Abdullah Frères - Urfa'daki Hamidiye Alayı Reisleri

Hamidiye Alayları ve Aşiretler Üzerindeki Etkisi

Panislamizm genelinde şekillenen Sultan II. Abdülhamid devri pek çok açıdan Osmanlı Devleti’nin kurumsallaşmış yapısının dışavurumudur. İslami birlik düşüncesi, şekillenen diğer birlikleri engelleme olgusunu da birlikte getirmiştir. Bu durumdan en fazla etkilenen hareketler de Milliyetçilik eksenindeki oluşumlardır. Bir imparatorluk olan Osmanlı ülkesi pek çok ırkı içinde barındırmaktaydı. Fransız İhtilali ve sonrasında yayılan Milliyetçilik akımları Balkan uluslarının ayrılmasıyla başarıya ulaşmış, bu da ülke içindeki diğer etnik unsurlara ayrılık fikrini aşılamıştır. Doğu Anadolu’daki etnik çeşitlilik devletin buraya müdahalesini zorunlu kılmıştır. Hamidiye Hafif Süvari Alayları’nı meydana getiren düşünce büyük çoğunlukla bu fikir akımlarının mücadelesidir. Rusların kışkırtmasıyla silahlanan Ermenilere karşı, doğudaki Müslüman aşiretler devlet tarafından silahlandırılmış ve bölgede denge oluşturma çabası içine girilmiştir.

Hamidiye Alayları’nı anlamak için bölgenin bu oluşumdan önceki durumuna bakmakta fayda vardır. Bölge gerek dini gerekse etnik manada bölünmüş şekilde yapılanmıştır. Hıristiyan olan Ermeniler, Süryaniler ve bazı Arap aşiretler ile Müslüman olan Kürtler, Araplar ve Türkler bir arada yaşamaktadırlar. Ayrıca Yezidî Kürtler gibi mikro gruplar da bölgenin halklarındandır. Burada en çok değineceğimiz iki grup Ermeniler ve Kürtler olacaktır.

Kürtler Doğu Anadolu’nun en eski halklarındandır. Uzun yıllar boyunca etkisi günümüzde de hissedilmekte olan aşiret esaslı bir yapıya sahiptirler. Aşiret yapısı kan bağına ve ortak kullanılan toprak parçasına bağlıdır.[1] Kürtler bölgenin etnik yapısından ötürü tarımdan çok hayvancılık ile geçinirler. Takdir edersiniz ki bu şekilde hayatı idame ettirmek pek zordur. Dolayısıyla bu durum bazı grupların eşkıya çeteleri oluşturarak ticaret kervanlarını yağmalama yoluna gitmelerine sebebiyet vermiştir. Devlet otoritesinin ulaşmakta sıkıntı çektiği bu coğrafyada Kürt aşiretler sık sık yağma faaliyetlerinde bulunmuş, zaman zaman şehirlere de saldırarak huzursuzluğa neden olmuşlardır. Aşiretler sadece dış güçlere karşı değil aynı zamanda kendi içlerinde de çatışma içerisindedirler. Birtakım siyasi ve stratejik faktörlerin güdümüyle meydana gelen bu mücadeleler bölgenin istikrarsız bir sosyal yapıda olmasına sebep olmuştur.

Bölgenin diğer Müslüman halkı olan Arap aşiretler İslam Devleti döneminde kuzey kısımlara yerleşen Arap kabilelerden müteşekkildir. Araplar dağlık kesimde değil, ova ve çöl coğrafyasında yaşamaktadırlar. Bu yaşam tarzı kısmen tarım yapmalarını sağlamıştır. Buna rağmen Arap aşiretleri de zaman zaman eşkıyalık faaliyetlerinde bulunarak devleti zarara uğratmışlardır.

Bölgede çok az sayıda Türk aşiret vardır, bunların da bir kısmı Kürtleşmiş ve Araplaşmışlardır. Ele alacağımız Türk aşiretler genelde Sivas ve Erzurum tarafında konuşlanan aşiretlerdir. Bu aşiretler Ermeni çetelerin faaliyetlerine yakın yerlerde oldukları için Hamidiye Alayları’na dâhil edilmişlerdir.

Doğu Anadolu’daki Hıristiyan halklardan Ermeniler uzun yıllardır burada yaşıyorlardı. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türk hâkimiyeti altına giren Ermeni halkı, dilini ve dinini değiştirmeden serbestçe yaşama imkânı buldu.[2] Meşrutiyet Dönemi’ne baktığımızda Ermenilerin daha çok mimari ve zanaat alanında çalıştığını görüyoruz. Hatta Mebusan Meclisinde Doğu bölgesinden mebuslar bile bulunmaktadır. Ermenilerin silahlanması ve nüfus yoğunluğunu artırmaya yönelik çalışmalar yapmaya başlaması Rusya’nın bölge ile ilgilenmesinden sonra başlamıştır. Rusya’nın politikasının karşısına çıkarılan Panislamizm de gayrimüslim olan Ermenilere başka çıkış yolu bırakmamış gibi gözüküyor. Hamidiye Alayı fikri ortaya atıldığı sıralarda Ermeni çetelerin ilk ayaklanmaları başlamıştı. 1890 yılında gerçekleşen Sason İsyanı devlet kuvvetleri tarafından bastırılmış ve failleri cezalandırılmıştı.

