Shahab Mousavizadeh - The arrest of Babak Khorramdin

Abbasi Yönetimine Karşı Mesiyanik Bir Hareket: Bâbek el-Hürremî İsyanı

Abbasi hareketi bir ihtilal ile Emevi hakimiyetine son vermiş, Emevi Hanedanı’na mensup olan tüm kişileri öldürmüş ve yönetimi ele geçirmişti. Bu ihtilalin gerçekleşmesi safhasında çok önemli bir misyon yüklenen ve ihtilalin başarıya ulaşmasında kilit rol oynayan Ebû Müslim-i Horasanî’nin Abbasi Halifesi el-Mansur tarafından öldürülmesi, Maveraünnehir, Azerbaycan ve Horasan gibi bölgelerde büyük bir infialin doğmasına neden olmuştu. Ebû Müslim-i Horasanî’nin katli, Abbasi Devleti’nin yönetim kadrosunun ve meşruiyetinin sorgulanmasına neden olmakla birlikte, Ebû Müslim-i Horasanî’nin efsanevî bir şahsiyet olarak hafızalarda yaşamasına ve onun intikamını almak için birçok isyan girişiminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşte ele alacağımız Bâbek el-Hürremî İsyanı, bu isyan girişimlerinin en etkilisi ve Abbasi yönetimini en çok uğraştıran isyandır diyebiliriz.

Bâbek ve Hürremîyye Fırkası

Hürremîyye’nin Menşei ve İnanç Esasları

Hürremîyye’nin adı ve nasıl ortaya çıktığı ile ilgili birçok rivayet vardır. Ancak en geçerli olanı, kocasının öldürülmesinden sonra Rey’e kaçan ve mezhebi orada yaymaya çalışan Mazdek’in karısı Hürreme’den dolayı fırkanın bu ismi aldığı yönündeki görüştür.[1] Bu yüzden Hürremîyye, çoğu zaman Mazdekîyye ile benzer anlamda kullanılmıştır. Bu fırka, Müslüman Arapların İran coğrafyasını fethetmesiyle uzun bir sessizlik ve gizlilik içinde varlığını sürdürmüştür. Ebû Müslim-i Horasanî’nin öldürülmesi sonucu çıkan isyanlardan sonra bu fırka yeniden gündeme gelmiş ve ele alınmıştır. Bu fırkanın tekrar gücünü eline geçirmesinde Ebû Müslim hareketine mensup olanların payı büyüktür. Binâenaleyh Hürremîyye fırkası Ebû Müslim’in hareketine mensup olanlarla aynı fırka olarak telakki edilmiştir.

Daha sonraları Hürremîyye’nin bir kolu olarak tebarüz eden Müslimiyye, Ebû Müslim’in ölmediğini ve asla ölmeyeceğini, onun bir gün yeniden adaleti hakim kılmak için dünyaya döneceği yönündeki anlayışı benimsemiştir. Bunun aksine diğer bir grup ise onun ölümünü kabullenmiş ve kızı Fatıma’yı imam olarak benimsemişlerdir. Fatımiyye ismini alan bu kol ise Fatıma’nın soyundan gelecek birisinin Abbasi hakimiyetine son vererek yönetimi ele geçireceği görüşünü benimsemiştir. Ebû Müslim’in idam haberinin yayılması ile Sindbad adlı bir kişi Hürremîlerin ilk isyanını gerçekleştirmiştir. Sindbad, Arap hakimiyetini yıkacağını, Ebû Müslim’in ölmeyip kısa bir süre sonra mehdî olarak ortaya çıkacağını ileri sürmüştür.[2]

Hürremiyye fırkasının inanç esasları hakkında kaynaklarda bulunanlar, Hürremîyye fırkasının Mazdek inancıyla olan bağlantısını gözler önüne serer. Hürremiyye’ye intisap edenler tenasühe inanmaktadır. Bu fırka düalist bir inanca sahiptir. Bütün peygamberlerin bir tek ruhtan mülhem oldukları ve vahyin hiçbir zaman kesilemeyeceği kabul edilmektedir. Ruhun amellere göre bedenden bedene intikal ederek ceza veya mükâfat gördüğüne inanılmaktadır. Şarap ve diğer alkollü içkileri içmek onlara göre her şeyden daha hayırlıdır. Kadınların rızası olduğu takdirde fuhşu hoş karşılar ve buna müsaade ederler. Dini sistemlerinin esasını nur ve zulmet kavramları teşkil eder. Bir nevi hareketlerinin lideri gördükleri Ebû Müslim’e ve onun ailesinden gelenlere bağlılıkları hep devam etmiştir. Onu öldüren el-Mansur’a lanet okumak onlarda bir gelenek halini almıştır.[3] Genel hatları ile baktığımızda Hürremîyye’nin, eski İran dinlerinin -özellikle Mazdek- etkisi altında gelişen bir fırka olduğunu söyleyebiliriz.

