Sâdi Şirazî ve Bostan ve Gülistan

Fotoğraf: Omid Hatami – Sadi Şirazi’nin Şiraz’daki türbesi (İran)

Sadi Şirazi’nin Hayatı:

İran edebiyatının en büyük şairlerindendir. Asıl ismi bilinmemektedir. Atabek Sa’d’ın hizmetinde bulunduğu için Sadi mahlasını kullanmıştır. Orta çağın ilim ve kültür merkezlerinden Şiraz’da doğmuştur. Doğum tarihi hususunda görüş birliğine varılamasa da 1184 yılında doğduğu sanılmaktadır. Firdevsi hamasiyat denilen destansı epik tür şiirlerde Enveri, kasidede Sadi otorite kabul edilirken Hafız ise gazelde üstündür. Bazen Sadi’nin gazelleri Hafız’a tercih edilmiştir. Prof. Ali Nihat Tarlan’a göre Sadi, gazellerde Hafız’dan daha realist ve daha insanidir. Dili de harikulade denilecek kadar fasih ve beliğdir. Sadi’nin asıl ünü mesnevi türünün en büyük üstatlarından biri olmasından ileri gelir.

Çocukluğunun ilk yıllarını Şiraz’da geçiren Sadi, ilk tahsilini de orada yapmıştır. Moğol istilasına rast gelen bu dönemde Şiraz’dan kaçarak Bağdat’a göç etmiş ve tahsiline devrin en mühim eğitim müessesesi olan Nizamiye Medreseleri’nde devam etmiştir. Genç yaşta babasını kaybettiğini “Çocukların ıstırabını bilirim. Çocukluğumda babamı kaybettim.” beyiti ile anlatmıştır.  Tahsiline devam ederken devrin büyük mutasavvıflarından ve ulemasından istifade eden Sadi, gençlik çağından sonraki yıllarda sürekli seyahat etmiş ve maceralı bir hayat sürmüştür. Onun yaşadığı dönemde İran, Moğol hakimiyeti altında harap olmuş vaziyettedir. Sadi’nin Ortadoğu, Arabistan ve Mısır’ı gezdiği rivayet edilir. Sadi Şam’da iken Haçlılara karşı Türk-İslam ordularında savaşmıştır. Hatta orada Hıristiyan kuvvetlere esir düşmüş yıllarca ağır istihkam işlerinde çalıştırılmıştır. Sadi’nin bilgisine hayran kalan Suriyeli bir tacir onu fidye ile satın alarak esaretten kurtarmış ve kızıyla evlendirmiştir. Ancak bu büyük şairin evlilik hayatı pek iç açıcı değildir. Eşinin kendisine kötü davranmasına dayanamayan Sadi, en sonunda evini terk etmiş, Anadolu’yu Çin’i ve Hindistan’ı gezdikten sonra memleketi Şiraz’a dönmüştür.

1256’da memleketine dönen Sadi, kendisini şiire ve ilme vererek ölümsüz eserlerini kaleme almıştır. Moğollarca büyük ihtiram gören Sadi, Tarih-i Cihanguşa’nın yazarı sahibi Cüveyni tarafından da takdir edilmiştir. 98 yaşında ömrünü tamamlayan şair, geniş bilgisi ve yüksek kültürü sayesinde doğu kaynaklarında Şeyh Sadi olarak nam bulmuştur. Mezarı Şiraz’a yakın Sadiyye’dedir.

Sadi’nin Eserleri:

Sadi’nin eserlerinde çoğunlukla eğitici ve öğretici bir hava vardır. Sadi toplumu ve ferdi en iyi insan modeline ulaşmasını hedefler. O sebeple yazdığı şiirlerinin toplumun her kesimine hitap etmesine özen göstermiştir. Çok sayıda eser vermesine rağmen Sadi’nin dünya çapında en meşhur eserleri Bostan ve Gülistan’dır.

Bostan:

1257 yılında Sadi, Ebubekir bin Said bin Zengi’ye atfen yazdığı eserdir. Bostan güzel yer anlamına gelmektedir. Eserin tamamı manzumdur. İran edebiyatının en büyük eserlerindendir. Münacaat ve naat ile başlar. Ardından dört halifeye övgüden sonra eserin yazılış sebebi ve tarihi yazılmıştır.  Ebubekir bin Sad bin Zengi’ye methiye vardır. Eser sonra on bölüm halinde devam eder. Bostan’ın ön sözü yeryüzünde söylenmiş en lirik edebi parçalardan sayılmaktadır.