Emeviler döneminden itibaren İslam devletleri çatısı altında hayatını idame ettiren Süryaniler, gerek nüfuslarının az olması gerekse savaş kültürüne alışık olmadıkları için Rus yayılmacılığına en fazla politik anlamda destek verebilmişlerdir. Buna rağmen bazı Süryani cemaatleri Osmanlı Devleti’nin yanında yer almayı tercih etmiştir.[3]

I. Aşiret Reisliğinden Devlet Memurluğuna

Müşir Zeki Paşa’nın öncülüğüyle 1891 yılında kurulan Hamidiye Hafif Süvari Alayları, aşiret reislerinin devlet memurluğu diye tabir edebileceğimiz bir rütbeye gelmelerine olanak sağlamıştır. Daha evvel illegal bir yapılanma içerisinde olan aşiretler devlet tarafından tanınmış, reislerine rütbe verilmiş ve maaş bağlanmıştır. Bu oluşumda pek çok şey amaçlanmaktadır.

A. Hamidiye Alayları’nın Amaçları

Sultan II. Abdülhamid’in pek çok politikası gibi Hamidiye Alayları da salt bir amaç için oluşturulmamıştır. Alayların oluşumunu göz önünde bulundurduğumuzda katılan aşiretler arasında pek az ortak nokta bulabiliyoruz. Bunlardan en önemlisi tüm aşiretlerin Müslüman olmasıdır. Bu da Panislamizm fikrinin bu projede de hâkim düşünce olduğunu gösteriyor. Oluşumun fikrî temeli bu iken teknik olarak amaçlanan faydaları üç ana başlık altında inceleyebiliriz.

1. Dış Müdahalelere Karşı Toprak Bütünlüğünü Korumak

a. Rusların Faaliyetleri

Alayların kurulmasında temel amaçlardan biri olarak gösterebileceğimiz şeylerden biri Rusların Doğu Anadolu’daki faaliyetleridir. Ruslar güneye inme politikalarına dayanarak Doğu Anadolu ve İran bölgelerindeki Hıristiyan halkı isyana teşvik etmiş, çoğunlukta olanlara bağımsızlık vaat etmiştir. Ermenilerin yanı sıra İran ve Hakkari’de yaşayan Süryani aşiretler dahi silahlandırılmıştır.[4] Tımar sisteminin bozulduğu bu dönemde bölgede asker bulundurmak devlet için ziyadesiyle maliyetliydi. Dolayısıyla Rus tehdidine karşı yapılacak en akıllıca hareket bölge halkını silahlandırmaktı. Askerlik sisteminin tam olarak oturmadığı bu dönemde aşiretlerin büyük kısmı orduya asker göndermiyordu. Bu şekilde askerlik görevlerini kendi bölgelerinde yapma imkânını elde ettiler. Rus tehdidi Bolşevik ihtilaline kadar sürdü ve Hamidiye Alayları döneminde silahlandırılan Aşiretler 1. Dünya savaşı esnasında da Ruslara karşı savaşmaya devam ettiler.

b. Ermenilerin Faaliyetleri

Soykırım tezini savunan Ermeni araştırmacıların en önemli kozlarından biri de Hamidiye Alayları’nın kurulmasıdır. Lakin Süvari Alayları’nın Ermenilere yönelik bir soykırım gerçekleştirme amacı olduğu iddiası pek doğru değildir.[5] Burada temel amaç Doğu Anadolu’yu dış tehditlerden korumak olduğu için hedef alınacak Ermeniler bu dış düşmana yani Ruslara yardım eden Ermeniler olacaktır. Keza münferit birtakım olayların dışında Hamidiye Alayları sistematik bir şekilde Ermeni katliamı yapmamış, daha çok silahlı Taşnak ve Hınçak çeteleri ile çatışmalara girmiştir. Kısacası Hamidiye Alayları’nın Ermeni isyan çetelerini bastıracak bir milis oluşturulması amacında olduğunu söyleyebiliriz.

2. Doğu Anadolu’daki Merkezi Otoriteyi Sağlamlaştırmak

Osmanlı’da II. Mahmut’tan itibaren başlatabileceğimiz merkezîleşme cereyanı II. Abdülhamid ile birlikte somut bir şekilde açığa çıkmıştır.[6] Sultan, devletin her tarafında tam hâkim olmak ve otonom güçlerin etkisini kırmak istiyordu. Bu amaçla Yemen’den Balkanlara kadar pek çok bölgede devletin etkisinin hissettirilmesi amacıyla bazı çalışmalar yapıldı. Doğu Anadolu bölgesi Osmanlı Devleti sınırlarına katıldığı andan itibaren yarı bağımsız hareket etmekteydi. Hatta aşiretlerin devletle neredeyse hiçbir bağı bulunmuyordu. Hamidiye Alayları’nın dağınık haldeki bu güçleri devlete bağlama amacında olduğu açıktır. Hakeza alaylara alınmayan aşiretler ile de görüşülmüş, onlara birtakım ayrıcalıklar sağlanmış, nişanlar gönderilmiştir.

3. Müslüman Halkları Birleştirmek

II. Abdülhamid’in en temel politikalarından olan Panislamizm Hamidiye Alayları’nın kuruluşunda da etkisini göstermiştir. Buradaki en temel dayanağımız süvari alaylarına katılan bütün aşiretlerin Müslüman olmasıdır. Bölgede devlete yakınlığı ile bilinen ve 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı tarafını tutan Süryani Yakubiler dahi süvari alayları içerisine dâhil edilmemişlerdir. Dolayısıyla buradaki temel ideolojinin devletçilikten öte ümmetçi olduğunu görebiliyoruz. Bu zamana kadar politika malzemesi olarak kullanılmayan hilafet faktörü ile bu devirde Balkanlardan Hindistan’a kadar tüm Müslümanları birleştirme kaygısı güdüldüğü açıkça görülmektedir. Güneyde yer alan ve Rus tehdidi ile alakası olmayan Arap aşiretlerin İngilizlerin bölücü faaliyetlerine karşı Hamidiye Alaylarına alınması bu amaca binaen olmuştur.

