İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Merkez Komitesi üyeleri

Milli Mücadelede Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin İlk Yıllarında İttihatçılık

İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı’nın son dönemlerine damgasını vurmuş bir siyasi partidir. İlk olarak 1889 yılında Askeri Tıbbiye Mektebi’nde dört öğrenci tarafından (İshak Sukuti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Mehmet Reşit) İttihad-ı Osmani Cemiyeti adıyla kurulur.  1894 yılında Paris’te Ahmet Rıza Bey, Selanikli Nazım ile beraber Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti adıyla cemiyetin Avrupa teşkilatını kurar. 1906 yılında Selanik’te Mehmet Talat, İsmail Canbolat ve Rahmi Bey tarafından Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurulur. Bu örgüt 27 Eylül 1907’de Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile birleşir ve cemiyetin yeni adı Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti olur.[1]

İttihat ve Terakki Cemiyeti dönemin padişahı II. Abdülhamit’e muhalif bir cemiyet olarak şekillenmiş ve saraya muhalif kesimlerin toplandığı yer haline gelmiştir. Cemiyete göre ülkenin sorunlarının temelinde II. Abdülhamit’in baskıcı politikalarının yatmaktadır ve eğer meşrutiyet ilan edilirse bu sorunların çözümü kolaylaşacaktır. Nitekim Cemiyet ülkede meşrutiyetin ilan edilmesi için mücadele başlatır ve saraya karşı verilen bu çetin mücadele sonucunda, 1908 yılında meşrutiyet ilan edilir. İttihat Terakki’nin meşrutiyetin ilan edilmesindeki payı çok büyüktür. 11 Aralık1908’de yapılan seçimlerde İttihat Terakki’nin bütün adayları milletvekilliğini kazanırlar ve cemiyet iktidara gelir. 1914 yılında Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde iktidarda İttihat ve Terakki vardır. Osmanlı savaştan yenik ayrılınca bunun sorumlusu da İttihat ve Terakki olur. İttihat ve Terakki Cemiyeti yenilginin ardından 5 Kasım 1918 tarihinde düzenlediği son kongrede kendisini fesheder ve İttihat ve Terakki adı tarihe karışır.[2] Fakat İttihat ve Terakki teşkilatının kalıntıları, İttihatçılık ruhu ve zihniyeti varlığını sürdürmeye devam eder. Nitekim İttihat ve Terakki’nin kadroları ve İttihatçılık ruhu milli mücadelenin başlatılmasında ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında başat rol oynayacaktır.

I.Bölüm: İttihatçıların Milli Mücadeleye Katkıları

I.a. Birinci Dünya Savaşı Sonrası Siyasi Ortam ve İttihatçılar

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti savaşta alınan yenilginin sorumlusu olarak görülmekteydi. 1 Kasım 1918’de İttihat ve Terakki kongresi toplandı. Kongrenin üçüncü günü İttihat ve Terakki’nin üç önemli ismi Enver, Talat ve Cemal Paşalar ülkeyi terk ettiler. Kongrenin beşinci gününde yani 5 Kasım’da İttihat ve Terakki Fırkası kendini feshetti. Fakat bu fesih İttihat ve Terakki’nin yalnızca isminin tarihe karışması anlamına gelmekteydi. Çünkü İTC Türk siyasal hayatından bütünüyle silinmiş olmuyordu. Mecliste hala ciddi bir İttihatçı çoğunluğu vardı. Bürokrasi, polis teşkilatı ve ordu hala büyük ölçüde eski İttihatçılardan oluşmaktaydı. Taşrada da İTC hala hakim güç konumundaydı ve tüm bu İttihatçı kadrolar daha sonra Anadolu’da başlatılacak milli kurtuluş hareketinin çekirdeğini oluşturdular. Emel Akal o dönem İttihatçıların içinde bulunduğu durumu şöyle açıklıyor:

Devleti yönetmiş ve halen ordu başta olmak üzere devletin askeri ve mülki yöneticiliğini üstlenmekte olan bu kadrolardan teslim olmalarını, sinmelerini, kaçmalarını beklemek mümkün değildi. Komitacı, Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Kuzey Afrika’dan Arabistan’a kadar çetecilik yapmış ve savaşmış; Dağıstan’dan İran içlerine kadar dünyayı fethe soyunmuş bu kadrolardan beklenecek en son şey teslim olmalarıydı. Yaş ortalamaları itibariyle otuzlu kırklı yaşlarda olan bu kadrolar hem bireysel, hem sınıfsal hem de ulusal çıkarları adına direnişi örgütlemeye başlamışlardı.[3]