Sadi bu eseri yazma sebebini şöyle açıklar: “dünyanın her tarafını gezdim dolaştım, çokça insan tanıdım… Bununla beraber Şiraz’ın temiz insanları gibi mütevazı insan görmedim… Bu insanların muhabbeti beni Şamdan Rum illerinden çekti, artık Şiraz’a dönmek istedim. Fakat buralardan dönerken dostlarımın yanına eli boş dönmek çok ağırıma gitti. Mısırdan dönenler gittikleri yere Mısır şekeri götürürler ben ise eli boş dönüyorum. Dostlarıma şeker götüremiyorsam da şekerden daha tatlı sözler götüreceğim dedim ve bununla teselli buldum. Ne yazacağımı düşündüm ve tertibini yazdım. Düşündüğüm şeyden adeta güzel bir saray oldu ve o saraya on kapı yaptım:

  1. Bölüm: Adalet, memleket idaresi, Allahtan korkma,
  2. Bölüm: İhsan ve iyilik yapma,
  3. Bölüm: Gerçek aşk ve onun sarhoşluğu,
  4. Bölüm: Alçakgönüllülük,
  5. Bölüm: Kadere boyun eğme ve rıza,
  6. Bölüm: Kanaatkâr insanlar,
  7. Bölüm: Edep ve terbiye,
  8. Bölüm: Sağlık ve sıhhat için şükretme,
  9. Bölüm: Tövbe ve doğru yol hakkındadır.
  10. Bölüm: Münacat ve kitabın sonudur.

Yukarıdaki bölümlerde incelenen hususlar kısa hikâyelerle zenginleştirilerek anlatılmıştır. İnsan ruhuna hitap etmeyi ön plana çıkaran fars edebiyatının güzellikleri bu eserde görülmüştür. Yukarıdaki konular zaten sıradan olup belki binlerce kez incelenmiş ve hakkında ziyade eserler yazılmıştır. Ancak Sadi’nin, Farsçayı kullanma tarzı ve edebi zevkle anlatması bu eseri üstün kılar.

Bostan’dan Birkaç Hikaye:

Bir gün bir bey, kölesini satılığa çıkarmış, tellala vermişti. Köle o sırada efendisine şöyle dedi: “efendim, siz benden daha iyi köle bulabilirsiniz, ne yazık ki ben sizin gibi efendi bulamam.”

Birisi çok susamıştı. Susuzluktan can vermek üzere bulunurken: “su içinde ölen kimse ne kadar talihlidir.” diyordu. Aklı kıt biri bu sözleri işitti: “ne tuhaf söz, mademki öleceksin ha suya kanmışsın ha dudağın kuru ölmüşsün ikisi birdir.”dedi. susamış kimse şöyle cevap verdi: “can verinceye kadar su arzusunda bulunmayayım ve bu arzu ile dudağımı ıslatmış olmayayım mı?

Pervane muma şöyle diyordu:” Sevgilim! Ben sana aşıkım, yanarsam yakışır. Ya sen niçin ağlıyor, yanıyorsun? Mum şöyle cevap verdi: “ a benim zavallı aşıkım. Ağladığıma, yandığıma sebep şu ki: benim Şirin Balım vardı beni ondan ayırdılar. Şirin’im haksızlıkla elimden alınınca Ferhat gibi tepemden ateş çıkmak zaruridir. Zavallı mum bi taraftan böyle söylüyor bir taraftan sararmış yanağından sel gibi gözyaşı akıtıyordu. Mum tekrar pervaneye döndü ve “a pervane meclisleri aydınlatan ışığıma bakma, sel gibi içime akan ve beni yakan ateşe bak. Senin aşkın kuru davadan ibarettir. Aşk senin işin değildir. sende ne sabır var ne metanet. Sen azıcık bir kıvılcım görsen kaçarsın. Ben ise tamamen yanıncaya kadar dikilip dururum. Aşk ateşi yalnız senin kanadını yakar. Beni gör ki, beni baştan ayağa kadar yakmıştır.