Bâbek’in Ortaya Çıkışı ve Riyaseti Ele Geçirmesi

“Bu yıl (816) el-Bezz vilayetinin hakimi olan Câvîdân bin Sehl’in taraftarlarından Bâbek, Câvîdânîyye’de bir hareket başlattı ve Câvîdân’ın ruhunun kendisine girdiğini iddia ederek bozgunculuk hareketine girişti. Câvîdân kelimesi “daimi ve baki olan” demektir. Hürrem kelimesinin manası ise, fere (kadınların tenasül organı) demektir. Bu kelimeler Mecûsilerin terminolojisi içerisinde yer almaktadır. Mecûsilerce bir kimsenin annesi, kız kardeşi ve kızıyla evlenmesi caiz görüldüğünden bu harekete “fere dini” adını vermişlerdir. Ayrıca Mecûsiler tenasühe ve ruhların bir hayvandan diğer bir hayvana geçtiğine inanırlar.”[4]

İbnü’l-Esir, eserinde Bâbek’in ilk kez ortaya çıkmasını bu şekilde belirtir. Aslında Bâbek’in isyanı başlatmadan önceki hayatı ile ilgili pek fazla bilgi yoktur. O büyük bir ihtimalle çıkardığı isyandan sonra adını duyurmuştur. Bununla birlikte onun isyandan önceki geçmişi ile ilgili bazı rivayetler vardır. Bunlardan ilki, onun babasının, Hürremîyye hareketinin bir kolu olan Fatımiyye’nin kurucusu ve aynı zamanda Ebû Müslim’in kızı Fatıma’nın oğlu Mutahhar olduğunu belirtir. Diğer bir görüş ise, onun babasının Medâin’li bir tüccar olduğunu ve babası öldükten sonra Tebriz’de çobanlık yaptığını söyler. On sekiz yaşında iken Hürremîlerin reislerinden Câvîdân’ın dikkatini çekerek Hürremîlerin merkezi Bezz şehrine götürülmüştür. Daha sonra Hürremîler arasındaki riyaset tartışmaları sırasında Câvîdân ölünce, Bâbek’e aşık olan karısı onun ruhunun Bâbek’e geçtiğini söyleyerek Hürremîler’in Bâbek’e itaat etmesini sağlamıştır.

Daha önce de belirttiğim gibi Bâbek, başlattığı isyan hareketiyle adını duyurmuştur. Onun isyan öncesi bilinen hayatı, sadece öne sürülen rivayetlerle sınırlıdır. Bu rivayetlerin de Bâbek’in isyanından veya onun öldürülmesinden sonra ortaya atıldığı ihtimal dahilindedir.

Bâbek el-Hürremî isyanı

Bâbek 816 yılında el-Bezz şehrinde isyanı başlatmıştır. İsyanın bu tarihte başlatılması planlı bir harekettir. Abbasi Halifesi Emîn ve Me’mun arasındaki taht kavgası sonucu devlet kendi derdine düşmüş ve uzak eyaletlerdeki gelişmelere karşı kayıtsız kalmıştır. Bunu kendisi açısından büyük bir şans olarak gören Bâbek, bu fırsatı geri çevirmemiştir. Me’mun, otoritesini tam olarak sağladıktan sonra Bâbek üzerine ordular ve komutanlar göndermiş ancak çoğunda mağlup olmuştur. Ayrıca Me’mun’un birçok komutanı da öldürülmüştür. Bâbek, Abbasi kuvvetlerini mağlup ettikçe daha cüretkâr davranma fırsatı bulmuştur. Bununla birlikte Bâbek İsyanı’nın bastırılamamasında Halife Me’mun’un bu isyana küçümser bir tavırla bakması ve gereken önemi vermemesi de rol oynamıştır. 833 senesinde başa geçen Mu’tasım, Me’mun’un aksine ilk iş olarak Bâbek İsyanı’nın bastırılması ve onun yakalanması için güvendiği bir Türk kumandanı olan Afşin’i Bâbek üzerine yollayarak önemli bir adım atmıştır. Mu’tasım zamanı Bâbek probleminin en yoğun yaşandığı dönemdir. Cibâl, Hemedan ve Isfahan bölgeleri ele geçirilmiş, Hürremîlerin kontrolünde idi. Afşin 836 yılının başlarında Bâbek’e ilk ciddi yenilgisini tattırmıştır. Burada önemli olan nokta şu ki, Bâbek ilk isyanından ancak yirmi yıl sonra ciddi manada yenilgiye uğratılabilmiştir. Buradan Bâbek hareketinin ne kadar etkili olduğu ve Abbasileri uzun yıllar boyunca uğraştırdığı sonucu çıkmakla birlikte, Abbasilerin de isyanı bastırmadaki isteksizliği ve beceriksizliği sonucunu çıkarabiliriz. Bâbek yenilgi sonrası Bezz şehrine çekilince, Afşin bu şehri kuşatmıştır. Bâbek bu kuşatmadan kurtulmayı başarsa da daha sonra Afşin’in birlikleri tarafından yakalanarak 838 yılında Samerra’ya getirilmiş ve Mu’tasım’ın huzurunda ilk önce elleri ve ayakları kesilmiş, daha sonra da boynu vurulmuştur.