B. Hamidiye Alayları’nın Oluşturulma Esasları

Rusların Kazaklara uyguladığı sistemden yola çıkılarak kurulduğu da iddia edilen[7] Hamidiye Alayları’na dâhil edilen aşiretler çeşitli kıstaslardan geçiriliyorlardı. Temelde iki gösterge önemlidir. Birincisi aşiretin kapladığı alan ve nüfus; diğeri de Rus, İngiliz ve Ermeni tehdidine yakın olma koşuludur. Hamidiye Alayları’na sadece Müslüman aşiretler alındığı için bu noktayı detaylıca işlemek gerekmez.

1. Aşiret Nüfusu

Alaylara alınan aşiretlerin nüfusları çok önemlidir. Devlet için tehlike oluşturabilecek ve bölgede dominant güç olabilecek büyük aşiretler alaylara dâhil edilmemişlerdir. Aynı zamanda nüfusu çok az olan ve elde edeceği gücü eşkıyalık faaliyetlerinde kullanması muhtemel olan aşiretler de bu programın dışında kalmışlardır. Hakeza istisnai olarak Hamidiye Alayları’na alınan büyük aşiretler de bölgede kaos ortamı yaratarak bu politikanın doğruluğunu kanıtlamışlardır. Elimizdeki belki en iyi örnek Cizre ve Botan çevresinde hüküm süren Miran Aşireti’nin faaliyetleridir. 1892 yılında İstanbul’a gönderilen şikâyetlerde Miran Aşiret Reisi Mustafa Paşa’nın çok sayıdaki atlılarıyla beraber Musul’un bazı köylerine baskınlar düzenlediği ve bir kısım insanların çatışmalarda öldüğü kaydedilmiştir.[8] Mustafa Paşa’nın oluşturduğu bu sistem adeta bağımsız bir krallık olarak görülmekteydi.[9] Küçük aşiretlerin alınmamasında da bazı istisnalar görülmektedir. Birçok irili ufaklı aşiretin başvurusu kabul edilmezken Mardin merkezli Dekori Aşireti, Milli Aşireti ile birleşmek suretiyle Hamidiye Alayları’na girebilmiştir.[10] Fakat genel manada baktığımız zaman çok küçük aşiretlerin ve çok güçlü aşiretlerin Hamidiye Alayları içerisinde olmadığını gözlemleyebiliyoruz.

Yayımlanan esaslara göre bir aşiret en fazla 6, en az 4 bölük oluşturabiliyordu. Bölüklerin nüfusu ise 512 ile 1152 arasında olmak zorundaydı. Bu alaylar rutin zamanlarda birleşemez, büyük bir güç oluşturamazlardı. Sadece savaş halinde alayların birleştirilmesi uygun görülmüştür.[11] Kısacası Hamidiye Alayları’nın teknik manada nüfusa dayalı bir şekilde oluşturulduğunu müşahede edebiliyoruz.

2. Rus ve Ermeni Tehdidine Yakınlık

Aşiretlerin bir ortak noktası da Doğu Anadolu’da konuşlanmış olmalarıdır. Bu bölge bilindiği üzere Ruslar ve Ermeniler tarafından sürekli tehdit edilmekteydi. Bu sebeple alaylara çağrılan aşiretler Doğu bölgesinde yaşayan aşiretlerdir. Misalen, Karaman civarında veya Halep çevresindeki aşiretler bu plan için kesinlikle düşünülmemişlerdir. Aşiretler arasında ırk ayrımı yapılmamıştır. Düşünüldüğü gibi sadece Kürt aşiretler değil, Arap ve Türkmen aşiretleri de alaylara dâhil edilmişlerdir.[12] Alayların savunma amaçlı oluşturulması ve birçok etnisiteyi içinde barındırması iddia edildiği gibi Kürt halkını asimile etme fonksiyonu üstlenmediğini açıkça ortaya koyması açısından önemlidir.

C. Hamidiye Alayları’nın Faaliyet Alanları

Aslında kurulma amaçları bu yerel milis kuvvetlerin faaliyet alanları hakkında bizlere bir fikir vermektedir. Fakat teorinin pratik ile pek uyuşmaması aşiretlerin zaman zaman farklı şekillerde hareket etmelerine sebep olmuştur. Temelde ikiye ayırdığımız bu faaliyet alanları zaman içerisinde genişlemiş, aşiret reisliğinden devlet memurluğuna geçen aşiret ağaları ilerleyen dönemlerde otonom güçler şeklinde hareket etmeye başlamıştır.

1. Bölgedeki Asayişi Temin Etmek

Bu misyon aşiretlere resmi olarak verilen bir görev değildir. Fakat sonuçta devlet gücü olarak tasnif edilen Hamidiye Alayları sık sık eşkıya çeteleriyle ve devlete karşı gelen yapılanmalar ile çatışmışlardır. Ortaya çıkan ihtilaflarda ve davalarda devletin Hamidiye Alayları’nı desteklediği açıkça görülür.[13] Devletin haksız durumda olmalarına rağmen aşiretleri desteklemesi günümüzdeki derin devlet ve gladyo yapılanmaları ile benzerlik gösteriyor. Kendi hukuki otoritesini ulaştıramadığı noktalarda Osmanlı Devleti bölgede kendine yakın güçleri destekleyerek hâkimiyet kurmaya çalışmaktadır. Değineceğimiz bir diğer nokta da vergilerin toplanması hususundaki durumdur. Daha önce devlete vergi vermeyi reddeden aşiretler Hamidiye Alayları’na katıldıktan sonra bir nevi vergi memuru konumuna gelmiş[14], vergi vermeyen diğer gruplar ile çatışmaya başlamışlardır. Bu ekonomik faktör de Hamidiye Alayları oluşumunun Doğu Anadolu bölgesinde bir jandarma vazifesi yaptığını ortaya koyuyor.