Gülistan:

Gülistan, Sadi’yi dünyaya tanıtan eseridir. Bostan’dan bir yıl sonra telif edilmiştir. Farsçanın en güzide eserlerinden biridir. İçerdiği fikirler hikmetin ve kültürün en kıymetli fikirleridir. Nazım ve nesir iç içe olup fasih bir dili vardır. Düzyazısı secilerle süslenmiş içindeki nazmın ahengine oturtulmuştur. Daha yazıldığı yıldan itibaren tüm doğu dünyasında şöhret bulan bu eser, Sadi’nin itibarını artırmıştır.  Gülistan’ın edebi diline baktığımızda sehl-i mümteni dediğimiz edebi sanat göze çarpmaktadır. Gülistan’ı kim okuduysa onun gibi beyitler yazabileceğini sanmıştır. Gerek Türk edebiyatında gerek fars edebiyatında büyük şairler Gülistan’a nazire yazmaya kalkışmıştır. Muinuddin el-Cüveyni’nin Nigaristan’ı ve Molla Cami’nin Baharistan’ı Gülistan’a yapılmış nazirelerin başında gelir. Ancak hiçbiri Gülistan’ın edebi seviyesine ulaşamamıştır. Gülistan’a nazire yazanlardan Molla Cami, Gülistan’ı şöyle anlatır: “Gülistan kitap değil cennet bahçesidir, toprağı, çeri, çöpü amber ile yoğrulmuştur. Sekiz bölümü sekiz cennet kapısıdır. İçindeki hikayeler Kevser suyunun lezzetini artırır. Gönül alan şiirleri boy çekmiş süslü ağaçlara benzer…

Sadi’nin bu eseri yazma sebebine gelince Gülistan’da şöyle anlatılır. Sadi, bir dostunun çok zengin gül bahçesine ziyarete gitmiştir. Orada dostu gülleri ile iftihar ederken Sadi bu güllerin geçici olduğunu asıl ve kalıcı güller edinmemiz gerektiğini söylemiştir. Ve orada Sadi içinde asırlarca solmayan taptaze güller olacak bir bahçeyi yani Gülistan’ı yazacağını söyler.

Gülistan, Bostan gibi münacaat ve naat ile başlar ve eserin ithaf edildiği Ebu Nasır oğul Fahreddin’e methiye ile devam eder. Sekiz bölümden müteşekkildir.

  1. Bölüm: Padişahların güzel huyları, iyi adetleri ve tutumları,
  2. Bölüm: Dervişlerin ahlakı,
  3. Bölüm: Kanaatin fazileti,
  4. Bölüm: Susmanın faydaları,
  5. Bölüm: Aşk ve gençlik,
  6. Bölüm: İhtiyarlık hakkında,
  7. Bölüm: Terbiyenin tesiri hakkında ve Sadi’nin zenginlik ve fakirlik hakkında bir iddiacı ile tartışması,
  8. Bölüm: Sohbet adabı hakkında ve kitabın sonudur.

Gülistan’dan Birkaç Hikaye:

Şeyhlerden birisine şikayet ettim: “Falanca kişi benim hakkımda fenadır diyerek şahadette bulunmuştur.” Şeyh şöyle dedi: “ Sen iyi ol onu utandır.”

Sadi anlatır: Hatırımdadır ki eski zamanlarda sevdiğim ile bir kabuktaki badem içi gibi beraberce yaşardık. O başka memlekete gitti. Bir müddet sonra geri geldi ve “ Niçin biriyle bana haber göndermedin?” diye sitem etti. “Gönderdiğim adamın yüzü senin güzelliğinle aydınlansın ve ben bundan mahrum mu kalayım? Bunu gönlüm alamadı.” dedim.

Nuşirevan-ı Adil için bir av yerinde bir avı kebap edeceklermiş, fakat tuz yokmuş. Bir parça tuz getirmek için uşaklardan birini köye göndermişler. Nuşirevan uşağı çağırıp tuzu para ile al ta ki köyden tuz almak hükümetçe bir adet olup köy harap olmasın, diye tembih etmiş. Nuşirevan’ın yanında bulunanlar: “Bir parça tuzdan ne fenalık çıkar” demişler. Nuşirevan: “Zulmün esası dünyada evvela azmış. Sonra her gelen bir parça artırmakla bugün ki dereceyi bulmuştur.” demiş.

