Nuran Tezcan - Bilkent Üniversitesi

Bir Seyyahın Gölgesinde: Doç. Dr. Nuran Tezcan İle Söyleşi

Evliya Çelebi’nin doğumunun 400. yıldönümü olması hasebiyle UNESCO 2011 yılını Evliya Çelebi yılı olarak ilan etti. Bu hususta ülkemizin pek çok yerinde konferanslar, seminerler düzenlendi, Çelebi’nin fikir dünyası ve eseri Seyahatname anlaşılmaya çalışıldı. Biz de Aks-i Tarih ekibi olarak Evliya Çelebi araştırmalarında ülkemizin  önde gelen akademisyeni olan Doç. Dr. Nuran Tezcan ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Nuran Tezcan Hocamız, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olup akademik kariyerini bu yönde sürdürmektedir. Kendisi, Avrupa’da belli başlı üniversitelerin Şarkiyat bölümlerinde Türkçe dersleri vermiş, Evliya Çelebi Seyahatnamesi üzerinde incelemeler yapmıştır. Seyahatname’nin Manisa bölümü hususunda doktora çalışması yapmış ve bu çalışması yayımlanmıştır. Ayrıca, Türk Dil Kurumu’nun Sözlük Kolu’nda da uzman olarak görev almıştır. Tezcan halen Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde divan edebiyatı, mesneviler, Evliya Çelebi gibi alanlarda dersler vermeye devam etmektedir.

Nuran Tezcan: Benim öğrenci olduğum yıllarda Evliya Çelebi belli önyargılarla tanınıyordu. Seyahatname, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin programında yer almayan bir eserdi. Zaten başlangıçtan beri tarihçilerin ilgi duyduğu, kaynak olarak kullandığı, yazılı belgelerin sustuğu yerde tarihin canlı tanığı olarak tarihçilerin başvurduğu bir eserdi. Bugün hala edebiyat eğitim programının içinde yer almıyor. Bilkent Üniversitesi’nde ben on yıldır Evliya Çelebi ve Seyahatnamesi seminerleri yapıyorum. Herhalde bu konuda Türkiye’deki tek Türk Edebiyatı bölümü semineri burada yapılıyor.

Seyahatname ile Almanya’ya gittiğim zaman tanıştım. Orada Türkoloji bölümünde doktora yapmak istediğim sırada bir planım vardı. Yurtdışında, Almanya’da ve Avusturya’da yapılan çalışmaları gördüğüm zaman seyahatname ile ilgili ne gibi problemler olduğunu, bilim insanlarının onun hangi problemleri üzerinde araştırma yaptıklarını ve seyahatnamenin bu tür nitelikli araştırmaları gerektiren bir eser olduğunu görmüş olmak beni Seyahatname’ye yönlendirdi. Ben Ankara Üniversite’si Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 16. Yüzyıl şairlerinden Lamiî Çelebi’nin bir mesnevisi üzerine mastır tezi yapmıştım, ondan sonra da bu araştırmaları görünce Seyahatname’ye yöneldim. O sırada Brill yayınevinde Evliya Çelebi ile ilgili özel bir dizi kurulmuştu: Evliya Çelebi’s Book of Travels-Land and People of the Ottoman Empire in the Seventeenth Century (Ed. Klaus Kreiser) Seyahatname’den parça parça şehirler seçilerek çalışılıyor ve yayınlanıyordu. Bir de Avrupa’da Seyahatname için özel bir dizi kurulmuş olması da beni çok etkiledi. Türkiye’de sadece önyargılarla, hikâyelerle tanıdığımız Evliya Çelebi için özel bir dizi söz konusuydu. Bitlis, Diyarbakır daha sonra Kayseri, Sivas, Orta Anadolu bölgesi çıktı. Ben de Manisa şehri üzerine çalışmıştım. Bu şekilde Seyahatname’ye başladım. Bilkent Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı Bölümü’nde böyle bir seminer yapmam istendiği zaman da bu çalışmalarım bugüne kadar devam etti.

Evliya Çelebi ve Seyahatname üzerine ilk kez Kıbrıs’ta (Gazimagusa Doğu Akdeniz Üniversitesi) ve yine ilk kez Türkiye’de (Ankara Bilkent Üniversitesi) uluslararası sempozyum düzenledim.