2. Savaşlara Asker Göndermek

Alayların kuruluş esaslarında savaş durumunda birleştirilerek orduya katılmaları yer almaktadır. Teorik olarak Hamidiye Alayları olağanüstü bir savaş durumunda Osmanlı ordusuna yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur. Politikanın uygulandığı yıllarda bölgede ciddi bir savaş çıkmamış olması Hamidiye Alayları’nın bu görevlerini ne kadar yerine getirdiğini anlamamamıza sebep olsa da Milli Aşireti’nden bir kısım neferlerin gönüllü olarak Balkan Savaşları’na katılmaları[15] bizim için bir örnek teşkil ediyor. Hamidiye Alayları fikri sistem dağıldıktan sonra da etkisini göstermiş, 1. Dünya Savaşı esnasında Kürt milis birlikleri oluşturularak Doğu Anadolu’nun savunulmasına çalışılmıştır.[16]

D. Aşiret Mektepleri

1892 yılında İstanbul’da açılan aşiret mektebi başlangıçta Arap aşiretlerinin reislerinin çocuklarını eğitme amacını taşıyordu. Fakat daha sonra bu çerçeve genişletilmiş ve Kürt aşiretlerinden hatta Arnavutluk’tan dahi çocuklar alınmaya başlanmıştır.

1. Amaçları

Aşiret Mekteplerinin siyasi, dini ve idari amaçları vardır.[17] Siyasi olarak devlet bu proje ile Milliyetçilik akımının etkisinde kalan Arap ve Kürt aşiretlerinin gelecekteki reislerini yetiştirerek bu toprakların ve insanların devlete bağlılığını sürdürmeyi amaçlamaktaydı. Dini amaç Panislamizm politikası çerçevesinde Hilafetin otoritesini aşiretlerin üst kesimine, oradan da halka taşımaktı.[18] Abdülhamid devletin ancak bu şekilde torak bütünlüğünün korunacağını düşünüyordu. İdari amaç ise yönetimsel olarak dağınık olan ve otonom hareket eden aşiretleri yönetecek nitelikli insan yetiştirme kaygısıdır.

2. İşleyişi

Başlangıçta iki yıllık olarak tasarlanan projede eğitim süresi daha sonra beş yıla çıkarılmıştır. Aşiretlerden toplanan çocuklara önce Türkçe öğretilmiş daha sonra sair dersler verilmeye başlanmıştır. Ders programını ele aldığımızda bu mektepte okuyan çocuklara çok temel bir eğitim verildiğini görüyoruz.[19] Mezuniyet sonrasında ise bu çocuklar memleketlerine gönderiliyor, başarılarına göre memuriyetler ve rütbeler alıyorlardı.

3. Sonuçları

Kesin sebebi bilinmemekle beraber 1907 yılında Aşiret Mektepleri kapatılmıştır. Yaklaşık 15 yıl devam eden bu okullardan mezun olan çocuklar özellikle askeri alanda rütbeler edinmişler, orduya katılma şansını yakalamışlardır.

II. İki Aşiret: Şammar ve Milli

Şimdi perspektifimizi biraz daraltarak Hamidiye Alayları’nı iki aşiret üzerinden inceleyeceğiz. Milli Aşireti alayların en güçlü aşiretlerinden biri olmasıyla önem arz eder. Şammar Aşireti ise Hamidiye Alayları’na alınmamış fakat bölgede kuvvetli olarak tanınan bir aşirettir.

A. Şammar Aşireti

Mardin’in güneyinden başlayıp Arabistan yarımadasına kadar uzanan topraklarda nüfuz sahibi olan Şammar Aşireti Arap kökenli bir aşirettir.

1. Tarihçe

Arabistan kökenli bir aşiret olan Şammar Aşireti 17. yüzyılın ortalarına doğru kuzeye yayılmış ve Mardin’in güneyindeki alanlarda yerleşimler kurmuştur. Bölgeye yerleştikleri günden itibaren dominant bir karaktere bürünen aşiret sık sık Osmanlı devletine zorluklar çıkarmış, bu aşireti zayıflatmak amacıyla bölgeye bazı Türkmen aşiretler yerleştirilmiştir. Fakat bu çalışmaların başarısızlığa uğraması aşiretin kalıcı olarak bölgeyi nüfuzu altına almasına sebep olmuştur. 19. yüzyıla gelindiğinde Diyarbakır Valisi Mehmed Reşid Paşa bizzat bu aşiret ile ilgilenmiş ve güçlerini bir nebze olsun kırmayı başarmıştır. Aşiretin çok serbest hareket etmesi devleti sürekli zor durumda bırakmış; Sultan II. Abdülhamid, aşiretin şeyhi Ferhan’a paşa unvanı vererek bu güçlü kitleyi devlet tarafına çekmeye çalışmıştır.[20] Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı raporunda Şammar Aşireti’ni çekirge sürüsüne benzetmiştir. 20. yüzyılın başlarına kadar dizginlenemeyen aşiret, yeni sınırların çizilmesiyle çoğunluğu Suriye ve Irak tarafında kalmış ve Türkiye topraklarındaki etkisini yitirmiştir. Aşiret günümüzde Irak’ın en güçlü gruplarından biridir. ABD müdahalesi sonrası devlet başkanlığına getirilen Gazi Meşal El-Yaver de bu aşirete mensuptu.