Değerlendirme:

Şimdi Bostan ve Gülistan’ın ilmi ve edebi ehemmiyetine gelince, şair Sâdi’nin klasik doğu edebiyatının metodunu takip ettiği görülür. Sâdi bu iki eseri ömrünün sonlarına değin yazmıştır. Hayatının büyük kısmını kapsayan seyahat ve maceralar esnasında tanıdığı birçok milletten insan ve farklı kültürler sayesinde Sâdi’nin ufku genişlemiş ve zenginleşmiştir. Eserlerinde bu insanların karakter yapılarından mizaç tahlilleri yapmış ve karşılaştığı kültür unsurlarının özelliklerinden bahsetmiştir. Bu iki eserde geçen bazı hikâyeler, şairin hatıralarıdır. Ayrıca Kelile ve Dimne tarzı hayvan hikâyeleri de mevcut bulunmaktadır. İran edebiyatının her türlü zenginliğini kullanan Sâdi, bu iki eseri yazarken tek bir amaç gütmüştür: örnek bir insan ve toplum modeli oluşturmak. Tüm topluma hitap etmesi için bu eserler sade ve açık yazılmıştır. Ayrıca bu eserler, Feridüddin Attâr’ın Mantık al-Tayr’ıyla biçem ve üslup açısından benzerlik taşır.
Sâdi’nin bu iki eserinde ideal insan tiplemesi vardır. Ona göre ideal insan: ilk önce inandığı tanrıdan korkan biridir. Çünkü insan davranışlarının kontrol etmesini sağlayan en etkili unsur Allah korkusudur. İnsanın görünmeyenden korkması, görünenden daha etkilidir. Dinlerin asırlar boyunca var olması ve insan davranışı üzerindeki etkileri buna delildir. Ayrıca Sâdi’nin yaşadığı kültür Allah ve ahiret inancına dayanan bir din üzerine inşa edilmiş olması bu hususu güçlendirmektedir. Allah ve ahiret inancını benimsemiş kişilerde iyilik yapma ve ihsan etme davranışları sık görülür. Bostan’ın ikinci bölümündeki iyi işler yapmak ideal insanda var olan ikinci önemli özelliktir. Bu özellik ise Allah korkusunun bir sonucudur.
Moğol istilasının sert estiği yıllara denk gelen yaşamında Sâdi, insanları bu dünyevi felaketlerden kurtarma ve ruhun girdaba düşmesini önlemek maksadıyla gerçek aşk ve onun özelliklerine Bostan’ın üçüncü bölümünde değinmiştir. Bu bölüm, bir önceki bölümleri destekleyici olarak yani Allah korkusu ve onun getirisi olan iyi işler yapma hususunu aşk ve gerçek sevgiyle süslemiştir. Zaten insanlardaki Allah’a ve onun yarattıklarına olan sevgi, insan ruhunun en ileri seviyesi olup o dönemdeki korkunç ve dehşetli vaziyetten kurtulmanın da devası olmuştur. Ayrıca Allah’a ve onun yarattıklarına sevgisi olanlar O’nun haşmetine boyun eğmiş ve O’nun yaratıcı kudretine karşı kendisini aciz görmüşlerdir. Bu acizlik duygusu içinde kalplerinde kibri atmışlar ve insanlara ve diğer canlılara karşı da alçakgönüllü olmuşlardır. Tasavvufun en önemli unsurlarından olan tevazu, Sâdi’nin Bostan’ında da hakkıyla yer almıştır.
Yine Allah’a olan sevginin getirisinden biri, kadere razı olmadır. O dönemin vaziyetine baktığımızda Sâdi, insanları Yaratıcı’ya isyandan korumak için kadere razı olmayı öğütlemiştir. Kadere razı olan insan elindekiyle yetinir. Aza kanaat etmeyi bilir. Tasavvufun önemli özelliklerinden biri olan kanaat etme ve dünyaya olan hırsı yok etme Sâdi’nin üzerinde durduğu insan tiplemesinin olmazsa olmazıdır. Tasavvufta sadece Allah’ı arzulayan ve O’nun yolundan gidenler için dünya kendilerine bir kazanç sağlamamış ve sadece kendilerini yaşatacak kadar dünya malına sahip olmakla iktifa etmişlerdir. Dünya ve üzerindekilere hırsı ve tamahı kalplerinden silen bu insanlar, dünyanın kötülüklerinden de beri durmuşlardır. Bu sayede edep ve güzel yaşayış onları çepeçevre kuşatmıştır. Bostan, elindekilerle yetinen insanlar için var olan sağlık ve sıhhatlerine şükrettiğini de ekler. Çünkü bu eserlere göre insan vücudu zenginliklerin en büyüğüdür.
Tüm bu iyi insan özellikleri sıralandıktan sonra, iyi yaşayamayan insanlar için geri dönüş ve geçmişini temizleme gibi bir imkânlarının olduğunu belirten Sâdi, eserinin dokuzuncu bölümünde tevbeyi ele almıştır. Hatalarından kurtulma ve iyi kul olmanın ilk merhalesi olan tevbe, İslam dininin de üzerinde çokça durduğu bir husustur. Bostan ise bu hususu geçmişte yaşanmış olaylardan örneklerle zenginleştirerek işlemiştir.
Bostan’da iyi insan olmanın özelliklerini sırasıyla değinen Sâdi, Gülistan’da da benzer konuları işlemiştir. Yalnız eserin ilk bölümü bir siyasetname gibidir. İyi bir padişah olmanın özelliklerinden bahsedilir. Gülistan’da, Bostan’a ek olarak susmanın faydalarına değinilmiştir. Sâdi, Gülistan’da ayrıca insan hayatının merhalelerinden yani gençlik ve ihtiyarlık hususuna da değinir. Hatta aşkın ehemmiyeti üzerinde duran Sâdi, Gülistan’da yine aşka değinirken gençlik ile aşkı bağdaştırır. Eserin sonlarına doğru zenginlik ve fakirlik konularına da değinen Sâdi, bir dervişle girdiği tartışmayı da eserine almıştır. Gülistan’ın son bölümünde ise, sohbet ve muhabbet adabına değinerek eserini tamamlamıştır. Böylece Sâdi, Bostan’da oluşturmaya başladığı erdemli insan modelini Gülistan’da tekmil ederek tamamlamıştır.

