’dan bağımsız hareket etmeyi tercih etmiştir. Özbekistan doğal kaynaklara, gelişmiş kara ve demiryolu ağına, diğer Orta Asya ülkelerine kıyasla sanayisi daha fazla gelişmiş beklide en önemlisi, etnik olarak ülke nüfusunun büyük bir kısmının Özbek asıllı olması, Özbekistan’ın Bağımsız politikalar izlemesini kolaylaştırmaktadır. Özbekistan Batı ile ilişkilerini geliştirerek, Rusya’nın bölgedeki ekinliğini azalmayı amaçlamaktadır. Özbekistan Batı’yı Rusya’ya karşı bir denge unsuru olarak görmektedir. Özbekistan tüm bu çabalarına rağmen Rusya ile ilişkilerini geliştirmeye mecburdur. Özbekistan halen diğer BDT ülkeleri gibi Rusya’nın ulaşım ve diğer kaynaklarını kullanmaktadır.

Rusya, SSCB döneminde olduğu gibi Özbekistan’a hayati ürünlerinin ihracatçısıdır. Özbekistan 200 yılında BDT ülkelerinin Ortak Roket Savar Sistemine dâhil olmuştur. Bu sistem çerçevesinde Rusya ve Özbekistan arasında birtakım askeri anlaşmalar imzalanmıştır.  Ayrıca, Özbekistan’ın Rus silah sistemlerini satın alırken bunların bedelini para yerine mal ile ödemesi ikili ilişkileri cazip kılan bir unsurdur. [13]

Bölgedeki önemli ülkelerden birisi olan Türkmenistan ise; doğal kaynaklarını Batı pazarlarına doğrudan ulaştıracak boru hatlarına ihtiyaç duymaktadır. Türkmenistan’ın enerji nakil hatları bakımından Rusya’ya olan bağımlılığı, Rusya tarafından bir koz olarak kullanılmaktadır.  Türkmenistan doğal gaz nakil hatları bakımından Rusya’ya bağımlıdır.  Türkmenistan bütün bunlara rağmen bağımsız dış politika izlemek istemektedir. 1994 yılında Türkmenistan ülkesindeki Rus askerlerinin ülkeden çıkartılmasını istemiştir. Aynı sene Türkmenistan NATO’nun Barış İçin Ortaklık Programına katılan ilk ülke olmuştur.

2003 Nisanında Rusya ile Türkmenistan arasında askeri anlaşma imzalanmıştır.  Orta Asya’nın birçok ülkesi gibi Türkmenistan’da Rusya’dan silah satın almaktadır. Rusya ve Türkmenistan 23 Nisan 2002 tarihinde Bu anlaşma çerçevesinde iki ülke arasında 10 Nisan 2003 tarihin de yeni bir anlaşma imzalanmıştır. [14] Türkmenistan Meclisi, Türkmenistan’ın Tarafsızlığı başlıklı bir yasa tasarısını onaylamıştır. Bu yasa Türkmenistan’ın hiçbir askeri – politik ittifakta yer almayacağını bildirmektedir.

Sonuç olarak söylemek gerekirse, Rusya kendi etki alanı olarak gördüğü Orta Asya ülkelerinin kendisinden başka hiçbir ülkenin etki alanına girmesini istememekte, bu ülkeleri ekonomik, siyasi ve askeri anlaşmalar yolu ile kontrol altında tutmayı amaçlamaktadır. Bölge ülkelerinden özellikle Özbekistan ve Türkmenistan Rusya’nın bu politikasına karşı duruş sergilemekte, Batı’yı Rusya’ya karşı bir denge unsuru olarak görmektedirler.

2- Rusya Federasyonu ve Kafkas Cumhuriyetleri:

Yakın Çevre politikasının ikinci eki alanını oluşturan ikinci bölge olan Kafkasya’da Rusya’nın etki alanı altına almaya çalıştığı devletler; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’dır. 1992 yılından itibaren Rus Genel Kurmayı’nın görüşleri doğrultusunda şekillendirilen Rus Dış Politikası, Kafkasya’da ki ülkeleri birbiri ile çatıştırmak, Kafkas ülkeleri içindeki ayrılıkçı hareketleri destekleyerek, bu ülkelerin tekrar Rusya’ya arabulucu olarak dönmesini sağlamak olmuştur.  Rusya’nın izlemiş olduğu bu politika ile Gürcistan ve Azerbaycan 1993’te BDT’na girmek zorunda kalmışlardır.