Buradaki öğrencilere öncelikle Avrupa’da yapılan Almanca yayınlanmış kaynaklardaki bilgileri, hangi bilimsel sorunların olduğunu anlatıyorum. Ondan sonra da Seyahatname içinden parçalar okuyarak onun anlatım inceliklerini kavramaya çalışıyoruz. Çünkü Seyahatname organik yapısı olan bir metindir. Hayatın içinden anlatılan bir metindir. Belli bir bireyin gözünden yaşanılırlığı anlatan bir metindir. Onun için bu eserin anlatım özelliklerini ve inceliklerini tanımak lazım. Zaten Latin harflerine çevrilip yayınlanmasına geçildiğinde böyle bir metinin okunmasının zorluğu da açıkça görülmüştür. Divan ve mesnevi metinlerinin belli bir dili vardır. Hiç kuşkusuz bunları okumakta da problemlerimiz var. Ama Seyahatname’nin dili bu kalıpların dışında bir söz varlığına ve üsluba sahip. Dolayısıyla Arap harflerini bilmek bu metni okumak için yeterli değildir, onun özel dil yapısını tanımak gerekir. Başarısız yayınların deneme yanılmaları sonucunda, Seyahatname’nin dilini tanıdıktan sonra tam ve güvenilir bir metin yayını gerçekleşebildi. Bu da Seyahatname araştırmalarına bir hamle getirdi. Bu yılın 400. Doğum yılı olması dolayısıyla Seyahatname üzerinde çok duruluyor. Birden bire bir ilgi var. Ama Seyahatname, sayfasını açıp hemen değerlendirme yapılacak bir metin değil. Seyahatname’yi okumak, düşünmek ve tanımak lazımdır. Tabiî ki tarihçiler de kullandılar, kullanıyorlar. Tarihçilerin kullanma yöntemi de Seyahatname’nin bazı ön yargılarla algılanmasına yol açtı. Çünkü doğru-yanlış değerlendirmesiyle içinde yanlış bilgiler var denildi. Seyahatname’de yanlış bilgiler var ama Seyahatname’nin anlatım bütünlüğü içerisinde bu bilgilerin değerlendirilmesi önemlidir. Bu araştırmaların bazıları önyargılarla yaklaşılmasına, bazıları da Seyahatname’nin yapısının anlaşılmasına yol açtı ve bugüne kadar geldi. Ben tarihçi değilim fakat Manisa bölümünü çalışırken yaptığım iş, Avrupa’da öncelikle beklenen Seyahatname’nin bir Avrupa diline çevrilmesi olduğu için Almanca’ya çeviriydi. Tabi o zaman Seyahatname’nin Yapı Kredi Yayınları yoktu ve orijinal metinden transkripsiyon yapmıştım. Yaptığım iş, Evliya Çelebi’nin oradaki her cümlesindeki bilgilerin kaynaklarla karşılaştırılması idi. Dolayısıyla tarihi ile de ekonomisi, toplumsal yaşantısı, mimarisi, sanatı; bir şehri anlattığı tüm bilgileri kaynaklarına inecek şekilde araştırma yaptım. Benim çalıştığım bölüm 15 sayfalık bir bölümdür. Buna 400 dipnot yazdım. Dipnotların bazıları 5-6 sayfadır, bazıları 3-4, bazıları da yarım sayfa şeklindedir. Benim şansım Manisa’nın Osmanlı’nın önem verilen bir şehri olmasıdır. Dolayısıyla tarihi çalışılmış bir şehirdir. Özellikle Çağatay Uluçay’ın, İbrahim Gökçen’in yayınladığı pek çok belge vardı. Ve bundan başka yapılmış çalışmalar da vardı. Bu kaynaklar bana bilgi denetlemesi yapmam için önemli ipuçları verdi. Bu incelikli çalışma hem Evliya Çelebi’yi tanımama olanak verdi hem de Evliya Çelebi burada ne demek istiyor, bunun arkasında ne var konusunda bir ölçüt oluşturmamı sağladı. Somut kriterlerini veremiyorum ama bu yolla metni içinden tanıyorsunuz. Bu çok önemliydi. Şimdi Seyahatname’yi okuduğum zaman bir bilginin nasıl değerlendirileceğini görebiliyorum. Tabiî Divan Edebiyatı’ndan sonra böyle bir metin okumak, toplumsal prizmayı görmeye çok güzel bir olanak veriyor. Şiir ve edebiyatta estetik esastır. Bu estetiğin içinden verilecekler verilir. Burada Evliya’nın estetiği var tabiî, ancak öncelikli olan yaşadıklarını, gördüklerini, bildiklerini anlatmak. Burada daha önemli olan insanı buluyor olmanız. Korkularıyla, zaaflarıyla, önyargılarıyla, ötekine bakışıyla tarihin ve toplumun içindeki insanı buluyorsunuz. Bu açıdan çok önemsiyorum. Ben şu anda daha çok edebi anlatım özellikleri üzerinde çalışıyorum. Onun için siz tarihçilere ne kadar yardım edebilirim bilmiyorum. Ben sizin için şunu yapabilirim; Seyahatname üzerine ne araştırıldı? 200 yıllık araştırma tarihinde bu araştırmalar hangi aşamalardan geçti ki biz bugün yayınlayabildik? Bunun değerlendirmesini yapabilirim. Seyahatname’deki edebi anlatımı değerlendirebilirim.

