Ilya Repin – The Barge Haulers

Gulag Toplama Kampları

Toplama kampı, savaş zamanında esirlerin veya mahkûmların tutuldukları yerdir. Toplama kampı denince herkesin aklına 2. Dünya Savaşı’nda Hitlerin kurduğu Nazi kampları (Konzentrationslager) gelir. Hitler bu kamplarda Yahudileri, siyasi tutukluları ve daha birçok insanı acımasızca katletmiştir.  Oysa Rusların kamplarının da Nazilerinkinden aşağı kalır yanı yoktur. Stalin’in kurdurduğu kamplar Hitler’inkiler kadar gündeme gelmemiştir. Mamafih, orada yaşananlar da tam anlamıyla birer insanlık dramıdır. Rus kamplarının ön plana çıkmamasının sebebi, çalıştırma kamplarıyla ilgili bilgilerin oldukça gizli tutulmasından kaynaklanmaktadır. Bu kamplardaki mahkûmların çoğunluğu, rejim karşıtları idi. Dolayısıyla kamplar ancak, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra gün yüzüne çıkmaya başladı. Şu kesindir ki çalıştırma kamplarının iyi araştırılması, hem Stalin dönemini anlamaya hem de totaliter sistemlerin ortak özelliklerini belirleme hususunda birtakım sonuçlara varmamıza yardımcı olacaktır.

Josef Stalin, Lenin’in ölümünden sonra SSCB devlet başkanı oldu. 30 yıl süren iktidar yıllarında, komünizmin ne denli acımasız bir sistem olduğunu ispatlarcasına bir korku imparatorluğu kurmuştur. Komünizm Projesi’ni gerçekleştirmek amacıyla bu dönemde bir çok zulüm ve haksızlık icra edilmiştir. Köylü halkın zorla çalıştırılması, tüm malların devlet tarafından müsadere edilmesi, dini yaşamın yasaklanması gibi olaylar hep Stalin dönemine rast gelir. Özellikle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra komünizmi yayma çalışmalarına hız veren Stalin, komünizme direnen pek çok halkı “sürgün” adı altında toplama kamplarına yollamıştır. Faşizm diye tanımlanan ideolojinin birçok ögesini içinde barındıran Sovyet yönetimi, kendi halkının faşist diye suçlayarak “gulag” adı verilen toplama kamplarına gönderiyordu. Gulag, Devlet Kampları Yüksek Yönetimi anlamına gelir. Bu, kampların esas olarak iki fonksiyonu vardı:  ‘rejim karşıtlarını cezalandırmak’ ve ‘cezalıların bedava işgücünü sistemli bir şekilde kullanarak sanayinin gelişmesine katkı sağlamak’.

Kampların Sovyetler Birliği’ndeki Önemi

Gulag, Sovyetlerin ekonomisini büyük oranda iyileştirdi. Özellikle orman endüstrisinde hızlı bir kalkınma oldu. 30’lı yıllarda Gulag kamplarının sanayinin ve ekonominin gelişmesinde sağladığı yüksek faydalar ceza yasalarındaki değişikliklere de neden oldu. Gulag kamplarına göndermeyi öngören suçların sayısı gittikçe arttı. Artık GULAG kampları ülkedeki cezaevlerinin çekirdeğini oluşturuyordu.

Kamp İsmiİktisadi FaaliyetiMahkûm Sayısı
DmitrovlagMoskova-Bolga Kanalı inşaatı192.649
BamlagBaykal-Amur demir yolu inşaatı153.547
Belomor-Baltıyskiy Fabrikası KampıBelomor-Baltiyskiy Kanalı inşaatı ve inşaat malzemeleri üretimi66.444
SiblagKuzbas Şahtalarında kömür üretimi61.251
DallagVoloçaevka-Komsomolsk demir yolu inşaatı60.417
SvirlagLeningrad ağaç üretimi40.032
SevvostlagUzak Doğu inşaatları36.010
Temlag-Mordova Özerk CumhuriyetiMoskova orman ve ağaç endüstrisi33.048
Sazlag (Orta Asya)Çirçik tekstil üretimi26.829
KarlagHayvancılık (Kazakistan)25.109
UhtpeçlagUht-Peçorskiy’de kömür ve petrol üretimi20.656
Prorvlag (Astrahanlag)Balık ürünleri üretimi10.583
Sarovskiy LagerAğaç ve kâğıt üretimi3.337
VaygaçlagPlatin üretimi1.209
OhuçlagOtoyol inşaatı722
Kamplara doğru yolda olanlar 9.756
Toplam 741.599

Sovyetler Birliği’nde 1938 yılında 50 olan çalıştırma kampı sayısı, 1939 yılında 58’e, 1940 yılında ise 70’e ulaştı. 1953 yılında Stalin döneminde, Gulag kamplarındaki mahkûm sayısının azami miktarı 2.760.000’dir. O dönemde Sovyetler Birliği’nin nüfusu 178.547.000 idi. Yani 100 bin insana 1.546 mahkûm denk gelmektedir. Tabii bu NKVD (Rusya İçişleri Komitesi) verileridir. Gerçek verilerin ne kadar olduğu belli değildir. Soljenitsin yazılarında, Stalin dönemindeki siyasi kurbanların sayısını (idam edilenler, sürgüne uğrayanlar, cezaevlerine gönderilenler dâhil) 15 milyon olarak belirlemiştir. NKVD arşivlerindeki resmi kayıtlar ise 4 milyon olarak gösterilir. Bu rakamı dahi küçümsemek akıl karı değildir.