Kafkasya’nın Rusya için iki önemli özelliği bulunmaktadır. Bunların ilki bölgesel rakipleri Türkiye ve İran ile buluşma noktası olmasıdır. İkincisi ise Kafkasya’nın Orta Asya’ya açılan kapı olmasıdır.  Kafkasya yine Rusya’nın Orta Doğu’ya açılan bir kapısı durumundadır. [15] Rusya Kafkas ülkeleri ile geleneksel ekonomik ilişkilere sahiptir. Bu ülkeleri ekonomik açıdan kendisine bağımlı yapma politikası izlemektedir. Bölgenin Rusya için stratejik önemi ise Rusya Federasyonu’nun güneyini korumasındaki etkisinden kaynaklanmaktadır.

Kafkasya Cumhuriyetlerinden birisi olan Azerbaycan, Rusya’dan ziyade Batı ülkeleri ve Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istemekte, Batı’yı Rusya’ya karşı bir denge unsuru olarak görmektedir. Azerbaycan, Batı ile olan ilişkilerinde petrol kartını faal olarak kullanmaktadır. Azerbaycan Bakû – Tiflis – Ceyhan petrol boru hattına destek vermiş, böylece enerji yolları bakımından Rusya’ya olan bağımlılıktan kurtulmak istemektedir. Bu petrol boru hattının büyük hissesi Batılı şirketlere aittir.  Bu petrol boru hattına Kazak petrolleri de dâhil edilmiş, Rusya’nın enerji iletim hatları üzerindeki tekeli kırılmaya çalışılmıştır.  Rusya Azerbaycan ilişkilerindeki ikinci önemli mesele Dağlık Karabağ sorunudur.  1991 deki savaş sonucunda Ermeni işgaline giren Dağlık Karabağ bölgesi halen Ermeni işgali altındadır.  Bu sorunda Rusya’nın Ermenistan’a verdiği askeri ve siyasi destek Azerbaycan’ın tepkisine neden olmuştur. Sorun günümüzde de devam etmektedir.

Bölgedeki ikinci önemli ülke olan Gürcistan’ın Rusya ile olan ilişkileri sorunludur. Gürcistan’da başta ABD olmak üzere batı ile yakın ilişkiler kurmak istemekte böylece Rus baskısından kurtulmayı amaçlamaktadır.  Gürcistan’ın Rusya ile olan diğer sorunu ise ülkesinde bulunan Rus askeri üsleridir. Gürcistan bu üslerden rahatsızlık duymakta, ülkesinden bu üslerin çıkarılmasını amaçlamaktadır. Gürcistan’ın içindeki etnik sorunlarda ülke toprak bütünlünü için tehdit teşkil etmekte, bu etnik gruplar Gürcistan’ı kontrol etmek amacı ile Rusya tarafından desteklenmektedir.

Gürcistan, BDT ülkeleri içinde Rusya ile Dostluk Antlaşması imzalamayan tek ülkedir.  Rusya’nın tüm baskılarına rağmen bir antlaşma sağlanamamıştır. Ülkelerin birbirlerine karşı güvensizlikleri antlaşmanın imzalanmasındaki en büyük engeli teşkil etmektedir.[16]

Gürcistan’ın jeopolitik önemi Amerikalı analizci A. Cohen tarafından değerlendirilmiştir. A Cohen; Gürcistan’ın, Türkiye ile sınırdaş stratejik rol taşıyan Karadeniz sahillerini kontrol eden bir devlet olduğunu belirtmektedir. Ermenistan’ın denize çıkışını engelleyen Gürcistan, Kafkasya kapısının anahtarını elinde tutmaktadır. [17] Batı ülkeleri Gürcistan’ı Hazar ve Kafkasya’nın köprübaşı olarak görmekte, Gürcistan’ın Kafkas petrollerinin Rusya olmadan batı pazarlanmasında önemli ülke konumunda olması Batı’nın tüm dikkatini Gürcistan’a çekmektedir.