Aks-i Tarih: Hocam, hocalarımız bize Evliya Çelebi hakkında, Osmanlı’nın gelmiş geçmiş en büyük sosyal tarihçisi olarak bahsetti. Hatta Seyahatname o kadar mühim eser ki Avrupa’da böyle bir eser mevcut olsaydı onun hakkında onu inceleyen, onu tahlil ve tetkik eden binlerce enstitü kurulabilirdi. Bizim bunu sürekli ihmal ettiğimizden dem vuruyorlar. Ancak Türkiye’nin de Evliya Çelebi’nin ehemmiyetini fark ettiğini gördüm. Örneğin Yapı Kredi Yayınlarının on cildi transkripsiyon halinde yayınlaması beni biraz ümitlendirdi. Önümüzdeki yıllarda biz de Seyahatname’ye ‘bizim’ deyip, sahip çıkabileceğiz.

Nuran Tezcan: Evet, özellikle bu yılla birlikte Seyahatname’yi benimseme, büyük bir sahiplenme, üzerine eğilme görüyoruz. Seyahatname Türk edebiyatı açısından metin olarak ihmal edildi ancak şunu söylemeliyim ki dil açısından, fonetik açısından çalışıldı. Robert Dankoff, Musa Duman ve Hayati Develi’nin çok önemli çalışmaları var. Seyahatname 17. Yüzyıl’ın yaşayan, konuşulan dilinin metni olduğu için de bu metinde 17. Yüzyılın ses özelliklerini görebiliriz. Ama edebiyat olarak görülmüyor. Çünkü edebiyatta klasik bir estetik anlayışı var. Bu klasik estetik anlayışına giren eserler edebi eser olarak görülüyor. Bunun için ‘Çağının Sıra Dışı Yazarı’ başlığını ben koydum. Bu metin klasik ölçülere girmeyen bir eser. Klasik ölçülere girmediği için de edebiyat araştırmalarının hedefinde değil. Ama bu klasik ölçülerin dışında olmakla beraber o dönemin edebiyatı hakkında da bize önemli bakış açıları veren bir eser. Bu nedenle gerçekten Evliya Çelebi Enstitüsü kurulması çok önemlidir. Bizim böyle bir projemiz var. Neler yapıldı? Neler yapılmalıdır? Nasıl bir kuruluş olmalıdır?

Aks-i Tarih: Bu enstitü Bilkent bünyesinde mi olacak hocam?

Nuran Tezcan: Evet, öyle düşünüyoruz tabiî, ama maddi sorunlar dolayısıyla hayata geçiremiyoruz. Bundan sonra benim için ideal olan çalışma, Seyahatname’nin şehir şehir, bölge bölge her cümlesinin denetlenerek arkasındaki bilginin boyutu, doğruları ve yanlışlarıyla bütüncül yapısının ortaya konmasıdır. Birbirine bağlantılar var, göndermeler var, bir yerde söylediğini tekrar ettiği yerler var, bir yerde söylediğine bağlı kalarak söylediği yerler var, bir yerde söylediğinin tersi olan şeyler var. Bütün bunların denetlenip saptanması ve dolayısıyla eserin kendi yapısının anlaşılması gerekiyor. Bu ancak bir proje çalışması olabilir. Tek kişinin yapabileceği bir çalışma değildir. Böyle bir yapı çalışması da Seyahatname için ideal olacaktır.