Kamplarda Yaşam

Kamplar, Necip Hablemitoğlu’nun tabiriyle “ölüm kampları” idi. Burada sadece Ruslar yoktu. Kazaklar, Kırım Tatarları, Türkler ve daha birçok millet Sibirya’daki dondurucu ölüm kamplarından geçmiştir.

Kamplarda siyasi tutuklular, casuslar ve diğer suçlardan tutuklu olanlar bulunuyordu. Siyasi tutuklular komünizm rejimine karşı çıkanlar, komünizm veya Stalin aleyhinde konuşanlardı. Casuslar, 2.Dünya Savaşı sırasında Mihver Devletlere esir düştükten sonra geri gelenlerdi. (Rusya, esir düşenlerin intihar etmesini emretmişti. İntihar etmeyerek kaçıp kurtulan esirler “casus” olarak adlandırılıyordu.) Diğer suçlar ise yöneticilerin veya ordunun hoşuna gitmeyen her türlü suçu kapsıyordu. Dua ettiği için kamplara yollanan insanlar bile vardı.

Kamplarda idarecilerden sonra urkalar, siyasi gücü elinde bulunduran önemli bir gruptu. Kendi içinde iktidar kavgasına tutuşan grup, bunun için kamptaki alt tabakayı kullanırdı. Urkaların yerine savaşan esirler, bunu bir parça fazladan yiyecek için yaparlardı. Mahkûmlara numaraları ile hitap edilirdi (S 546 gibi). Numaralar mahkûmun şapkasına, sırtına ve göğsüne yazılırdı. Yazma işini artist denilen grup yapardı. Artistler bundan başka bir işten sorumlu değildi.

Yemek mahkûmların en önemli sorunlarından biriydi. Her gün 200-250 gram ekmek verilirdi. Buna ek olarak çorba(genelde soğuk olurdu), bazen de et veya patates yemeği verilirdi. Soğuk kış günlerinde ise mahkûmlar ekmeklerinin hepsini yemez, montlarının içinde saklarlardı çünkü karlar yolu kapadığından bazen kamplara bir hafta ekmek gelmezdi. Gardiyan ve yöneticilerle tartışan mahkûmlar on günlük hücre hapsine gönderilirdi. Bu süre zarfında ekmekten başka bir şey verilmeyen mahkûmlar genelde on günü tamamlayamadan ölürlerdi, sağ kalanlar ise ömür boyu sürecek ciddi hastalıklara maruz kalırlardı.

On günde bir banyo yapma hakkı verilirdi. Martin Amis, Görüş Evi adlı eserinde “Sabun yoktu. Su her zaman kesik değildi, ama galiba sabun hiç bulunmazdı. 1991 yılında bile madenciler sabun için greve gitmişlerdi. SSCB’de hiçbir zaman sabun olmazdı.” diyor. İnsanlar pislikten hasta oluyor, bitleniyordu (bitleri ayıklamak da yine koğuş arkadaşlarına düşüyordu).

Sovyetler coğrafyasının en soğuk yeri olan Sibirya’da kurulan kamplarda soğukla baş etmek çok zordu. Açlık, işkence ve salgın hastalığa dayanabilen insanların çoğu soğuktan ölüyordu. Özellikle kış aylarında insanlar donarak yaşamlarını kaybediyordu. Buna önlem olarak devlet -40 derece ve üstü soğuk olan günlerde kamplarda çalışmayı yasakladı. Bu yüzden kamp yöneticileri kışın termometreleri -40 dereceyi geçmeyen kapalı yerlerde tuttular ve yine mahkûmları çalıştırmaya devam ettiler.

Sonuç

Kamplar, Sovyetlerin baskıcı yönetiminin bir sonucudur. Oradan sağ çıkmayı başaranlar, yaşadıklarını hafızalarından silememişlerdir. Kurtulanlar hiçbir yerde iş bulamamış ve toplumda “istenmeyen insan” olmuşlardır. Erkek ve kadın nüfusu arasındaki fark belirgin derecede değişmiştir. Günümüzde bile Rusya’da kadın nüfusu erkek nüfusuna oranla 10 milyon fazladır. Bu durum kampların günümüze etkisini anlatan en güzel somut örneklerden biridir.

Sovyet kampları Stalin’in ölümünden sonra yavaş yavaş iflas etmeye başladı. Bunun nedenlerini yazarlar farklı açılardan yorumlamaktadırlar. Bazı yazarlar Gulag’ın hem cezalandırma hem de ekonomik üretimi aynı anda başaramadığını savunurlar. Bazı yazarlar ise binlerce kişinin olduğu kamplarda organize olmanın güç olduğunu söylerler. Bu, hâlâ tartışılıyor ve üzerinde henüz görüş birliğine varılamamış bir konu olmayı sürdürüyor.

Kaynakça

  1. Amis Martin, Görüş Evi, Çev. Dilek Şendil, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010
  2. Hablemitoğlu Necip, Sovyet Rusya’da Devlet Terörü, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul 2004
  3. Khairmukhanmedov Nurbek, Bilig, Stalin Dönemindeki Siyasi Muhalifleri Tasfiye Uygulamaları ve Çalıştırma Kampları, Sayı 59, ss 155-174
  4. Soljenitsin Aleksandr, The Gulag Archipelago, London, 1974
  5. Soljenitsin Aleksandr, Ivan Denisoviç’in Bir Günü, Çev. Mehmet Özgül, Cem Yayınevi, İstanbul, 2000

Gizem Tobbaş