Bütün bunlara rağmen Rusya, Gürcistan ile olan ilişkilerini geliştirmek istemekte, ülke içindeki azınlık sorunlarını kullanarak Gürcistan üzerinde baskı kurmakta, Gürcistan’ın Batı Blok’u ile yakınlaşmasını önlemeye çalışmaktadır.

Kafkasya’da ki üçüncü devlet olan Ermenistan, Rusya ile çok yakın ilişkilere sahiptir.  Moskova ile Erivan arasındaki ilişkiler tarihi temellere dayanmaktadır. İki ülke arasındaki ilişkiler günümüze kadar bazı sarsıntılar geçirse de iki ülke arasındaki ortaklık bugüne kadar bozulmamıştır.

İki ülke arasındaki ilişkilerin temeli 29 Aralık 1991 tarihinde imzalanan Rusya Federasyonu ve Ermenistan dostluk anlaşmasına dayanmaktadır. Bu anlaşma ekonomik işbirliğinin yanı sıra güvenlik konularını da kapsamaktadır. Adı geçen anlaşmalarda, “taraflardan birinin güvenliğinin tehlike altına düştüğünde, diğer taraftan yardım isteyebilir” maddesi yer almaktadır.[18] Bu madde göstermektedir ki Rusya ve Ermenistan arasındaki ilişkiler sıradan iki ülkenin ilişkisi biçiminde değil iki müttefikin ilişkisi şeklinde cereyan etmektedir.

İki ülke arasında 1997’de imzalanan Dostluk ve İşbirliği anlaşması da ikili ilişkilerde bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Bu anlaşma ile Rusya kendisini Ermenistan’ın garantörü olarak görmektedir.  [19] Ermenistan’ın dış güvenliği de ülkede bulunan Rus askeri güçleri tarafından sağlanmaktadır. Rusya Ermenistan ilişkilerinde önemli gelişmelerden biriside 2001 yılında V. Putin’in Ermenistan ziyaretinde yaşanmıştır. Bu ziyaret sonunda iki ülke arasında ekonomik işbirliği anlaşması imzalanmış, Ermenistan’ın Rusya’ya olan borçları ertelenmiştir. Rusya böylece, Ermenistan ekonomisinin büyük bir kısmını kendi tekeline almıştır.

Görüldüğü gibi Kafkasya’da Rusya yakın çevre politikasının gereği olarak bu bölgeyi batılı devletlerin etkisinden uzak tutmaya çalışmakta, bölgedeki azınlık unsurları ve iç çatışmaları kullanarak bölge devletleri üzerinde hegemonya kurmaya çalışmaktadır. Rusya’nın bu politikalarına başta Gürcistan olmak üzere Azerbaycan karşı tavır koyarken, Rusya’nın Kafkasya’da ki tek sadık müttefikinin Ermenistan olduğu görülmektedir.  Rusya Ermenistan’da bulunduğu askeri güç ile bölgenin kontrolünü sağlamakta buradaki askeri gücünü Azerbaycan ve Gürcistan’a baskı unsuru olarak kullanarak Kafkasların kendi kontrolü altında olmasını amaçlamaktadır.

3- Rusya Federasyonu ve Baltık Cumhuriyetleri:

Yakın Çevre politikasının üçüncü etki alanını oluşturan bölge Baltık Cumhuriyetlerini oluşturan Litvanya, Letonya ve Estonya’dır.  Baltık Cumhuriyetleri SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonundan ilk uzaklaşan ve Rus vatandaşlarına vize uygulayan ilk devletlerdir.  Baltık ülkelerinin Rusya ile olan ilişkilerine baktığımızda ise bu ülkelerin İkinci Dünya Savaşı döneminde SSCB tarafından ilhak edildiği görülmektedir. Yani bu ülkeler SSCB’ye kuruluş aşamasında katılmayıp Sovyet işgaline uğramışlardır.