Aks-i Tarih: Seyahatname araştırmaları yapılırken, bazı tarihçiler, örneğin; Evliya Çelebi’nin İstanbul güzergâhını bugünkü İstanbul güzergâhını takip ederek Seyahatname ile bugünü karşılaştırma çalışmaları yapmaktadır. Yeni bir seyahatname yazma çalışmaları vardır. Yanılmıyorsam Bitlis için bu metot uygulandı. Bu yöntemin genelleştirilmesi sizce Seyahatname’nin anlaşılmasını sağlar mı? Yoksa sadece bir taklit mi olur?

Aks-i Tarih: Experimental History bir diğer deyişle.

Nuran Tezcan: Bunu şimdi Caroline Finkel ve bir grup tarihçi yapıyor.

Aks-i Tarih: At üstünde gezdiği söyleniyor.

Nuran Tezcan: Evet, ben bugün Evliya Çelebi’nin yolundan gidersem Evliya Çelebi’nin izlenimlerini ne kadar yaşayabilirim, yakalayabilirim? Tabi bu yapılabilir ama bütün bunlar çok sınırlı ölçüde Seyahatname’yi anlatır. Carolin Finkel, bu saptamalarını bir kitap olarak yayınladı. Önyargıların aşılmasında bu tür deyimlerin kuşkusuz katkısı var. Ama Seyahatname için daha sistematik çalışmalar yapmak gerekir. Şu anda çıkan Brill’deki dizi çok önemlidir. Beş kitap çıktı şimdiye kadar ve bu devam etmeli. Bu tür notlarla her bölge için araştırma yapılması çok daha önemli. Seyahatname’nin kendi yapısını tanımadan experimental çalışmaların kuşkusuz faydası olacaktır; ancak Seyahatname’nin bütüncül yapısını çözmemiz gerekir.

Aks-i Tarih: Hocam Seyahatname’yi okuyup anlamamız için bir kılavuz mu gereklidir?

Nuran Tezcan: Robert Dankoff’un Semih Tezcan’ın katkılarıyla yayınladıkları sözlüğün girişinde (Evliya Çelebi Seyahatnamesi Okuma Sözlüğü) dil özellikleri saptanmıştır. Bu bize dil için bir ölçü getiriyor. Seyahatname’yi ben bir bütün olarak gördüğüm için başka açılardan da kılavuz olması gerekir. Aslında bizim Kültür Bakanlığı için hazırladığımız Evliya Çelebi kitabı böyle bir kılavuz olabilir. Orada biz Seyahatname’yi belli bakış açılarına göre planladık. Bu çerçevede uzmanlardan yazılar istedik. Bu yazılar Seyahatname’nin çeşitli yönlerine bir kılavuz olacaktır. Bunlar içinde gerçekten güzel yazılar var.

Aks-i Tarih: Hocam, Seyahatname kendi türünde eşsiz bir eser olarak görülüyor. Bu eşsiz eserin ortaya çıkabilmesi için ondan önce bir derinlik olması gerekir. Ancak baktığımız zaman- İbn-i Batuta’yı Arap Edebiyatı’ndan sayarsak- Seyahatname’nin öncesinde şehrengizler hariç böyle bir eser yok. Bu eseri böyle ortaya çıkaran Türk Edebiyatı’nın kültür birikimi mi yoksa Evliya Çelebi’nin kendisinin vakıf olduğu karakterimiydi?

Nuran Tezcan: Çok güzel bir soru. Şehrengizler seyahatname ile karşılaştırılamaz. Bir seyahatname yazma eğilimi vardı. Mesela Kitab-ı Evsaf-ı Mesacidi’ş Şerife var, daha sonra yazılmış hac seyahatnameleri var. Bu hac seyahatnamelerinin belli amaçları var. Bir Hac yolunu tanıtmak, diğeri ise Hac görevine giden kişinin dönüşte sevdiklerine gördüklerini anlatan bir hediye getirmek amacıdır. Zaten hac olması dolayısıyla belli bir güzergâh söz konusudur. Bunlar içinde pratik olarak hac yolcularına bilgi verenler var, bir de Nabi’nin Tuhfetu’l Haremeyn’i gibi edebi olanlar var. Edebi olanlar zaten çok da fazla değil. Bunlar ne kadar Seyahatname’ye örneklik etmiştir karşılaştırılamaz. Seyahatname’nin çok başka bir amacı var. Ama 17. Yüzyıl Osmanlı’sı kendini görmek isteyen, ne olduğunu bilmek isteyen bir Osmanlı. 17. Yüzyıl Osmanlı’nın dönüşme, kendine dönme, bilinçlenme yüzyılı. Yine ‘Çağının Sıradışı Yazarı’ kitabında buna değindim. Bunu nerden görüyoruz? Bir kere Taşköprülüzâde’nin Şakâyık-ı Numaniye’ si, bir anlamda ulema tezkiresi olan eseri var. Şair tezkireleri var. Tezkiretü’l- Bünyân’lar, yani mimari eserleri anlatan kitaplar var. Dolayısıyla Osmanlı topraklarında nereler var, bunları ortaya koymak ve Osmanlı’nın maketini ortaya koymak düşüncesinin olduğu varsayılabilir. Osmanlı coğrafyasında neler vardı, kimler yaşıyordu, nasıl bir hayat vardı, bunun bir maketini ortaya koymak. Hem coğrafya kapsamı olarak, hem de çok çeşitli insan grupları ve düzeyleri içerisinde bu malzemeyi yansıtmak gerçekten çok sıra dışı bir girişim.