2. Faaliyet Alanları

Çöl aşiretlerinin çoğunda olduğu gibi Şammar Aşireti de legal olarak hayvancılık ile geçiniyordu. At, deve ve küçükbaş hayvan yetiştiren aşiret bunları kuzeydeki şehirlere satarak geçimini sağlamaktaydı. Fakat aşiretin en göze çarpan özelliği bünyesinde barındırdığı eşkıya çeteleridir. İngiliz Seyyah Gertrude Bell günlüklerinde Şammar aşiretinin kervanları soyduğunu ve keyfi olarak kervanlardan vergi aldığını belirtir.[21] Yine elimizdeki bir belgeye göre Şammar aşiretine mensup bir eşkıya çetesini yakalayan Mardinli Derviş Onbaşı’ya devlet tarafından iftihar madalyası verildiğini görüyoruz.[22] Tüm bu bilgilerden hareketle Aşiretin geçimini daha çok yağma ve talan faaliyetlerinden karşıladığını söyleyebiliriz.

B. Milli Aşireti

Çoğunlukla Mardin-Viranşehir-Siverek üçgeninde yaşayan Milli aşireti Kürt kökenli bir aşirettir. Hamidiye Alayları’nın önemli bir gücü olan bu aşiret, 1. Dünya savaşı esnasındaki Milli İsyanı ile tanınmıştır.

1. Tarihçe

Milan Aşireti de denilen Milli Aşireti Erzurum, Mardin ve Urumiye üçgeninde yaşayan büyük bir Aşiretler konfederasyonuna verilen genel bir isimdir. 16. Yüzyılda etkinlik göstermeye başlayan aşiret Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı saflarına geçmiştir. Kışın Mardin’de Yazın ise Urumiye’de konaklayan aşiret Osmanlı tarafına geçtiği yıllardan sonra İran’daki arazilerden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Geniş olması sebebiyle sık sık iç çatışmalar yaşayan aşiret zamanla pek çok parçaya bölünmüş, 19. Yüzyılda sadece Mardin ve Viranşehir bölgesinde gücünü koruyabilmiştir. Hatta bazı Milan reisleri zaman zaman Mardin’de idareci konumda dahi bulunmuşlardır.

2. Faaliyet Alanları

Göçebe yaşıyor olması bu aşiretin hayvancılığı birincil geçim kaynağı olarak görmesini sağlar. Fakat Viranşehir’deki köylerde ikamet eden aşiret üyeleri tarım da yapmışlardır. İç çatışmaların yoğun olduğu aşiret sık sık komşusu Arap Şammar aşireti ile savaşmışsa da 19. Yüzyılın başına kadar pek bir varlık gösterememiştir. Bölgedeki bütün aşiretlerde olduğu gibi birtakım eşkıya çeteleri oluşturan bu aşiret de zaman zaman bölgede talan faaliyetleri yürütmüştür. Aşirete mensup Keleş Abdi, oğlu Yaşar ve arkadaşlarının Siverek halkının koyunlarını gasp etmeleri ve satmaları daha sonra Diyarbakır Valisi tarafından işitilmiş ve suçlular cezalandırılmıştır.[23]

C. İki Aşiretin Faaliyetleri ve Çatışmaları

Bölgeye gelişleri hemen hemen aynı tarihlerde olan bu iki aşiret sık sık çatışmalara girmişlerdir. Hamidiye Alayları’nın kurulmasına kadar geçen süre içerisinde Şammar aşiretinin bu çatışmalardan hep kazançlı çıktığını görüyoruz. Fakat Milli aşireti bu yapılanmaya katılarak devlet saflarına geçmiş gerek lojistik manada gerekse politik anlamda rakibine üstünlük sağlamıştır. Devlet arşivlerinde bu iki aşiretin çatışmalarını ele alan ellinin üstünde tasnif edilmiş belge mevcuttur. Mesela Şammar Şeyhi Faris Paşa Milli Aşireti’ne bağlı köylere saldırma amacıyla Siverek ve Diyarbakır taraflarına saldırmış[24] sonuçta devlet erkânının araya girmesiyle İbrahim Paşa ve Faris Paşa barıştırılmışlardır.[25] Aşiretler kendilerine tabi olan küçük aşiretlerden vergi almaktaydılar. Zaman zaman bu iki aşiret arasında tebaa değişimi olmuş, küçük aşiretler menfaatleri doğrultusunda taraf değiştirmişlerdir.[26]

D. Hamidiye Alayları ile İlişkileri

1891 yılında Hamidiye alayları kurulunca Milli aşireti Reisi İbrahim Paşa bu oluşuma sıcak bakmış ve aşireti ile birlikte alaylara katılmıştır. İstanbul’a giderek sultan ile görüşen İbrahim Paşa aşireti içerisinden dört alay teşkil etmiştir. Bölgedeki alayların en güçlüsü konumuna gelen milli Aşireti Mardin Livasının liderliğini üstlenmiş, İbrahim Paşaya da mirliva rütbesi verilmiştir.[27] Öte yandan çok güçlü askeri birliklere sahip olan Şammar aşireti Hamidiye Alayları’na dâhil edilmemiştir. Kayıtlara göre on beş alay oluşturabilecek kuvvette olan Şammar Aşireti gerek devlet ile sık sık ters düştüğünden gerekse etrafındaki aşiretleri bertaraf edecek kadar güçlü olduğundan bu alaylara alınmamıştır. Bir birine rakip olan bu iki aşiretten birinin devlet saflarına geçmesi güç dengesini değiştirmiş, Şammar Aşiretine mensup bazı aşiretler Milli Aşireti’nin tabiiyeti altına girmişlerdir. Bu dönemde bir birine eşitlenen güçler çatışmaların artmasına sebep olmuş Şammar aşireti bazen binlerce kişilik kuvvetler toplayıp Millîlerin topraklarına saldırmaya kadar gitmişlerdir.