İttihatçıları bu dönem milli mücadeleye katılmaya iten nedenlerden biri de kişisel kaygılardır. İttihatçıları savaştan sonra idam, sürgün ve tutuklanma tehlikesi beklemektedir. İttihat Terakki mebusları, temsilcileri, üst düzey bürokratları ve İttihat Terakki üyesi eşraf teslim oldukları takdirde sürgüne gönderilmek veya idam edilmek tehlikesiyle karşı karşıyaydılar. Böyle bir ortamda bu insanlar kurtuluşu mücadele etmekte görüyorlardı ve bu mücadele de ancak Anadolu’nun henüz işgal edilmemiş yerlerinde başlatılabilirdi.

I.b. Teceddüt Fırkası ve Osmanlı Hürriyetperver Avam Fırkası

5 Kasım’da toplanan kongrede İTC kendini feshetmişti. Ama kongrede bulunan üyeler aynı zamanda Teceddüt Fırkası adında yeni bir parti kurmayı kararlaştırdılar. Fırkanın yöneticileri Yunus Nadi, Tevfik Rüştü, İsmail Canbolat gibi eski İttihatçılardı. Bu yeni parti İTC kongresinde kurulmuş olması, idare meclisi üyelerinin kongredeki üyeler tarafından ve onlar arasından seçilmiş olması hasebiyle İTC’nin devamı niteliğindeydi. Fakat 1918 sonrası faaliyette olan herhangi bir siyasal örgütün İttihatçılarla bağlantısı olmadığını vurgulaması şarttı. Teceddüt Fırkası da İTC’nin açıkça devamı olduğu anlaşıldığı halde resmi olarak İTC ile bağlarını reddetmek zorunda kalmıştı.[4]

Diğer taraftan da eski İTC katib-i umumisi Ali Fethi(Okyar) tarafından Osmanlı Hürriyetperver Avam Fırkası kurulmuştu. Mustafa Kemal de 13 Kasım’da İstanbul’a döndükten sonra eski arkadaşı Ali Fethi’nin partisine katıldı. Parti gazetesi Minber’de de yazılar yazdı. [5]

I. c. Karakol Cemiyeti

İttihatçıların milli mücadeleye katkıları dört koldan olmuştur. Bunlar: Siyasi faaliyetler, yer altı faaliyetleri, vilayetlerdeki faaliyetler ve ordunun faaliyetleri. Karakol Teşkilatı bunlardan yer altı faaliyetleri kapsamına girer. Talat Paşa ülkeyi terk etmeden önce kendisine yakın olan Kara Kemal ve Kara Vasıf Beylere “ittihatçılıkta sebat ederek gizli bir örgütle birbirlerine bağlanma” talimatı vermiştir. Cemiyet Ekim 1918’de Enver Paşa’nın Kuruçeşme’deki yalısında Talat Paşa tarafından Kara Kemal, Kara Vasıf, Baha Sait, Adnan Adıvar ve Halil Paşa’ya kurdurulur.  Cemiyetin amacı Türk milletini ve özellikle de ülkede kalan eski İttihatçıları İtilaf Devletlerinin ve ülkedeki Hıristiyan azınlığın misillemelerinden korumaktı. Bunun için de bu kişileri işgal altındaki yörelerden(özellikle İstanbul’dan) Anadolu’ya geçirmek yolu seçilmişti. Bu aynı zamanda Karakol’un ikinci bir amacına da hizmet ediyordu: Ülkenin işgal altında olmayan kısımlarında bir direniş hareketi kurmak ve bir kadro oluşturacak en yetenekli kişileri Anadolu’ya göndererek bu hareketi olabildiğince güçlendirmek. Milli mücadeledeki kadronun büyük bir kısmı İstanbul’dan Karakol tarafından kaçırılarak Ankara’ya gelmiştir.[6]

Ulusal direnişin başlamasıyla birlikte silah kaçırma da Karakol’un eylemlerinin önemli bir parçası haline geldi. Bu silahların büyük çoğunluğu İtilaf Devletlerinin el koyduğu Osmanlı depolarına yapılan baskınlardan sağlanıyordu. Örneğin Karakol Teşkilatı, İstanbul’da İngilizlerin elinde bulunan depolardan çeşitli tarihlerde 56.000 tüfek mekanizması, 320 makineli tüfek, 1.500 tüfek, bir batarya top, 2.000 sandık cephane, 10.000 takım elbise, 100.000 giyim, nal ve mıh, 75.000 matara, bin tona yakın malzeme ve çeşitli eşyayı Anadolu’ya göndermiştir.[7]