Aks-i Tarih: Tabi devlet destekli bir girişim de değil, şahsi bir girişim.

Nuran Tezcan: Başlangıçta bir devlet desteği var. Biliyorsunuz ki kendisi paşaların hizmetinde belli görevleri olan biridir. Elçilikten kölelerin kurtarılmasına kadar Osmanlı’nın sorunlu ilişkilerinde mektup götürme gibi birçok kritik işlerde, musahiplik, müezzinlik işlerinde görev almıştır. Bunun karşılığında bağış, ihsan gibi maddi bir devlet desteği vardır. Evliya da böyle şeylerden mutlu oluyor ve yansıtıyor. Beni asıl şaşırtan şu ki, evet Evliya Çelebi seyahat etmeyi seviyor, 40- 50 yıl arası seyahat etti bu da güzel, ancak 50 yıl sonra oturup bunları yazması, 10 ciltlik kitaba dönüştürmesi ve bunları çok canlı bir kurgu ile yazmış olması. Bize bıktığını gösteren bir yer yok. Bazı bölümleri üzerine çalışıyorum, alıntı yapmak istiyorum ama bölemiyorum çünkü lüzumsuz bir cümleye rastlamıyorum. Önü ve arkasıyla hep bir bağ var. Böylesine dinamik bir metindir. Evliya, gezmek istiyordu, gezdi; bütün bu seyahatlerden sonra ihsanlar aldı, işi bitmiş olabilirdi. Notlarını da not olarak bırakmış olabilirdi. Ancak yazmamış olsaydı bugün o elli yıllık gezip gördüklerinden bize hiçbir şey kalmayacaktı. Bu nedenle Evliya Çelebi sadece bir seyyah değil, aynı zamanda büyük bir yazardır. Yazarlık dediğimiz şey insanın içinde öyle canlı bir istektir ki on cilt ortaya çıksın. Ve ilk şehirden İstanbul ve son büyük şehir Kahire arasındaki anlatımda bize onun iç gücünün tükendiğini gösteren hiç bir ipucu yok. Aynı kapsam, aynı ayrıntılar, aynı gözlem ve irdelemelerle anlattığını görüyoruz. Bunu çok heyecan verici buluyorum. Ben de bu soruyu soruyorum, izlenimlerini kitaba döktüğünde belki 60- 70’li yaşlarına gelmişti, ömrünün sonundaydı, ihsanlar da almıştı, yazmayabilirdi, ama yazdı.

Aks-i Tarih: İbn-i Fadlan, İbn-i Battuta gibi Arap seyyahlarına baktığımızda, o coğrafyaya ve o edebiyata ait yazarlar böyle bir eser çıkaramıyorlar. Kapsam açısından Seyahatname’nin muadili başka bir eser görülmüyor.

Nuran Tezcan: Tabiî. Robert Dankoff yazılarında hem coğrafya olarak hem de içerik olarak dünya edebiyatında onun kadar kapsamlı bir eser yoktur, der. Robert Dankoff’un bu konuda yazıları vardır. Meşkure Eren’in ‘Evliya Çelebi Seyahatnamesi Birinci Cildinin Kaynakları Üzerinde Bir Araştırma’ adlı bir çalışması vardır. Evet, Evliya Çelebi çeşitli kaynaklar kullanmıştır, kendine örnek aldığı eserler de var. Örneğin; Menâzirü’l-Avâlim’i kullanmıştır. Ama bilgi olarak yararlanmıştır, paralel üsluplar da söz konusu ama onlardan çok farklı olarak kendine özgü bir üslup da geliştirmiştir. Bu tür eserleri tanıdığını biliyoruz.

