Jakob von Sandrart - İstanbul (1687)

İstanbul’da Bir Cevelan

Birgün sekiz tüllab, Payitaht-ı Osmanî’nin sokaklarında bir meşi niyyeti ile şems-i hazânın gurup vaktinde mahall-i Eminönü’ne avdet itdiler. Ol zamanda heva hem bârid hem hafif rüzgâr var idi. Lâkin fityânın heyecanı, kendülerini çokca hiss-i heyecan ile der-ağuş itmiş kim anı kâmilen ta’rif itmek evsaf-ı ecinneyi tasvir itmekden daha müşkil olacağı muhakkaktır. Ol vakt tüm cami-i selâtin minareleri asfer ziya ile münevver olmuş ve şehr-i Sitanbulun hanelerinin pencereleri sitare gibi parıldar idi. Haliç bin nev’i mâi reng ile mülevven ve dahi nâle-i mürgaanın lahuti musikisi ile guşlar hoş olurdu.Ezan-ı Muhammedi okunurken Yeni Cami nam Valide Sultan Camii-i Şeriflerine avdet iden mezkûr tüllab salât-ı mağribi eda iden cemaat-i müslimini seyr idüb ol zamanda husûle gelen heva-yı ma’neviyenin içine gark oldılar. Hatta tezyinat-ı camiyi hayret nazarıyla temaşa idüb kubbelere tahrir idilmiş hatları okumağa gayret itdiler. San’at-ı Osmanî’nin haşmetine şahit oldukları halde eşkâl-i mimari-yi mesacid hususunda ziyade malumata vakıf oldular. Ba’dehu yola revan olan bu fityan mahall-i mezkûrda mevcut bulunan sair âsâr-ı atikayı ve dahi eski bünyadlara bakarak Surr-ı Sultani’ye vasıl oldılar.

Her bir genc yürürken neşve ile birbirleriyle hoşca muhabbetler iderler idi. Divanyolu caddesinde yürümeğe devam iden gençler, Bâb-ı Âli önünde bir lahza durub kadim günleri tahattur itdiler. Bâb-ı Âli baskını ve dahi Enver Paşa’nın sureti kapıya aksetmiş idi. Ağır ağır yukarı doğru çıkarlarken muhteşem Ayasofya görülmeğe başladı. Oldukca haşmetlü bina kim halen eski muazzam devrini muhafaza itmekteydi. Bizans’ın eyyam-ı azimesini ve dahi feth-i mübinin hevl-nâk manzarasını ve hazret-i sultan Mehemmed hanın şehr-i Kustantiniyyeye duhul iderken görülen mübarek çehresini tahayyül iderek kalplerini heyecan ile doldurmuşlar idi. Ba’dehu Ayasofya önünden Saray-ı Âmireye avdet itdiler kim ol mekânın yakınında Sultan Ahmed han-ı salis çeşmesini dahi gördüler. Sarayın mütevazı amma pek ulu duvarların önünde iftiğraf iderek orada biraz zaman oyalandılar.Sonra devlet-i aliyyenin en muazzam camilerinden Sultan Ahmed Camii-i şerifini uzakdan temaşa eyleyüb anın hakkında birkaç hikâyât dahi anlatdılar. Sultan Ahmed meydanında mevcut bulunan diğer asar-ı atika kim Dikilitaş ve Konstantin sütunu ve İbrahim paşa sarayını gördüler. Az zaman mürurunda gene yola koyulan mezkûr talebeler çemberlitaş istikametine doğru yürüdüler. Caddenin iki canibinde mevcut olan ba’zı mesacid ve kabristan ve sair küçük medreseleri seyrettiler. Sonra Bayezid Meydanına vardıkda yirde bulunan taşlara bakıb zaman-ı âl-i Osman’da ol mekânda katl u salb idilen maktülleri andılar. Bayezid Camii-i Şerifine bakıb ve Kapalı Çarşı’yı uzakdan seyr idüb sonra üniversite-yi İstanbul’un âli kapusunu gördüler.

Birbirinden farklı selâtin camilerini hayranlıkla nazar idüb hepsinin kendüsine münhasır san’atlarından çokca bahs itdiler.Âsitâne-i âliyenin en guzide mahalli olan Süleymaniye külliyesine vardıkda yatsı ezanı okunmaktaydı. Minarelerden şahbal olub arşa vasıl olan bu asude ses bir an etrafı hoş hevaya bürüdü. Adeta sultan Süleyman kıyam itmiş, ordu-yi hümayun tuğları çıkarılmış, bir yanda mehteranın gülbank sesleri şehri lerzeye getirirken, donanmanın ziyası haliçi aydınlatmış şehr-i Sitanbul sakinleri şenlik ve seyran içinde bu hoş manzaraya eşlik idiyordu. Mimaran-ı hassa koca Sinan ol muhteşem cami-i mezkûrun kapusundan bu gençleri içeri da’vet idiyordu. Caminin içine giren gencler kubbelerdeki ihtişamı haşyetle temaşa eyleyüb gözleri kamaştıran mükemmel tezyinata hayran kalmışlardı. Ve dahi bağçeden Haliçi seyr iderek bu heyecanı tamam itdiler.Kütübhane-i Süleymaniye önünde bu gencler bina içinde mevcut olan evrak-ı Osmani’de çalışma hayalleri kurdular. Ba’dehu Süleymaniye’nin meşhur ve leziz yemeği olan kurufasülyesini yiyerek ol muhitde biraz zaman oturdular. Sonra ağır ağır Süleymaniyeden Çemberlitaş muhitine rücu’ iderek işret meclisi cem’ itmeğe niyet itdiler. Eski bir medrese olan kıraathaneye girerek nargile içüb ol mekanda sohbet-i yaran kurdular. Ol mekanda çokça oturub dinlendiler. Şiirler ve türküler okuyub eğlendiler. Biraz saat mürurunda oradan çıkub taksime gitmeğe niyyet idüb Eminönü’ne vasıl oldılar. Yolda her bir genç fes alarak başlarına giyüb Dersaadet sokaklarını öylece gezdiler. Dillerinde nağme-yi mehteran ile na’ra iderek yürüdüler.

Ve Taksime gitme niyetlerinde vazgeçerek Galata köprüsü üstünden Karaköye geçüb oradan Dolmabahçe’ye doğru yollandılar. Karaköy, Tophane ve Fındıklı semtlerinden coşkun nağmelerle yürüyen bu genç taife İstanbul’un unutulmuş hevasını tekrar yaşatdılar. Beyoğlu kazasının zarif camilerini birer birer seyredib san’at-ı mimari-yi âl-i osman’ı hayretle bir daha seyr etdiler.

Dolmabahçe sarayının canibindeki sahile oturarak Boğazı ol gice vakti seyr edüb İstanbul’a veda itmenin hüznünü yaşadılar. Dakikalarca ol muhitde oturub hasretle karşuya Üsküdar’a bakdılar. Vakt tamam olınca Ankara’ya yola çıkdılar fakat İstanbul onlardan memnun; onlar da İstanbul’dan memnundu.

Osman Süreyya Kocabaş