E. Bölge Halkının İki Aşirete Bakışı

Şehir eşrafının aşiretlere bakışı genelde aynı düzlemdedir. Hususan gayrimüslimlerin yaşadığı şehirler aşiretler tarafından sürekli tehdit edilmiş ve yağmalanmıştır. Bu yağmalamalardan Mardin de büyük oranda etkilenmiştir. Hamidiye Alayları kurulduktan sonra devlet görevlilerinin işleri bir nebze kolaylaşmış olsa da halkın sorunları değişmemiştir. Zira arkasına devlet desteğini alan aşiretler daha saldırgan olmuş artık çekinecekleri bir otorite kalmamıştır. Şammar Aşireti bölgenin en korkulan aşireti iken Milli Aşireti’nin güçlenmesi halkın Şammarlar’a sempati duymalarına sebep olmuştur. [28]Şehir halkının iki aşiret arasındaki çatışmalardan zarar gördüğü bir gerçektir. Lakin arkasında devlet desteği olan bir aşirete karşı hak iddia edememeleri Milli Aşireti’ne olan bakış açılarını olumsuz yönde etkilemiştir. Musul Valisi Hazım Tepeyran’ın anılarında anlattığı gibi devlet haksız da olsa Milli Aşireti’ni desteklemiş bu da bölgede ciddi bir hukuk boşluğu doğurmuştur.[29]

Şehir eşrafı zaman zaman aşiretler arasında arabuluculuk da yapıyorlardı. Mardinli Abdulgafur Efendi’nin Şammar aşireti ile görüşmesinde bu aşirete yapılan haksızlık açıkça ortaya çıkar.[30] Yapılan haksızlığın giderilmesi amacıyla Mardin civarına gelen Şammar aşireti reisi Şeyh Faris hakkını almadan gitmeyeceğini ve İbrahim Paşanın cezalandırılması gerektiğini beyan etmektedir. Bu örnekler bölge halkının Hamidiye Alayları’na karşı olumsuz tavrının önemli bir göstergesidir.

III. Hamidiye Alayları’nın Bölgeye Etkileri

Aşiretlerin yanı sıra Hamidiye alayları oluşumu Bölge üzerinde farklı alanlarda değişmeleri de beraberinde getirdi.

A. Sosyal Sonuçlar

Aşiretlerin silahlanması bölgedeki halkı olumsuz yönde etkilemiştir. Devlete bağlı jandarma ve askerlerin koruduğu şehirler bu dönemde devletin desteklediği aşiretlere açık hale gelmiştir. Daha önceleri aşiretlerin saldırılarından şehir kuvvetleri ile korunan halk bundan sonra korumasız kalmış ve Hamidiye Alayları’na katılmayan aşiretler ile yakınlaşmaya başlamıştır.[31] Köy ve kasabalarda durum daha vahim bir hal almıştır. Bazı küçük aşiretlerin devletten aldıkları desteği gayrimüslim köylerini yağmalama amacıyla kullanmaları sosyal manada sorunları beraberinde getirmiştir. Çok büyük olmayan Kiki Aşireti Mardin çevresindeki Eskikale ve Benabil gibi Süryani köylerini yağmalamış buna rağmen herhangi bir ceza almamışlardır.[32] Hakkâri dağlarında yaşayan Nesturî Süryaniler ve bölgedeki kırsal kesimi mesken tutan diğer gayrimüslim halk göç etmek zorunda kalmış bu da bölgenin demografik yapısını değiştirmiştir. Köylerin ve kırsal yerleşimlerin emniyetinin bozulması buralarda yaşayan insanların şehirlere göçmesine sebep olmuştur. Dolayısıyla küçük aşiretlerin bir kısmı bu dönemde yerleşik hayata geçmişlerdir. Fakat istatistikler 1890 ile 1927 yılları arasında Mardin şehir nüfusunun düştüğünü gösteriyor. 1880’lerdeki nüfus 30 bin civarında iken[33] 1927’de bu sayı 27 binlere kadar düşmüştür.[34] Bunun en büyük sebebi şüphesiz şehirdeki gayrimüslimlerin mecburi olarak göç etmeleridir.

B. Ekonomik Sonuçlar

Aşiretlerin silahlanması bölgedeki ticareti epey zedelemiştir. İran ve Irak tarafına giden kervanlar aşiret çeteleri tarafından yağmalanmış yaptırımlar da ortadan kalkınca yağma ve talan faaliyetleri artarak devam etmiştir. Özellikle şehirlerde yaşayan ve zanaat ile geçinen gayrimüslim vatandaşların tehdit edilmesi ve göçe zorlanması bölgedeki gelir kaynaklarını bayağı kısıtlamıştır. Özellikle Cizre tarafındaki aşiretlerin faaliyetleri ticaret yolları üzerinde bulunan bölgenin tercih edilmemesine sebep olmuş buradaki ticaret neredeyse durma noktasına gelmiştir. Şehirlerdeki üretim mekanizmalarının ortadan kalkması ve niteliksiz iş gücünün şehirlere yerleşmeye başlaması günümüze kadar gelen işsizlik sorununun başlangıcını oluşturmuştur.

C. Aşiretlerin Yapısındaki Değişim

Hamidiye Alayları aşiretlerin iç ve dış yapısında değişimlere sebep oldu. Bu durum kimi yerde olumlu sonuçlar doğursa da sistemin getirdiği olumsuz neticeler de mevcuttur.