Aks-i Tarih: Evliya Çelebi’nin günümüzdeki itibarı gittikçe artıyor. Peki, Seyahatname’nin yazıldığı Osmanlı toplumunun ona bakış açısı nedir, nasıl bir etki yaratmıştır? Örneğin Koçi Bey Risalesi yazıldığında IV. Murat bundan etkilenmiştir. Seyahatname Osmanlı’nın devlet ricali ve havas tabakası üzerinde nasıl bir etki yaratmıştır?

Nuran Tezcan: Bu başlı başına bir sunum konusudur. Türkiye’de bu konular gerçekten hiç bilinmiyor. Evliya Çelebi 1671 yılında İstanbul’dan ayrıldı. Hacca gitti ve ondan sonra Kahire’ye yerleşti. Şu anki bilgilerimize göre tekrar İstanbul’a dönmedi. Hac yolculuğundan sonra bir de Nil yolculuğu vardır. Bu da onun büyük ve önemli bir yolculuğu ve sonra Kahire’de kitabını yazdığını düşünüyoruz. Ölüm tarihini bilmiyoruz. Ancak 82, 84, 85 dendi, şu anki bulgular da 87, 88 olabileceğini gösteriyor. Nerede öldüğünü de bilmiyoruz. İstanbul’a döndüğünü gösteren somut belgeler de elimizde yok. Dolayısıyla Seyahatname yazıldı ve Kahire’ de kaldı. 1715’te Hacı Beşir Ağa Mısır’ a gönderilmiştir. Mısır’da bulunduğu sırada oranın önde gelen ailelerinden Emir Özbeg Bey ailesiyle tanışıklığı vasıtasıyla Seyahatname’yi görmüştür. Çünkü Seyahatname bu ailenin varislerinin kütüphanesinde kalmıştır. Hacı Beşir Ağa, kitap meraklısıdır ve İstanbul’da kendi adıyla bir kütüphanesi vardır. Hacı Beşir Ağa İstanbul’a döndükten sonra ona hediye olarak yollandığını anlıyoruz. Hacı Beşir Ağa bundan kopyalar çıkartıyor ve asıl yazma Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ne konuyor. Dolayısıyla İstanbul’da bunu kopya edenlerin dar çevresinde tanınan bir eser olarak kalıyor. 1799’da Hammer-Purgstall İstanbul’a geliyor. 4-5 yıl İstanbul’da kalıyor. 1804’te Viyana’ya dönmeden önce sahaflarda Seyahatname’nin 4. Cildini görüyor ve o sırada İstanbul’dan ayrılmak durumunda. Viyana’ya gittikten sonra İstanbul’dan bu eserin ilk 3 cildini istiyor. Seyahatname’nin 4 cilt olduğunu zannediyor. Gerçi okuduğu zaman daha sonraki yolculuklarının ipuçlarını görmüş ve yazamadığını düşünmüştür. 1814’te ‘Türkçe Bir Seyahatname’nin İlginç Bulunuşu’ adlı bir makale yazıyor. Bu makale ile bilim dünyası Seyahatname’den haberdar olmuştur. Sonuç olarak Seyahatname yazıldığı dönemde de, İstanbul’a geldiği dönemde de çok az kişi tarafından biliniyordu. Ancak 19. Yüzyılda okunmuştur. 19. Yüzyılda da ön yargılarla tanınmıştır. Yani bu başlı başına bir serüven. Ben bunları yazdım. Hammer’in yazısının Almancadan çevirisini de yaptım. Ve Hammer’in Seyahatname’nin farklı bir eser olduğunu görmesine yol açan tarihsel süreci de yansıttım. Osmanlı Araştırmaları’nın 2009 sayısında yayınlandı. Ve şimdi çıkmakta olan Evliya Çelebi kitabında da Seyahatname’nin 1814’ten 2011’e kadar olan araştırma serüvenini de okuyabilirsiniz.

Aks-i Tarih: Hocam, Evliya Çelebi sonuçta bir Osmanlı entelektüelidir. Bildiğimiz kadarıyla kendisini Ahmet Yesevi’nin soyuna dayandırıyor. Hacı Bektaş Veli’nin de atası olduğunu söylüyor. Bir entelektüel olarak Evliya Çelebi’nin halka yaklaşımı nasıldır? Bunun üzerine yazılmış bir şey var mı? Benim bildiğim kadarıyla halkın konuşma seviyesine hemen inip bu konuşmaları da aktarabiliyor. Osmanlı’da sınıf farkları hissediliyor fakat Evliya Çelebi bunu aşmıştır.

