Victor Gillam - A Thing Well Begun Is Half Done

Amerikan Yayılmacılığının Doğuşu ve Meşruiyet Kaynakları

ABD halklarını oluşturan milletlerin kıtaya ayak basmalarının nedenleri farklıdır. İskoç, İrlandalı, Alman gibi milletler din savaşlarından kaçarken; Avrupa’dan, yoksulluk çektiği için göç edenler de mevcuttu. Bunların yanında, toplum tarafından kabul görmediği için kıtayı terk edenler bir hayli fazlaydı. Ayrıca, Afrika’dan da köle ticareti ile siyahlar kıtaya göç ettirildi. Kıta üzerinde hâkim olmak isteyen devletlerin teşviki ise kıtanın çekiciliğini artırdı. Kıtada hüküm süren İngiltere, İspanya, Fransa ve Hollanda gibi devletler arasında yaşanan savaşlar nedeniyle kıta halkı kendisini koruyacak bir üst otoriteye ihtiyaç duyuyordu. İngiltere ve Fransa arasında yaşanan 7 Yıl Savaşları öncesinde kıta halkı ile İngiltere birbiriyle olan ilişkileri, iki taraf arasındaki ticari akışın varlığı ve kıtanın kuzeyinde orta sınıf üreticilerin artmasıyla iyi bir dönemdeydi. Hatta Virginia kolonisinin House of Burgesses adıyla kurduğu meclisin ticari ve sosyal hayatı düzenleyici yasaları vardı. Savaş öncesi kıta halkının İngiltere’ye yapacağı her yardımın karşılığını alacağı vaadi, İngiltere’ye duyulan bağlılık ve güven nedeniyle kabul gördü. Fakat İngiltere savaş sonrası yıpranmış olan ekonomisini ve mevcut durumunu değerlendirerek vaatlerini gerçekleştirmediği gibi kıta halkının, günlük yaşamını etkileyecek bir takım ek vergiler koyarak tepkisini çekti. Bunun yanında savaş sırasında İngilizlerin kıta halkını ikinci sınıf vatandaş olarak görmesi kıta halkında Amerikalılık bilincini yeşertti. Aslında bu, tüm Avrupa’nın bakış açısını yansıtıyordu. Amerika, Avrupa için öteki ve istenmeyendi. Kral’ın yasasına verilen tepki, İngiltere yönetimine karşı açık bir baş kaldırmanın yanında kendi güçlerini ve varlıklarını kavramaları, milli bir bilincin doğmasıydı. İngiltere savaşı kazanmıştı, fakat kıtayı kaybedecek adımlar atmıştı. Kıta halkı kendi çıkarlarına ters düşen vergilendirmeden duyduğu rahatsızlığı boykot ederek tepkisini ortaya koydu. Bu tepkiyi Boston limanında demirlemiş olan İngiliz gemilerinde bulunan ticari değere sahip çayların denize dökülmesi izledi. ABD halkı 7 Yıl Savaşları’nda kendilerine yapılan “öteki” yakıştırmasına milli bir bilinçle cevap verirken Amerikalılık bilinci oluşmuştur. Sonuç olarak ABD için kendi menfaatlerine ters olarak çıkartılan baskıcı ve zorlayıcı yasalara boyun eğmemek, İngiltere’ye karşı verilen mücadeleyi bir bağımsızlık mücadelesi yapmıştır. Bu da Amerika’nın doğuşunu meşru kılmıştır.

Gelelim Amerikan yayılmasına, Akdeniz korsanlarıyla 1801 yılında yaşanan Trablus ve 1815 Cezayir Savaşları ABD tarihinin ilk zaferlerindendir. ABD, İngiltere’ye karşı verdiği mücadele sonrası aldığı bu zaferlerle kendisine duyduğu güveni pekiştirerek içte artan nüfusun toprak talebine paralel bir yayılma politikası izlemiştir. ABD kazandığı savaşları Tanrı’nın bir hediyesi olarak görmüştür. Görünürde eşitlikçi, adaletçi, demokrat, medeni bir metin olan ABD Anayasası ve Özgürlük Bildirgesi’nin varlığı Amerikalıların kendilerine bir üstünlük bahşedildiğini düşünmelerine yol açmıştır. Artan nüfusla birlikte batıya yayılma ihtiyacı doğduğunda ise karşımıza frontier kavramı çıkmaktadır. Sınırları genişletmek, ilerlemek ve daha geniş anlamda ise sınırsızlığı karşılayan frontier kavramı aynı zamanda bunu demokrasiyi, medeniyeti ve adaleti yaymak için yapmaktadır. Buna ek olarak, frontier düşüncesini American Exceptionalism düşüncesi de desteklemektedir. Bu düşünceye göre Amerika diğer devletlerden Tanrı katında ayrılmıştır. Onlar seçilmiş ve korunan bir halk olarak kendi medeniyetlerini yaymak zorundadırlar. Medeniyet ise eğitim seviyesi, teknolojik gelişmişlik ve sahip olunan güç ile bağlantılı olacaktır. Doğu ve Batı ayrımının temellerinde yatan bu iki düşüncede Doğu’nun sahip olduğu egzotik ve mistik özellikler vurgulanırken; Batı’nın gelişmişliği, medeniyeti ve demokrasisi vurgulanmaktadır. Daha sonra görülen ise egzotik olan Doğu’nun ötekileştirilmesi ve Batı’nın medeniyetine duyduğu ihtiyaçtan dolayı yayılmaya açılmasıdır. Amerika’nın siyasi ideolojisinde bu iki düşünceyle bütünleştirebileceğimiz bir diğer düşünce ise Manifest Destiny düşüncesidir. Bu düşünce özel değil genel bir düşünce olduğundan Amerikan siyasi hayatında halen etkilidir. Amerika’nın görevi tüm dünyaya demokrasiyi yaymak ve tüm dünyada demokrasiyi savunmaktır. Amerikan ideolojisinde Beyaz Anglo-Sakson Protestan (White Anglo-Saxon Protestant) adam için free land olarak görülen yayılma alanı Amerikan demokrasisine, adaletine ve medeniyetine muhtaç olarak görülmektedir. Günümüzde ise buna “American life” yaşayış tarzını da ekleyebiliriz. Birbirini tamamlayan bu üç düşünce ABD yayılmasının meşruiyetini oluşturmaktadır.

Kerim Sert

2 Yorum