A racially segregated train station entrance during apartheid

Apartheid Dönemi

Apartheid, Afrika dilinde “ayrılık” anlamına gelir. Apartheid Dönemi, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 1948-1994 yılları arası döneme verilen isimdir. Nüfusun % 13 ünü oluşturan beyazların yönetimi ele geçirdiği bu dönemde halk; beyazlar, melezler ve siyahlar olarak üç gruba ayrıldı. Daha sonra buna Asyalılar da eklendi.

Apartheid Dönemi Öncesi

Afrikalı yerlilerden sonra kıtaya ilk gelenler Hollanda asıllılardır. 17. yüzyılda kıtaya yerleşen Hollandalılardan sonra 1795’te İngilizler gelerek yerli halkın topraklarını işgal etmiştir. Güney Afrika’da Cape Town’a yerleşen İngilizler 1834’te köleliği yasaklayınca, Hollandalılar ülkenin uç kısımlarına göç ettiler. Gittikleri yerde Boerler (Afrika dili konuşan Hollanda asıllı Güney Afrikalılar) olarak tanındılar ve siyahları köle gibi kullandılar.

1886’da büyük bir altın madeni keşfedildi, Avrupa’dan insanlar buraya akın etti. Siyah erkekler, eşlerinden ve çocuklarından koparılarak madenlerde zor koşullar altında çalıştırıldı. İngilizler, Boerlerin altın bölgesini ele geçirmesine izin vermedi. 1899-1902 yıllarında İngilizler ile Boerler arasındaki Boer Savaşı’nı kazanan İngilizler, bölgedeki altın yataklarını ele geçirerek Güney Afrika’da hâkimiyet kurdular. Savaştan sonra yeni bir anayasa hazırlayan İngilizler bütün ayrıcalıklara sahip olurken, yerli siyah halkı da ırkçı bir politikayla sömürmeye başladılar. Bunun üzerine siyahlar, 1912’de ANC olarak bilinen Afrika Ulusal Kongresi’ni kurdular, siyahların haklarının iadesini istediler fakat bu istekleri beyaz hükümet tarafından reddedildi.

Irkçı politika fikri ilk kez 1918’de ortaya atıldı. Bu dönemde kırsal kesimde yaşayanlar Afrikanerdi (günümüzde Hollanda asıllı Güney Afrikalılar için bu tabir kullanılıyor). İngilizler kentlerde oturuyor, yerli Afrikalılar ise bantoustan denilen hiçbir altyapının bulunmadığı yerleşim alanlarında yaşıyorlardı. İngilizlerin kurduğu Ulusal Parti ırkçı politikayı bununla sınırlandırmadı. Siyahların oy kullanma hakkı ellerinden alındı. Ayrımcılık umumi tuvaletlerden okullara, taşıtlara kadar her alanda uygulandı. Otobüs duraklarına, parklardaki banklara “Sadece beyazlar içindir” tabelaları asıldı.  Beyaz ve beyaz olmayanların evlenmeleri yasaklandı. Hollandalıların bölgeye gelmesinden sonra yerli ırkla karışmasıyla oluşan melezler de ikinci sınıf muamele görmeye başladı. Örneğin beyaz bir öğrenci için harcanan para, melez bir öğrenci için harcanandan beş kat, siyah bir öğrenci için harcanandan ise on kat fazlaydı.

Apartheid Dönemi

Ulusal Parti’nin 1948’de iktidara gelmesiyle Apartheid dönemi resmen başlamış oldu. Siyahlara paso taşıma yasası getirildi. Pasolarda o kişinin nerede çalışmaya izni olduğu yazıyordu. Yanında pasosu olmayan milyonlarca siyah hapse atıldı.
1952 yılında Nelson Mandela, Afrika Ulusal Kongresi’nin(ANC) lideri oldu. 1953’te hükümet Mandela’yı ANC ile ilişkisini kesmesi için zorladı fakat bunu yapmayan Mandela aynı zamanda şiddet içermeyen protestoları destekledi, pasosunu yaktı ve ülkedeki siyahların da bunu yapmasını önerdi. Bunun üzerine hakkında tutuklama kararı çıktı. 1961’deki bir konferans sırasında yaptığı konuşma ile de polis her yerde Mandela’yı aramaya başladı. Mandela:

“Hükümet barışçı ve silahsız göstericilerin üzerine, ülkenin askeri güçlerini gönderdiği zaman, o gösteriyi destekleyecek daha büyük bir kitlenin oluşmasına neden oluyor. Biz hükümeti çalışamaz duruma düşüreceğiz… Duyduğuma göre tutuklanmam isteniyormuş ve polis beni her yerde arıyormuş… Tanımadığım bir hükümete teslim olmak niyetinde değilim.” dedi.