Nuran Tezcan: Onun böyle bir sorunu yok. IV. Murat musahibi, IV. Mehmet ile görüşmeleri var. Ama en sıradan insanlarla da konuşup, danışıp bilgi almıştır. Her düzeyden insana muhataptır. Celalilerle bile konuşmaları vardır. Ve Celalilerle empati yapmıştır. Celali’nin bir kahraman olduğunu ama yaptığı yanlışlarla geldiği bu noktada insan olarak nasıl acınacak bir duruma düştüğünü görüyor. Onun aynı zamanda bir kahraman olduğu görüyor. Evliya, sadece düzey olarak değil, kültür olarak da çok çeşitli insanla tanışmıştır. Onun için kalıplarını aşmış bir kişilik geliştirmiştir. Ve 40-50 yıllık seyahat hayatında bir seyyah olarak her türlü koşulda yaşamaya hazır bir insan tipi olduğunu düşünmeliyiz. Zaman zaman karşılaştığı bazı koşullardan şikâyetçi olmuştur ama seyahat hedefi öyle üstündür ki ona hiçbir zaman engel olmamıştır. Hele Nil yolculuğunda anlattıkları var ki ‘beni çiğ âdem diye pişirecekler’ korkusuyla oraları dolaşmıştır. Kalıplarına sığmayışının yanı sıra bir İstanbullu olarak İstanbul’a olan özlemini Seyahatname’de hiç hissetmiyoruz. Topkapı Sarayı’nda musahip, İstanbul’un belli çevrelerinde yetişiyor. Oysa bir İstanbullu her zaman İstanbul’u özler, hasretini çeker. Evliya’da bunu hiçbir zaman görmezsiniz. Hatta İstanbul ona dar gelir. Demek istediğim kalıplarını çok aşmış bir insan. Tabiî önyargıları var, bunları tamamen aştığını söyleyemeyiz ama buna rağmen Avrupa yolculuğunda kâfirin gücünü ya da üstünlüğünü anlamak için büyük bir gayretle bakıyor, inceliyor. Viyana, Dubrovnik, Bosna- Hersek, Balkanlar olarak bütün o bölgede sanat-mimari söz konusu olduğunda “kâfir” anlayışının ötesinde bir yaklaşımla baktığını görüyoruz. Tabiî “kâfir” olarak nitelendirdiği yerler de var.

Aks-i Tarih: Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde en çok ilginizi çeken şey neydi?

Nuran Tezcan: O kadar çok yer var ki, sadece burası diyemiyorum. Beni en çok etkileyen noktalardan biri Celaliler ile iletişimi. Celaliler’ e hemen kendini belli etmez. Önce onların ağzından bilgi alır sonra bir iletişime geçer. Müthiş taktikleri vardır. İnsan olarak bulunduğu durumlardaki irdelemeleri beni çok ilgilendiriyor ya da bir durumu, o durumun hassasiyetini nasıl anlatıyor, yansıtıyor? Başından geçen bir olay var, onu bir hikâye kurgusunda oraya yerleştiriyor. Mesela Seyahatname’deki bir aşk öyküsünü, Kaya Sultan’ı anlatıyor. Kaya Sultan Melek Ahmet Paşa’nın karısıdır. Evliya onlar arasında mektup taşıyor. Bu nedenle Kaya Sultan’ı da Melek Ahmet Paşa’yı da çok iyi tanıyor. Kaya Sultan’la ilgili anlattıkları 6 cilt içerisinde birleştirilince bir hikâyenin kurgulandığını görüyoruz. Bu ilişkideki kendi yaşantısını, gözlemlerini kitaba bir hikâye olarak yerleştirdiğini görüyoruz. 50 yıllık seyahat hayatının sonunda bu inceliği göz önünde bulundurarak bilgilerini yazıyor, özetleyip geçmiyor. Olaylar arasındaki ilgiyi kurarak Kay Sultan’ın ölümüne kadar süren bir süreç oluşturuyor. Beni etkileyen diğer bir şey, Nil’in kaynağını görmek için Nil yolculuğuna çıkmasıdır. Nil’in kaynağı daha keşfedilmemiştir ve hakkında efsanevi bilgiler vardır. Bu bilgilerden haberdardır. Sudan ortalarına gelince daha ileri gidemeyeceğini anlar. Vahşi doğa, insan yiyen hayvanlar, otlar, bitkilerden korktuğu için gidemez. Fakat orada çok güzel bir kurgulama yapar. O zaman Nil’in kaynağının Cebel-i Kamer ( Ay Dağı) olduğu sanılmaktadır. Orada Kamer diye bir şehir olduğunu, o şehirden bir tüccarın o anda Evliya’nın bulunduğu yere geldiğini ve onunla yaptığı konuşmadan Nil’in kaynağı hakkında bilgi aldığını yazıp, bunları diyalogla aktarır. Oysa bu öyle değildir. Bu Evliya’nın efsanelerden bildiği bir bilgidir ama onu Kamerli’nin ağzından anlatır. Bu teknik müthiş bir tekniktir. Bunu tanımak lazımdır. Evliya bunu nerde yapıyor bilmek lazımdır. Nil hakkında doğrudan bilgi yazabilirdi. Gitmedim ama efsanelerde bu bilgiler vardır, diyebilirdi. Ancak yazdığı şekliyle oradan bir adam geldi ve Evliya’ya bunu anlattı, Evliya da etrafındakilere bu adam doğru söylüyor, dürüst adam değil mi diye teyit ettirerek aktarıyor. Metinde bunu çözmek de heyecan vericidir.