Karakol Cemiyeti, kendini milli mücadelenin öncüsü ve lideri olarak görmeye başlamıştı ve bu durum milli mücadelenin lider kadrosunda rahatsızlık yaratıyordu.  Kara Vasıf başkanlığında bağımsız bir çizgi izlemeye çalışan Karakol Cemiyeti ile milli mücadelenin lider kadroları arasında anlaşmazlık çıktı. Nisan 1920’de Karakol’un Sovyetler’le bağımsız ilişkiler kurmasının üzerine Karakol Cemiyeti dağıtıldı.[8]

I.d. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin Kurulması

Milli mücadelenin çekirdek örgütlerinden biri de, yerel düzeyde kurulan ve çeşitli bölgelerdeki Türk ve Müslüman halkın haklarını savunmaya yönelik olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleriydi. Bu cemiyetler Mustafa Kemal henüz Samsun’a çıkmadan önce çeşitli vilayetlerde İttihatçılar tarafından kurulmaya başlanmıştı. Örneğin Talat Paşa ülkeyi terk etmeden önce İTC Edirne mebusu arkadaşı Faik Bey’i çağırdı ve Trakya’nın Türk olduğunu kanıtlayacak bir halk teşkilatı kurmasını istedi. Faik Bey Edirne’nin ileri gelenleriyle toplandı ve 2 Kasım 1918’de Trakya’daki Türklerin haklarını korumak için Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adlı bir cemiyet kurdular.

İttihat Terakki Cemiyeti’nin ve daha sonra da Teceddüt Fırkası’nın İzmir şubesi katibi görevini yürüten Celal (Bayar), arkadaşı Eczacıbaşı Ferit ve Doktor Hacıhasanzade Ethem’le birlikte 14 Aralık 1918’de İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti’ni kurdu.[9]  Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti  ve Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti de bölgenin önde gelen İttihatçıları tarafından örgütlenmişlerdir.[10] Tüm bu yerel Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri daha sonra 4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşerek Heyet-i Temsiliye’yi oluşturmuşlardır.

I.e. Mustafa Kemal ve İttihat Terakki

Mustafa Kemal 29 Ekim 1907’de Hakkı Baha’nın Selanik’teki evinde yemin ederek İttihat ve Terakki’ye üye olmuştur. Üyelik numarası 322’dir.[11] 1908, Hürriyet’in ilanında ve 31 Mart ayaklanmasının bastırılmasında aktif olarak yer almış bir İttihat Terakki üyesidir. İttihat ve Terakki tarafından Trablusgarp’a gönderilmiş, dönüşte de 1909 yılında toplanan İttihat ve Terakki kongresine katılmıştır. Bu kongrede üç kişi öne çıkmıştır. Bunlar: Kara Kemal, Ziya Gökalp ve Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal 15 Nisan 1923 tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesinin ilk sayfasında “İttihat ve Terakki Var mıdır?” başlığıyla yayınlanan yazısında şunları söylemiştir:

Vaktiyle zaten birçoğumuz o Cemiyet’in müessisi veya azasında bulunurduk. Son kongresi kararıyla tarihe intikal eden mezkur Cemiyet’in mensuplarıyla bilahare teşekkül eden Teceddüt Fırkası mensuplarının kısmı küllisi büyük milletimizin yüksek azm-i bilendinden (yüksek kararlılığından) doğan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne iştirak veya iltihak etmiş ve bu Cemiyet’in programını kabul etmiştir.[12]

Görüldüğü üzere Mustafa Kemal, zamanında İttihat Terakki üyesi olduğunu söylemiş ve İttihat Terakki dağıldıktan sonra İttihatçı kadroların Teceddüt Fırkası’nı kurduğunu ve daha sonra bu kişilerin milli mücadeleyi yürüten Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne iştirak ettiğini belirtmiştir.

I.f. Mustafa Kemal’in Anadolu’ya Geçmeden Önce İttihatçılarla İlişkileri

Mustafa Kemal Suriye Cephesi’nden ayrıldıktan sonra İstanbul’da siyasi bir mevki elde etmek için uğraşmıştır. Padişahın yaverine çektiği bir telgrafta Ahmet İzzet Paşa’nın başkanlığında kendisinin harbiye nazırı olacağı bir kabine kurulmasını, kabineye ayrıca Fethi Bey (Okyar), Rauf Bey(Orbay) ve İsmail Canbolat’ın da alınmasını öneriyordu. Ama Ahmet İzzet Paşa sadrazamlığa atanınca Fethi ve Rauf Beyleri almasına rağmen Mustafa Kemal’i kabineye almadı. Daha sonraları da İstanbul’da siyasi bir pozisyon edinebilmek için Mustafa Kemal çeşitli girişimlerde bulundu.

