Meram Bağları

Meram Bağları

Konya’ya yolu düşen herkesin gitmek istediği bir yerdir Meram Bağları. Eskilerin anlata anlata Firdevs Cennetine çevirdiği bu bağlar orta zaman dünyasında birçok edibin, şairin ve seyyahın dilinden düşürmediği ve diğer güzel yerleri anlatmak için kendisiyle mukayese yapıldığı yerdir.

Anadolu topraklarının verimli olmasının neticesinde her bölgede bağ ve bahçeler görülmektedir.  Bu bağların çevrelerinde kendisine has kültürler oluşmuş sanki o muhitin insanları adeta güzel bağlarıyla özdeşleşmiştir. İşte bu durum diğerleri gibi Meram Bağları çevresinde de öz kültür oluşturmuştur. Örnek verecek olursak, Meramlılar, verimli bağları gibi cömertlikleriyle meşhurdur ve ihsan etmeyi misafir ağırlamayı seven insanlardır. Konya’ya misafir olanlar bu bağlarda konaklar ve onlara bağ meyvelerinden mutlaka ikram edilir. Bu adet o kadar derinleşmiştir ki Konya’da evlerde genellikle misafirlere çay sefasından sonra mutlaka meyve servisi yapılmaktadır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde geçen “Konya’da helvayı döverek yedirirler” darb-ı meseli insanların ne kadar cömert olduğunun delilidir. Böylesi güzide insanların ikametgâhının eşsiz ve güzel olması rastlantı değildir.

Evliya Çelebi der ki:

“Evvelâ bu İreme-zât-ı Meram’ı ve bu hâdika-ı revza-i Rıdvân-ı bâğ-ı cinân-misâli nice bin sultân-ı şu’arâlar şehrengiz edüp ta’rif u tavsif etmişlerdir, amma Hudâ âlimdir deryâda katre ve güneşde zerre medh edememişlerdir. Munsıf olan cihânban seyyâhân-ı buldânlar ” Cihânda mislin görmedik” derler. Hakkâ ki bu hakir de bu Konya temâşâsına gelince yigirmi sene seyâhatimiz olub böyle bir gaytân u hıyabân görmedim. Budin serhaddinde Peçoy-ı sirem-mânend bâğ-ı İrem şehrinin kal’a ardında Barudhâne mesiregâhı ve Kırım ceziresinde Sudak Bâğı ve İslambol’da Âl-i Osmân’ın yüz yetmiş bâğçe-i gülistânları ve Malâtiyye Aspozusu ve Tebriz’de Şâh-ı Cihân Bâğı ve bu Konya Merâmı mesiregâhının yanında o temdih olunan mesiregâhlar bir çemenzârçe değildir…”

(İlkin bu İrem’e benzer Merâmı ve Rıdvan’ın(cennet meleği) cennetler gibi bağ misali bahçesini, binlerce büyük şairler, hakkında şehrengiz yazıp Meram’ı tarif ve tasvir etmişlerdir ancak Allah bilir ki Meram’ı denizde bir damla kadar ve güneşte bir zerre kadar dahi methedememişlerdir. Sözüne güvenilir ve dünyayı gezmiş bütün seyyahlar “dünyada eşini görmedik” derler. Ben dahi yirmi senelik seyahatim süresince Konya’ya gelince bu bağlar gibisini görmedim. Budin’deki Peç isimli kale ardındaki Baruthane mesire yeri, Kırım’da Sudak Bağı ve İstanbul’daki Osmanlı’nın nice yüz yetmiş gül bahçeleri Malatya Aspuzu’su ve Tebriz’deki Şah-ı Cihan Bağı gibi methedilmiş bütün bağlar bu Konya Meram mesire yerinin yanında yeşillik çayır bile değildir.)

diye devam eder. Asırlar öncesinde Seyahatname’de böyle yer edinmiş Meram Bağları, çeşit çeşit asma ağaçların, her nev’i lezzeti ihtiva eden meyvelerin, cennet ya burasıdır ya da burası cennetin dünyadaki aksidir denilecek kadar yeşilliğin her renginin mevcut bulunduğu yerdi. Uçsuz bucaksız ve dümdüz bozkır ovada günlerce yolculuk yapan seyyahlar Konya şehrine gelip istirahat için Meram Bağları’na gittikleri zaman hayretten şaşkına dönerek kendilerini serap içinde gark olduğunu sanarlardı. Zaten şairler mübalağa etmeksizin sadece gördükleri manzarayı tasvir etselerdi, galiba bu mezkûr bağları görmeyen kişiler şairin muhayyel dünyasında yarattığı cennetin bir betimlemesi olduğunu düşünürlerdi.