SSCB’nin dağılması, Litvanya’nın 1990 senesinde SSCB’den ayrılması ile başlamıştır. Litvanya’yı takiben Estonya ve Letonya’da 1991 yılı içinde birlikten ayrılmıştır.  Sovyetlerin çöküşü ile birlikte oluşan ve Rusya Federasyonu’nun yakın çevresi olarak adlandırılan bölgede oluşan cumhuriyetler arasında Rusya Federasyonu ile en fazla sorunu bulunan devletlerde Baltık Cumhuriyetleridir. [20]

Rusya’nın Estonya ve Letonya ile ilişkileri gergin bir düzlemde ilerlerken, Litvanya ile ilişkiler daha ılımlı seviyede devam etmektedir.  1991 ‘de Litvanya ve Rusya arasında diplomatik ilişki kurulmuş, ülkesinde bulunan Ruslara vatandaşlık vermiştir. İyi komşuluk çerçevesinde de Litvanya’da ki Rus askerleri ülkeden çıkartılmıştır.  Rusya ile Litvanya arasındaki ilişkiler 2000 yılında Litvanya Parlamentosu’nun, SSCB’nin Litvanya’yı işgali dolayısı ile Rusya’nın tazminat ödemesi gerektiği yönünde bir kanunu kabul etmesi ikili ilişkilere gölge düşürmüştür.

Bölgedeki ikinci devlet olan Letonya ile Rusya Federasyonu arasında ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların en önemlilerinden biri, Letonya’daki Rus azınlığı sorunudur. Letonya parlamentosunun Rusça konuşan nüfusun haklarının sınırlandırılması hakkında kanunun kabul etmesi iki ülke arasına krize yol açmıştır.

Rusya Letonya’nın SSCB’ye karşı beslemiş olduğu düşmanca duyguları Rusya Federasyonu’na karşı beslemesini istememektedir.  Riga ve Moskova ilişkilerinde, Baltık Boru hattının inşası ve Fin boğazlarında limanlar kurulması konularına Letonya önem vermemekte, mümkün olduğunca enerji konularında Rusya’ya bağımlılıktan kurtulmayı amaçlamaktadır.

Rusya ile Estonya arasındaki ilişkiler de Letonya – Rusya ilişkileri ile benzerlik göstermektedir. Burada da Rus azınlığın haklarının kısıtlanması ve Rusçanın yasaklanması gibi konular sorun teşkil etmektedir. İki ülke arasında hala bir sınır anlaşması imzalanmamıştır Estonya günümüzde bazı Rus toprakları üzerinde hak iddia etmektedir.

Sonuç olarak söylemek gerekirse, Baltık ülkeleri kendilerini Rusya’nın etkisinden kurtarmak istemekte bunu sağlamak içinde ABD ile ilişkilerini geliştirme çabası içindedirler. Üç Baltık ülkesinin NATO’ya ve AB’ne üye omları bu ülkelerin Rusya’nın etkisinden kurtulmasının önemli adımlarını oluşturmuştur.  Rusya yakın çevre politikasının bir gereği olarak Baltık devletlerini de kontrol etmek istemektedir. Baltık ülkeleri bu politikaya en büyük muhalefeti göstermekte, Rus dış politikasının sınırlarını zorlamaktadır.

4- Rusya Federasyonu ve Yakın Komşular:

Beyaz Rusya ve Ukrayna Rusya Federasyonu’nun yakın komşuları ve etnik bakımdan akraba olan Slav halklarıdır. Kültürel, medeni ve tarihi ortak geçmişe sahiptirler.[21]

Beyaz Rusya ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkiler, diğer Sovyet Cumhuriyetlerine göre daha planlı ve derindir. Beyaz Rusya, Rusya’yı her şart altında destekleyen bir Slav devletidir. Rusya ile Beyaz Rusya arasında birleşme girişimleri olmakta, bu birleşmenin sağlanması durumunda da Rusya’nın Doğu Avrupa’da üstün konuma geleceği düşünülmektedir. İki ülke arasında birçok ortaklık anlaşması yapılmış iki ülke ekonomik, siyasi, sosyal ve askeri alanda işbirliği ve ortaklık içine girmişlerdir. Kosovada’ki NATO politikası iki ülke arasındaki askeri işbirliğini hızlandırmıştır. İki ülke NATO kuruluş yıldönümünde, ortak hava savunma sistemi kurma ve ortak asker üretimde işbirliği yapmaya karar vermişlerdir. Rusya için Beyaz Rusya NATO’ya karşı bir dış karakol haline gelmiştir.