1. Olumlu Yöndeki Değişimler

Aşiretlerin silahlanması ve eğitilmesi öncelikle 1. Dünya Savaşı esnasında devlete faydalı olmuştur. Daha önce de belirttiğimiz üzere Kürtlerden oluşan milis kuvvetleri Osmanlı Ordusuna yardımcı olmuş Ruslar ile savaşmışlardır. Bu durum aşiretlerin parçalanmasını önlemiştir. Dikkat edilirse Hamidiye Alayları’na katılan aşiretlerin büyük çoğunluğunun Lozan anlaşması sonucu Türkiye topraklarında kaldığı görülebilir. Dolayısıyla Hamidiye alayları projesi Doğu’yu parçalanmaktan kurtarmış, Balkanlarda ve Arabistan’da görülen bölünmeler bu bölgede yaşanmamıştır.[35]

2. Olumsuz Alanda Değişimler

Bu politika bazı olumsuz gelişmeleri de beraberinde getirdi. Öncelikle zayıf aşiretler yok olma tehlikesi ile karşı karşıya geldiler. Bu aşiretlerin büyük kısmı geleneksel yaşantılarını bırakıp şehirlere yerleşmeyi tercih ettiler. Bu durum söz konusu aşiretlerin asimile olmasına neden oldu. Hakeza büyük aşiretlere katılmayı seçenler de Aşiretin etnik kimliğine göre Kürtleşmiş ve Araplaşmışlardır. Bugün Mardin ve çevresinde aynı aşirete mensup fakat farklı dilleri konuşan insanlar vardır. Örneğin Şehirde yaşayan Dekori aşiretine mensup insanlar kendilerini Beyt Dakkori (Dakkori Ailesi) olarak tanımlamakta ve Arapça konuşmaktadırlar. Lakin Dekori aşiretinin Kürt kökenli olduğu bir gerçektir. Bu ailenin şehrin sur tarafında yaşaması şehre sonradan yerleştiğini kanıtlar niteliktedir. Buna benzer şekilde pek çok etnik ve dilsel değişimler meydana gelmiş, küçük aşiretlerin çoğu kendi kimliklerini yitirmişlerdir.

Sonuç

Sultan II. Abdülhamid’in milliyetçi politikaların karşısına Panislamizm fikri ile çıkması son derece önemli bir siyaset olarak değerlendirilmelidir. İngilizler ve Ruslar bölgedeki hemen her etnik kesime din ve ırk ayrımı yapmadan bağımsızlık vaat ederken Osmanlı Devleti elinde kalan son kozu oynayarak toprak bütünlüğünü korumaya çalışmıştır. Hamidiye Alayları projesi devletin aldığı büyük bir irsk konumundadır. Eline silah verilen ve eşkıyalıkları ile bilinen bu aşiretler aldıkları silahı devlete de doğrultabilirlerdi. Nitekim Milli Aşireti İsyanında bu durumu görebiliyoruz. Fakat genel manada aşiretler elde ettikleri bu gücü yerel mücadelelerde kullanmışlar birlikte hareket etme güdüsünü asla yakalayamamışlardır. Bu tehlikeden haberdar olan projenin mimarları zaten ilan edilen nizamnamede savaş dışında alayların birleştirilmesini yasaklamış ve bir orduya uymayacak şekilde her alayın farklı bir üniforma taşıyacağını belirtmiştir. Bu durum Abdülhamid’in Balkanlarda uyguladığı Kilise ayrımını anımsatır. Bu politika burada yapılmak istenen şeyin aşiretleri organize etmek değil ayrı halde yaşamalarını sürdürmek olduğunu gösterir. Kısacası devlet aşiretler arasındaki kavgadan muzdarip değildir. Zira bu kargaşa ortamı Kürt halkının birlikte hareket etme olgusunu kazanamamasını netice verir. Böylece Balkanlar’ın kaybedilmesine sebep olan Milliyetçilik fikri Doğu Anadolu’da etkili olamaz. Kimi çevrelerce aşiretlerin asimile edilmesine yönelik bir politika olduğu iddia edilen Hamidiye Alayları bu mantıkla hareket ettiğimizde aslında aşiretlerin statükosunu korumuş, geleneksel yapılarını sürdürmelerini sağlamıştır. Olaylara devlet merkezli baktığımızda aslında bu projenin amaçlarının pek çoğuna ulaştığını görüyoruz. Her ne kadar esneyen yanları olsa da sonuçta Doğu Anadolu bölgesi parçalanmaktan kurtulmuştur.

Aşiretler açısından durum daha karmaşıktır. Henüz filizlenmeye başlayan Kürt Milliyetçiliği Hamidiye alayları ile tekrar kuvvetlenen aşiret asabiyesini aşamamış, uzun yıllar sistematize olamamıştır. Bölge yönetiminde söz sahibi olmayı amaçlayan Aşiret Reisleri ve üyeleri bu amaçlarına asla tamamen ulaşamamışlardır. Devletin yürüttüğü çoklu organizasyon politikası güçlenen bir reisin karşısına başka bir reisi çıkarmış bu mücadele hiçbir zaman başarıya ulaşamamıştır. Ayrıca aşiret liderleri öldükten sonra aşiretler bir anda kendilerini bir savaşın içerisinde taraf olarak bulmuşlardır. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya savaşında zayıf tarafta olması Bolşevik İhtilaline kadar birçok Kürt aşiretinin topraklarını kaybetmesine sebep olmuştur. Savaş sonrası çizilen yeni sınırlar aşiretlerin bazılarını bölmüş ve geçim kaynaklarını sınırlamıştır. Bu durum daha sonra kaçakçılık sorununu netice vermiştir. Kimi aşiretler 3-4 ülkeye yayılmış kopan iletişim illegal yollarla sağlanabilmiştir. Fakat bu ayrışma aşiretlerin farklı ülkelerdeki mensupları ile anlaşabilmeleri için ana dillerini korumalarını gerektirmiş, böylece gelenekler korunabilmiştir. Yekpare bir ülkede kalan aşiretler ise zamanla asimile olmuşlardır.