Mandela gizlice arkadaşlarıyla görüştü ve grev başlatma kararı aldı. Umkhonto we Sizwe (Ulusun Mızrağı) adını verdikleri bir yeraltı sabotaj programı hazırladılar. Artık şiddet içermeyen protesto dönemi bitiyor, şiddete şiddetle karşı koyma dönemi başlıyordu. 16 Aralık 1961’de yayımlanan Umkhonto we Sizwe Bildirisi’nde şöyle deniyordu : “Her ulusun, iki seçenek arasında kalabileceği durumlar başına gelebilir- teslim olmak ya da savaşmak. İşte Güney Afrika için, böyle bir dönem başlamıştır. Teslim olmayacağımıza göre, insanlarımız, geleceğimiz ve özgürlüğümüz için, tüm gücümüzle karşı koymaktan başka seçeneğimiz yok.”

Mandela 1962 yılında yakalandı ve 5 yıl hapse mahkûm edildi. Polis 1963’te Umkhonto we Sizwe’nin yerini keşfetti, ele geçirilen belgelerle Mandela mahkemeye çıkarılarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ANC kapatıldı.

Bu yıllarda da Apartheid dönemi tüm acımasızlığıyla devam ediyordu. Özellikle okullardaki siyah çocuklar üzerinde baskılar artınca siyahlar harekete geçti ve “Çocuk İsyanı” denen isyan başladı. Polis isyanı kanlı bir şekilde bastırdı, yüzlerce çocuk öldürüldü. Tüm dünyanın gözü Güney Afrika’ya çevrildi. Hükümetin yasaklamasına rağmen bazı görüntüler dünya basınına sızdırıldı. Diğer ülkeler yaptırım uygulamaya başladı, ekonomi sarsıldı. Bunun üzerine 1990’da F.W. de Klerk değişiklikler yapacağına dair söz vererek Güney Afrika’nın yeni başkanı seçildi. Klerk 11 Şubat 1990’da Mandela’yı serbest bıraktı, ANC yeniden açıldı ve hükümet ile ANC arasında görüşmeler başlatıldı.

1990 Sonrasından Günümüze

Güney Afrika’nın yeni başkanı Klerk, ırk ayrımcılığı yasasını kaldırdı. Siyahlarla beyazların eşit olduğu ilan edildi. Siyahlara oy kullanma hakları geri verildi. 1994 yılında yapılan seçimlerde ANC %62 oy oranı ile başa geçti ve lideri Nelson Mandela, Güney Afrika Cumhuriyeti başkanı oldu. Apartheid’in partisi Ulusal Parti de %20 civarında bir oy aldı. (Bazı insanlar sonradan oluşabilecek ırk ayrımcılığından korktukları için Ulusal Parti’ye oy verdiler.)

1996’da Gerçek ve Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Desmond Tutu tarafından yönetilen komisyon, 1960-64 arası dönemde Apartheid’in işlediği suçları araştırdı. Binlerce kişinin ifadesi alındı, çok sayıda belge ele geçirildi fakat suçunu itiraf edenler salıverildi. 1997’de yürürlüğe giren anayasa ile kişilerin ırkı, dili, dini ne olursa olsun eşit sayılacağı kabul edildi. Beyazlar halen kendilerini üstün görüyor, siyahlarla eşit olmak istemiyorlardı fakat bu, zamanla bir nebze de olsa aşıldı.

Ülkede altyapı kurma çalışmaları başladı. Siyahların yaşadığı yerlere elektrik, su verildi; okullar açıldı. Ticareti teşvik programları hazırlandı. Ülkede hızlı bir kalkınma başladı. Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti özellikle elmas ve altın yönünden dünyanın en zengin ülkelerindendir. 2000lerin başına kadar diğer ülkeler temkinli davranarak, Güney Afrika ile gerek ticari gerekse kültürel fazla etkileşime girmemişlerdir. 21.yüzyılda olayların azalması, iç karışıklıkların bitmesiyle ülke dışa doğru açılım gerçekleştirmiştir. 2010 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan ülke değiştiğini ya da en azından değişmeye çalıştığını tüm dünyaya kanıtlamıştır.

Kaynakça

  1. Pogrund Benjamin, Nelson Mandela, İlk Kaynak Yayınları, Ankara, 1996
  2. Ferey Caryl, Zulu, İthaki Yayınevi, İstanbul, 2012
  3. Ekici Birol, Güney Afrika Cumhuriyeti Yönetim Sistemi

Gizem Tobbaş

1 Yorum