Bu ortaklık, ortak bir güvenlik konsepti savunma işbirliği ve askeri sanayi arasındaki işbirliği gibi konuları kapsayan askeri konularla ilgili 11 dokümanın 28 Nisan 1999’da imzalanması ile ortaklık güçlendirilmiştir. [22] İki ülke işbirliğinin temeli olarak NATO’ya karşı stratejik ittifak oluşturmaktadır. Rusya’nın Beyaz Rusya ile gelişen bağları Rusya- Ermenistan ve Rusya Tacikistan ilişkilerine benzetebiliriz.  Beyaz Rusya Rusya’nın Yakın Çevre politikasının en iyi uygulandığı yerdir. Beyaz Rusya, Rusya Federasyonu’nun Doğu Avrupa’da ki en önemli stratejik ortağıdır. Bu ortaklık iki ülkenin birleşmesine kadar gitmektedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki Beyaz Rusya, Rusya Federasyonu’nun uyguladığı Yakın Çevre politikasının uygulamasının en önemli örneğini oluşturmaktadır.

Rusya’nın diğer önemli komşusu Ukrayna’dır. Ukrayna ve Rusya Federasyonu ile ilişkileri gergin bir şekilde devam etmektedir.  Ukrayna, bölgede Rusya’ya bölgesel manada rakip olmaktadır. Ukrayna dış politika tercihini ise Rusya’ya karşı Batı ve Amerika yanlısı olarak yürütmektedir. İki ülke arasındaki ortak özellikler ise ekonomik alanda birbirlerine bağımlı olmaları ve siyasi yapılarının benzerlik göstermesidir. Ancak Ukrayna, Rusya’nın baskısını dengelemek için batı yanlısı politika izlemektedir.

Kuruluşundan itibaren Ukrayna BDT ile gönülsüz bir işbirliği içine girmiş, Ukrayna Parlamentosu BDT anlaşmasını onaylamamıştır. BDT içinde ortak üyelik statüsü olamadığından Ukrayna’nı durumu sadece “iştirakçi” olarak kabul edilmiştir.[23] Üç Baltık ülkesine benzer şekilde Ukrayna’da NATO’ya ve AB’ye üye olmak istemektedir.

1990’lı yılların sonunda, Ukrayna’nın izlediği politikalar ülkeyi Rusya ile savaşın eşiğine getirmektedir. 1998 Sivastopol şehrinin statüsü hakkındaki anlaşmanın imzalanması iki ilişkilerinin normal seviyeye gelmesini sağlamışsa da sorunlar hala devam etmektedir.  Rusya ile Ukrayna arasındaki dünya kamuoyunun gündemindeki en önemli sorunlar Rusya’nın Karadeniz donanmasının durumu ve enerji nakil hatlarının ulaşımı problemleridir. Ukrayna Rusya’nın Karadeniz filosunun ülkeden çıkmasını istemekte, Rusya ise bunu kabul etmemektedir.