Sonuç olarak Hamidiye Alayları projesi devlete getirdiği faydaların yanında Aşiretlerin geleneksel yapılarını büyük ölüde değiştirmiştir. Günümüze kadar gelen pek çok sorunun başlangıç noktası bu proje olarak gösterilebilir. Zaten değişmekte olan global yapıya rağmen aşiretler doğal olmayan müdahaleler ile sorunlu bir şekilde 20. Yüzyıla giriş yapmışlar, bugün pek çok etnik unsur geçim kaynaklarını yenilediği ve dönüşümünü tamamladığı halde, doğu Anadolu aşiretleri genel düzene ayak uyduramamışlardır.

Kaynakça

  1. AYDIN Suavi vd., Mardin Aşiret-Cemaat-Devlet, İstanbul: 2001, s. 248
  2. BRUINESSEN Martin Van, Ağa Şeyh Devlet, İletişim Yayınları, İstanbul 2011.
  3. EVSİLE Mehmet, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde Aşiret Mensuplarından Oluşturulan Milis Birlikleri, Atatürk Araştirma Merkezi Dergisi, Ankara 1996.
  4. KARAL Enver Ziya, Osmanlı Tarihi 8. Cilt Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Devirleri (1876 – 1907), Türk Tarih Kurumu Yayınları, İstanbul 2007.
  5. KODAMAN Bayram, Sultan II. Abdulhamid Devri Doğu anadolu Politikası, Türk Kültürünü Araştırma Enstütüsü Yayınları, Ankara 1987.
  6. New Castle Üniversitesi Kütüphanesi web yayını, http://www.gerty.ncl.ac.uk/diary_details.php?diary_id=941
  7. ORTAYLI İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Timaş Yayınları, İstanbul 2010.
  8. ÖZCOŞAR İbrahim, Merkezileşme Sürecinde Bir Taşra Kenti Mardin, Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, Mardin 2009.
  9. ÖZDEMIR Bülent, Süryanilerin Dünü Bugünü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2009.
  10. YILDIRIM Cemal, Ermeni Mezalimi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2003.
  11. YİNER Adbulnasır, Miranlı Mustafa Paşa Örneğinde Hamidiye Alayları Askerî Gücünün Kötüye Kullanımı, History Studies – Prof. Dr. Enver Konukçu Armağanı, Samsun 2012.

[1] Martin Van Bruinessen, Ağa Şeyh Devlet, İstanbul: İletişim Yayınları, 2011, s. 82.

[2] Cemal Yıldırım, Ermeni Mezalimi, İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2003, s. 31.

[3] Bülent Özdemir, Süryanilerin Dünü Bugünü, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2009, s. 113.

[4] Bülent Özdemir, a.g.e, s. 68.

[5] Bayram Kodaman, Sultan II. Abdulhamid Devri Doğu anadolu Politikası, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstütüsü Yayınları, 1987, s. 31.

[6] İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: Timaş Yayınları, 2010, s. 141.

[7] Martin Van Bruinessen, a.g.e, s. 286.

[8] Adbulnasır Yiner, Miranlı Mustafa Paşa Örneğinde Hamidiye Alayları Askerî Gücünün Kötüye Kullanımı, History Studies – Prof. Dr. Enver Konukçu Armağanı, Samsun, 2012, s. 452.

[9] Martin Van Bruinessen, a.g.e, s. 288.

[10] İbrahim Özcoşar, Merkezileşme Sürecinde Bir Taşra Kenti Mardin, Mardin: Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2009, s. 162.

[11] Bayram Kodaman, a.g.e, s. 34.

[12] Bayram Kodaman, a.g.e, s. 35.

[13] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 170.

[14] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 167.

[15] Bayram Kodaman, a.g.e, s. 55.

[16] Mehmet Evsile, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde Aşiret Mensuplarından Oluşturulan Milis Birlikleri, Atatürk Araştirma Merkezi Dergisi, Ankara, 1996, s. 911.

[17] Bayram Kodaman, a.g.e, s. 68.

[18] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi 8. Cilt Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Devirleri (1876 – 1907), İstanbul: Türk Tarih Kurumu Yayınları,2007, s. 401

[19] Bayram Kodaman, a.g.e, s. 72.

[20] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 110.

[21] New Castle Üniversitesi Kütüphanesi web yayını, http://www.gerty.ncl.ac.uk/diary_details.php?diary_id=941

[22] B.O.A., MKT.DH., Dosya No:819, Gömlek No:27

[23] B.O.A., ML.C., Dosya No:509, Gömlek No:20727

[24] B.O.A., BEO., Dosya No:632, Gömlek No:47341

[25] B.O.A., BEO., Dosya No:759, Gömlek No:56899

[26] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 105.

[27] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 162.

[28] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 173.

[29] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 105.

[30] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 170.

[31] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 171.

[32] İbrahim Özcoşar, a.g.e, s. 177.

[33] Suavi Avdın vd., Mardin Aşiret-Cemaat-Devlet, İstanbul: 2001, s. 248

[34] Suavi Avdın vd., a.g.e, s. 370

[35] Bayram Kodaman, a.g.e, s. 60.

Nurullah Parlakoğlu