Aks-i Tarih: Hocam bunu bütünlüğü korumak amacıyla, akıcılığı sağlamak için yapıyor değil mi? Eserine bütüncül bakabilmiş yani?

Nuran Tezcan: Evet.

Aks-i Tarih: Buradan bir amaç için yazdığı anlaşılıyor zaten.

Nuran Tezcan: Her satırında bir amaç görürsünüz ama o, amacı ipin ucunu kaçırmadan gerçekleştirmiş. Bu çok önemli. Kültürümüzün böyle bir eseri var. Yazımda da belirttiğim gibi 200 yıl araştırılmasına rağmen biz daha Seyahatname’nin başındayız. Bundan sonra Seyahatname için yapılacak çalışmalar devam edecek. Coğrafyacılar, tarihçiler, edebiyatçılar, dilciler ve hepimiz için çok iş var. Gerçekten hocalarınız bir enstitü kurulması konusunda çok haklı. 2010 yılında ben de Kültür Bakanlığı’ndan Evliya Çelebi’nin seyahatlerinin güzergâhlarının bir haritasının yapılmasını istedim. Bu Avrupa’da yapıldı ancak sadece Anadolu seyahatlerinin haritası. Bu Almanya’da yapıldı. Hepsinin yapılması gerekli. Bunun için coğrafyacılar, tarihçiler, edebiyatçılar birlikte çalışmalı. Hangi seyahatinde hangi yolları izledi, bu yollar bugün biliniyor mu, bilinmiyor mu, şüpheli mi, buralardan kaç defa geçti, geri döndü mü araştırılmalı. Deniz yolculuğu da yapmıştır. Karadeniz’e gitmiş, orada fırtınaya yakalanmıştır ve bir daha gitmemiştir. Kıbrıs’a da gitmedi, Anadolu sahilinden dürbünüyle baktı ve Kıbrıs limanındaki kâfir gemilerini gördü. Evliya, Anadolu topraklarında ötekinin eserlerine ilgi duymadı. Avrupa’da kiliselere, mimariye ne kadar ilgi duyduysa Anadolu’da ya da devlete daha merkez olan yerlerde bunları anlatmadı. Evliya’nın anlattıklarıyla anlatmadıkları da bize bir ölçü vermektedir.

Aks-i Tarih: Bu önyargısından mı kaynaklanıyor?

Nuran Tezcan: Evet. Örneğin Amasya’ya gittiğinizde şehrin en karakteristik görünüşü kral mezarlarıdır ancak Evliya bundan hiç söz etmez. Başka şeyleri en ince ayrıntısına kadar anlatır, ama böyle bir şeyden söz etmez. Viyana’da ya da Balkanlar’da kiliselere büyük bir ilgisi vardır ama Anadolu’daki kiliseler hakkında bilgi vermez.

Osman Kocabaş, Okan Demir ve Ahmet İlker Baş‘a söyleşiye katılımlarından ve katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

Emine Yüksel

1 Yorum