Yine Ukrayna’daki Rus azınlığının hakları meselesi de önemli sorun odağıdır. Rusya bu sebeple Ukrayna’nın iç işlerine karışmakta azınlık hakları konusunda Ukrayna’ya baskı uygulamaktadır. Ukrayna hükümeti askeri olarak da Rusya ile sorunlar yaşamakta topraklarının Rus ordusu tarafından tatbikat alanı ve üs olarak kullanılmasına izin vermemektedir.  Ukrayna ve Rusya arasındaki ikinci önemli sorun enerji nakil hatları ve doğalgaz sorunudur. Ukrayna, Rusya’nın en önemli doğal gaz müşterisidir. Ayrıca Rus gazını Avrupa pazarlarına ulaştıran boru hatları da Ukrayna topraklarından geçmektedir. Ukrayna’nın Rusya’ya gaz borcu bulunmaktadır. Rusya bu borcu Ukrayna’ya karşı bir koz olarak kullanmakta onun dış ve iç politikasına müdahale etmektedir. Rusya boru hatları konusunda da Ukrayna’ya bağımlılıktan kurtulmak için Beyaz Rusya üzerinden geçecek boru hatları inşa etmekte böylece Ukrayna’yı by pass etmeyi amaçlamaktadır.

2004 yılında Ukrayna’da yaşanan Turuncu Devrim sonucunda Ukrayna da meydana gelen iktidar değişikliği ile ülkede ABD tarafından desteklenen Yanukenço iktidara gelmiştir. Bu iktidar değişikliği sonucunda Ukrayna’nın Batı ile daha sık politikalar izlerken, Rusya ile ilişkiler zaman zaman gerginleşmektedir.

Rusya yakın çevre politikasının gereği olarak Beyaz Rusya ile ortaklığa varan ikili ilişkilerini sürdürürken, aynı ilişkiler Ukrayna ile mümkün olmamaktadır.  Ukrayna, Rusya’nın bölgede izlediği politikalara karşı çıkmakta ve Rusya ile bölgesel rekabete girmektedir. Bu rekabette de en büyük desteği batılı ülkelerden görmektedir.

Sonuç olarak Rusya Yakın Çevre politikası ile eski Sovyet Cumhuriyetleri’ni her bakımdan kontrol etmek istemekte bu bölgeleri kendi nüfuz alanı olarak görerek bölgeye kendisinden başka hiçbir gücün girmesini istememektedir. 1993 yılından itibaren bu politikayı izleyen Rusya, bölge ülkelerinin bir kısmı ile iyi ilişkilere sahipken bir kısmı ile de bu politika nedeni ile ilişkileri inişli çıkışlı bir şekil de devam etmekte Rusya’nın bu politikasına karşı çıkan ülkeler Rusya’ya karşı batılı ülkeleri bir denge unsuru olarak görmektedirler.


[1] Ed.Oran Baskın, Türk Dış Politikası, c.2, İletişim yayınları, İstanbul

[2] Asem N. Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası I,Vadi Yayınları, Ankara

[3] Ed.İhsan Çomak, Rusya Stratejik Araştırmaları – 1, Tasam Yayınları,  Ankara

[4] Asem N. Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası, Vadi Yayınları, Ankara

[5] Ed. İhsan Çomak, Rusya Stratejik Araştırmaları 2,Tasam Yayınları, İstanbul

[6] A.g.e

[7] Asem N. Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası, Vadi Yayınları, Ankara

[8] A.g.e

[9] Ed. İhsan Çomak, Rusya Çalışmaları -2, Tasam yayınları, 2006

[10] Ed. Baskın Oran, Türk Dış Politikası Cilt–2, İletişim Yayınları, 2008

[11] a.g.e.

[12] Asem N. Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası, Vadi Yayınları, Ankara

[13] a.g.e

[14] a.g.e

[15] Asem N. Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası – 1, Vadi Yayınları, 2004

[16] a.g.e

[17] Ed. İhsan Çomak, Rusya Çalışmaları–1, Tasam Yayınları, Ankara

[18] Asem N. Hekimoğlu, Rusya’nın Dış Politikası – 1, Vadi yayınları, Ankara

[19] a.g.e

[20] a.g.e

[21] Ed.İhsan Çomak, Rusya Çalışmaları – 2, Tasam yayınları, Ankara, 2005

[22] Asem N. Hekimoğlu, Rus Dış Politikası – 1, Vadi Yayınları, 2007

[23] a.g.e

Yazar Hakkında

E-Posta: st06230042@etu.edu.tr
7 Tane Yazı Yazdı

Yorum Yaz

Yazı ve Materyalleri Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz © 2011-2014 aksitarih.com