Sonuç:

Bu iki eser, ruhi sıkıntıda olanlar ve hayatını düzene sokmaya çalışanlar için bir rehber kitabı olmuştur. Yıllarca elden düşmeyen ve geçmişte birçok okul ve medresede farsça ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu iki eser sadece İran edebiyatının değil Dünya edebiyatının en seçkin lirik eserleri arasına girmiştir. Bir asra yakın süren ömründe Sâdi, çektiği sıkıntılarının ürünlerini işte bu kıymetli eserlerinde vermiştir. Hâfız gibi güzele ve güzelliğe âşık olan bu şair, sıradan gelen birçok şeyden (örn. kuş uçuşu) harikulade sanatlar çıkarmış ve eşsiz beyitler yazmıştır. Şiir ve düz yazı alanında güçlü kalemi ile ikisini de aynı eserde kullandığında muazzam bir ahenk oluşturmuştur. Firdevsi ile yükselen farsça, Sâdi ile tekâmül safhasına girmiş ve Hafız ile bu yükselişine devam etmiştir. Sâdi’nin eserleri Fars edebiyatının ilelebet taşıyacağı bir gurur nişanıdır.

Kaynaklar:

  1. Bilge, Kilisli Rıfat, Molla Cami – Baharistan, Meral Yayınları, İstanbul,1970
  2. Bilge, Kilisli Rıfat, Sâdi Şirazi- Bostan ve Gülistan, Can Kitabevi, İstanbul, 1968
  3. Küçük, Ubeydullah, Sadi Şirazi- Bostan ve Gülistan adlı eserin önsözü, Bedir Yayınları, İstanbul, 1978
  4. Tarlan, Ali Nihat, Bostan ve Gülistan adlı eserin önsözü, Can Kitabevi, İstanbul, 1968
  5. Yeni Hayat Ansiklopedisi, Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul, 1973

Yazar Hakkında

E-Posta: st092301006@etu.edu.tr
23 Tane Yazı Yazdı

Yorumlar (2)

  • bir dost

    ya lütfen şu gülistan kitabının özetini yazın ya

    Cevapla
    • Muhammed

      Yazıyı okuduysanız Gülistan ve Bostan kitapları bir birinden bağımsız pek çok hikayeden oluşmaktadır ve bunların geneli manzumdur yani aslında şiirdir. Bu yüzden özetini yazmak mümkün değildir.

      Cevapla

Yorum Yaz

Yazı ve Materyalleri Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz © 2011-2014 aksitarih.com