Bâbek’in Abbasilere verdiği zararı göstermesi açısından İbnü’l-Esir’in aktardığı bazı rakamlardan bahsetmek yerinde olacaktır:

“Afşin Bâbek’in karşısında bulunduğu müddet içerisinde sefer hareketine giriştiği her gün için on bin, çıkmadığı günler için ise beş bin dirhem harcamıştı. Bâbek’in yirmi yıl içerisinde öldürmüş olduğu insanların sayısı ise iki yüz elli beş bin beş yüzü bulmuştu. Bâbek ile beraber esir bulunanların sayısı üç bin üç yüz doksan kişi idi. Onun elinden kurtarılan Müslüman kadın ve çocuklarının sayısı ise yedi bin altı yüz kişiden ibaretti.”[5]

838’de Bâbek’in ölümünden sonra irili ufaklı isyanlar İran coğrafyasında X. yüzyıla kadar aralıklarla sürmüştür. Hürremîyye gruplarının ise XII. yüzyıla dek varlıklarından kaynaklarda bahsedilir.

İsyanın Sosyal ve İdeolojik  Arka Planı

Ebû Müslim’in öldürülmesi ile birlikte özellikle İran coğrafyasında irili ufaklı birçok isyan zuhur etmiştir. Bu isyanların kendilerine dayanak olarak belirledikleri iki temel görüş vardır: Bunlardan ilki Arap hakimiyetine son vermek ve Fars egemenliğini yeniden tesis etmektir. İslam ordularının İran’ı fethetmesiyle, İran yönetim kadrosunun, aristokrasisinin ve halkının sosyal bir travma geçirdiğini söylemek pek de yanlış olmaz. Binlerce yıllık bir geçmişe dayanan, kurumlarıyla ve bürokrasisiyle, kısacası her yönüyle devlet geleneğini oluşturmuş ve kendine has bir yapısı bulunan İran kültürü, henüz yeni ortaya çıkan İslam dinine ve İslamın o dönemki müdafileri olan, belli bir yerleşik kültüre bile sahip olmayan bedevi Araplara karşı mağlup olmuştur. Bu olayın İran halkı ve yönetimi tarafından hazmedilmesi kolay olmamıştır. Bununla birlikte Arap hakimiyeti döneminde İranlıların bazı kötü muamelelere maruz kalması da Arap karşıtlığını tetiklemiştir.

Diğer görüş ise Ebû Müslim’in aslında ölmediği, yeniden dünyaya geleceği ve Abbasi hakimiyetine son vereceğine dair  inançtır. Ebû Müslim’in katledilmesinden sonra ortaya çıkan isyanların hemen hepsinin ideolojik arka planında mehdicî bir karakter vardır. Bu isyanlardaki mehdicî karakter Ebû Müslim’in üzerine kurulmuştur. O aslında insanların gözünde bir kurtarıcıya duyulan özlemin simgesi olarak hafızalarda yer etmiştir. Genel anlamda baktığımızda bu tarz isyanların ortaya çıkmasında esas sebeplerin insanların çıkarlarının, siyasi bir mevki veya makam elde etme ihtiraslarının ve en önemlisi zor ekonomik şartlar altında yaşamalarının yattığını görürüz. İnsanların sosyal ve ekonomik anlamda kötü şartlar altında yaşamaları, kendilerini kurtaracak bir isme umut bağlamalarına neden olmuştur. İşte Ebû Müslim de böyle bir simge haline gelmiştir. Bu yüzden onun ölümünden sonra isyan çıkaranlar, hep onun adını kullanarak kitleleri etrafında toplamayı başarmışlardır. Bâbek el- Hürremî de Ebû Müslim’in bir gün mutlaka yeryüzüne döneceği ve adaleti hakim kılacağı iddiasını benimsemiştir. Bununla birlikte Bâbek, tanrının kendisine hulûl ettiğini iddia etmiştir. Böylece etrafına daha fazla insan çekmeyi hedeflemiş ve başarılı da olmuştur. Aslında Bâbek’in bu kadar geniş kitleleri etrafında toplayabilmesinin asıl nedeni, sosyal ve ekonomik şartlar altında ezilen insanların bir kurtarıcı ve arayış içinde olmasıdır. İsyanın ideolojik veya mesiyanik yönü ise ikinci derecede önemi haizdir. İnsanların bir inanç etrafında birleştirilmesi istenmiş, isyanın sağlam bir temele oturtulması ve insanların bağlılıklarının arttırılması için mesiyanik bir ideoloji kullanılmıştır diyebiliriz.