Eskiden, Konya halkı yılın belli bir kısmını Meram Bağları’nda geçirirdi.  Burada bir taraftan üzüm ve diğer meyveleri yetiştirmekle uğraşan halk geri kalan vakitlerinde çeşitli eğlenceler tertip ediyordu. Genellikle Konya’nın zengin insanlarının sahip olduğu bu bağlar, güzel konaklarla, bakımlı yollarla müreffeh mesire yerleriyle dolmuştu. Zaten İbn Battuta da Konya’nın bahçelerinin güzelliğini eserinde vurgulamıştı.

Devasa, yeşil ve yaşlı ağaçlara bakınca mazinin görkemli günlerini görmemek mümkün değildir. Eski zamanlarda bu bağlardaki kuş sesleri insan ruhuna hayat veren bir musiki oluştururdu. Bu kuş seslerini dinleyerek içilen çayların veya soğuk şerbetlerin tadına doyum olmazdı. Bir taraftan güneşin kızıl ışıklarının ağaçların arasından süzülerek dereye yansıması ve suyun güneş ışıklarıyla dansını seyrederek geçirilen zamanın asla emsali olmaz, zihinlerde sadece lezzeti kalır ve bu lezzet katiyen kelimelere dökülemezdi. Ayrıca genellikle ikindi vakti esen serin ve ferahlatıcı Gedâbâd rüzgârının etkisiyle hışırdayan yapraklar ve ağır ağır akan derenin sesi fevkalade bu hoş musikiyi tamamlamaktaydı. Ağaçların arasından kıvrılarak akan ve günümüzde suyu azalmış derenin, şimdi sükût-ı hayale bürünmüş görünmesinin sebebi galiba geçmişte Meram halkına yaşattığı korkunç taşkınlıkların pişmanlığını yaşıyor olmasındandı. Meram’ın deresi yorgun, küskün ve yalnızdı ve onun üzerindeki kesme taştan yapılmış köprüsü de bütün kıymet bilmezliğin ıstırabını sinesine gömmüş ve dışına sezdirmeden insanlara hizmete devam etmekteydi. Derenin bu suskunluğunun yanında, bizlere oğuzlardan, alperenlerden ve dervişlerden menkıbeler anlatan ağaçlar, bir bir zamanın acımasız mezarlığına gömülmekteydi. Hâlbuki onlar Konya’nın Selçuklular dönemindeki ihtişamlı günlerini yaşadığı gibi Haçlı ve Moğol istilalarındaki şehre düşen siyah ölüm gölgelerine de şahit olmuşlardı. Onlar Konya’nın Osmanlı dönemindeki sessizliğinin ve günümüzde de görülen bu sükûtun da bahtsız şahitleriydi. Bu bağlar, tarihin emsalsiz yol gösterenlerinin ev sahipleriydi. Gerek Âşık Yunus, gerek İbn Battuta, gerek Uluğ Keykubad, gerek şair Nabi daha birçok seyyah, sultan, şair ve insanların erdemlilerinden sayısız kişiler bu bağların neşesiyle hemhal olmuşlardı. Mevlana, asırları aşan Mesnevi’sini bu bağlarda yazmıştı. Mesnevi’nin ahenkli ve ruhları ihya eden terennümünü ağaçlar hep söylemekteydi. Tepe yamacında ve ağaçlara gizlenmiş oldukça mütevazı Meram Camii veya meşhur ismiyle Tavusbaba Türbesi, bu cennet köşesi tabloyu tamamlamaktadır. Zaten Konya camileri bir payitaht camileri olsa da çoğunluğu sade olup güzelliklerini içinde saklayıp dışında göstermeyi sevmeyen bu şehrin tüm iç dünyasına ayna olmuştu. Artık bu bağlar günümüzde S: Karakoç’un tabiriyle “aşka veda etmiş topraklar”dı.

Bugünlerde ata yadigârı metruk bir tablo gibi görülse de Meram Bağları, tabiatın yaratılmışlarının en güzellerini sergilemeye devam etmektedir. Bağları sayesinde Meram, zihinleri açan tertemiz havasını hala korumaktadır. Bursa gibi Meram ilçesi de “yeşil” nitelendirilmesiyle anılmaktadır. Gerçi buraların eski haşmeti sadece şiir ve türkülerde ya da seyahat notlarında kalsa da bugün dahi bir Konyalının ve Konya’yı gezmeye gelmiş birinin görmeden gidemeyeceği yerdir.

Alıntılar

Seyit Ali Karaman, Yücel Dağlı, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1999, 3. Kitap

Bu yazıyı ilham aldığım http://meram.wordpress.com/anasayfa/ adresinden detaylı bilgilere erişebilirsiniz…

Osman Süreyya Kocabaş