Ahmet Yaşar Ocak, Bâbek ve diğer isyanlarla ilgili olarak, isyanların Maveraünnehir, Azerbaycan ve Horasan gibi göçebe Türk nüfusunun hakim olduğu bölgelerde çıkması ve mesiyanik bir ideolojiyi temel alarak zuhur etmesi üzerinde durmuştur. Bununla birlikte İslamı zoraki benimsemiş olan İran’da Zerdüştî, Maniheist ve Mazdekî inançlarının etkilerinin hala devam ettiğini ve bu inançların Türkler arasında rağbet görmesiyle heterodoks İslam anlayışının oluşumunu, mesiyanik bir heterodoks İslamın ortaya çıkmasında bu eski İran inançlarının etkilerinden bahsetmiştir. Bu bağlamda Bâbek İsyanı’na değinen Hoca, isyanın mesiyanik yönünü ele alarak eski İran inançlarının isyan üzerindeki etkilerini gözler önüne sermiştir. Son olarak, Bâbek İsyanı’nı amaç yönünden Baba İlyas (Babaî) İsyanı ve Şah İsmail’in Türkleri kışkırtması ile kıyaslayarak, bunlar arasında ideoloji ve amaç açısından hiçbir fark olmadığını belirtmiştir.[6]

Claude Cahen ise, Ebû Müslim’in ölmesinden sonra ortaya çıkan isyanları birer rafızî hareket olarak nitelendirmekle beraber, Bâbek İsyanı’nın özellikle Mazdekîlerin çok olduğu Azerbaycan ve Hazar’ın güneyinde çıkması üzerinde durmuştur. Bâbek’in kişiliğini dinsel reformcu, örgütleyici ve eylem adamı olarak vasıflandırmıştır. Öğretisini Ebû Müslim’in hatırasını yaşatan cinsten bir rafızîlik olarak tanımlamıştır. Cahen, isyanın özellikle sosyal yönü üzerinde durmuştur. Toprağın büyük kısmına bir avuç Müslüman Arap’ın sahip bulunmasına karşı köylülerin duyduğu nefretten ve yaşam koşullarının bunaltıcı olmasından bahsetmiştir.[7]

Sonuç

Ebû Müslim-i Horasanî’nin katledilmesinden sonra ortaya çıkan isyanlar içinde Abbasilere en çok zararı veren ve onları en çok uğraştıran Bâbek el-Hürremî İsyanı’dır. Bu isyan hem yirmi yıl gibi uzun bir zaman boyunca sürmesi hasebiyle hem de bunun sağlanmasında önemli bir etken olan kuvvetli bir mesiyanik inanç temeline oturtulması yönüyle diğer isyanlardan ayrılmaktadır. Bâbek İsyanı’nın inanç ve sosyal yönü, kendisinden yüzyıllar sonra ortaya çıkan diğer isyanlarda da karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan baktığımızda tarihsel süreç içerisinde farklı zamanlarda ortaya çıkan bu tarz isyanların aynı temeller üzerine bina edilerek ortaya çıktığını söylemek pek de yanlış olmaz.

 Kaynakça

  1. Apak, Adem, Anahatlarıyla İslam Tarihi (4), Ensar neşriyat, İstanbul, 2011
  2. Cahen, Claude, Türkler Nasıl Müslüman Oldular, Örgün Yayınları, İstanbul, 2011
  3. İbnü’l-Esir, El-Kâmil Fi’t- Târih, c:5 , Hikmet Yayınları
  4. Ocak, Ahmet Yaşar, Babaîler İsyanı, Dergah Yayınları, İstanbul, 2009
  5. TDVİA, 18. Cilt

[1]  TDVİA, Hürremîyye maddesi, c:18, s. 500

[2]  TDVİA, Hürremîyye maddesi, c:18, s. 501

[3]  Adem Apak, Anahatlarıyla İslam Tarihi(4), s:181 ; TDVİA, Hürremiyye maddesi, c:18, s. 501

[4]  İbnü’l Esîr, El-Kâmil Fi’t- Târih, c:5, s. 380

[5]  İbnü’l-Esîr, El-Kâmil Fi’t- Târih, c:5, s. 506

[6]  Daha fazla bilgi için: Ahmet Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı, ss. 155-156

[7]  Daha fazla bilgi için: Claude Cahen, Türkler Nasıl Müslüman Oldular, ss. 149-150

Oğuzhan Yener

1 Yorum