Bu esnada Mustafa Kemal Paşa ve yakın arkadaşları İstanbul’da sık sık toplanıyor ve memleketi içinde bulunduğu durumdan kurtarmanın yollarını tartışıyorlardı. Hastalığı sebebiyle İstanbul’da bulunan 20. Kolordu’nun Komutanı Ali Fuat Paşa 20 Aralık 1918’de Mustafa Kemal’i ziyaret etti ve ondan Anadolu’ya gelip orada ulusal kurtuluş hareketini başlatmasına yardımcı olmasını istedi. Mustafa Kemal eğer kendisini bir göreve tayin ettiremezse Ali Fuat Paşa’ya katılma kararı aldı.[13] Kazım Karabekir Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanlığı’na atanınca Anadolu’ya geçmeden önce Mustafa Kemal’i Şişli’deki evinde ziyaret etti ve doğuda kendisiyle beraber çalışmasını istedi. Fakat Mustafa Kemal hala İstanbul’da kurulacak bir kabinede nazırlık almak için uğraşıyordu. [14]

Mustafa Kemal bu dönemde aynı zamanda İstanbul’da Kara Kemal, İsmail Canbolat, Yenibahçeli Şükrü gibi Karakol Cemiyeti yöneticileriyle de görüşmekteydi. 30 Ocak 1919’da Kara Kemal’in tutuklanmasının ardından Karakol Cemiyeti yöneticileri tahminen Şubat ya da Mart ayında yaptıkları bir toplantıda Mustafa Kemal’i Anadolu’da başlatılacak direnişin lideri olarak belirlemişlerdi.[15]

İttihatçıların İstanbul’da tutunabilmeleri gün geçtikçe zorlaşıyordu. 21 Aralık 1918’de Meclisi Mebusan süresiz olarak feshedilmiş, milletvekilleri tutuklanmaya başlamıştı. 1919 Nisan’ında Ali Fuat ve Kazım Karabekir Paşalar Anadolu’ya geçmiş ve Anadolu mücadelenin yürütüleceği alternatif alan haline gelmişti. 5 Mayıs 1919’da Teceddüt Fırkası ve Avam Fırkası’nın da kapatılmasıyla İttihatçılar için artık Anadolu’ya geçmekten başka çare kalmamıştı. İstanbul’da bu olaylar yaşanırken Nisan 1919’da İtilaf Devletleri Samsun’da Hıristiyan köylülerin Türk çetecileri tarafından taciz edilmesine son vermek için Damat Ferit Paşa hükümetini uyarmıştı. Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı’nı meseleyi incelemek üzere görevlendirdi. Dahiliye Nazırı, Ali Fuat Paşa’nın akrabası Mehmet Ali Bey idi ve daha önce Ali Fuat Paşa Mustafa Kemal’le Mehmet Ali Bey’i tanıştırmıştı. Mehmet Ali Bey bölgeye bir müfettiş gönderilmesini karalaştırdı ve bu görev için de Mustafa Kemal’i önerdi. Seçilen kişinin Mustafa Kemal olmasının nedeni orduda prestijinin yüksek olması, Enver Paşa’nın savaş dönemi siyasetlerine muhalif olması ve İstanbul’da İtilaf Devletleri için kabul edilebilir biri olmasıdıydı.[16]

I.g. Milli Direniş Hareketi ve İttihatçılık İdeolojisi

İttihat ve Terakki Cemiyeti Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilginin sorumlusu olarak görüldüğünden Cemiyetin halk nezdindeki imajı zedelenmiş durumdaydı. Fakat İttihatçılık düşüncesi aynı zedelenmeye uğramamıştı. Çünkü bundan sonra verilecek mücadelenin ideolojisi İttihat ve Terakki’nin ideolojisiyle büyük ölçüde örtüşmekteydi. Fakat yine de yıpranan İttihat Terakki yerine, İttihatçıların fikirleriyle tamamen örtüşen Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. İlk başlarda ülkeyi yine başka bir maceraya sürükleyeceği düşünülen ve halk tarafından temkinli yaklaşılan İttihatçılar, özellikle de Yunanlıların İzmir’i işgali, İtilaf Devletlerinin azınlıkların zulüm ve kötülüklerine arka çıkmaları ve İtilaf Devletlerinin İttihatçılara karşı izlediği politika halkın İttihat ve Terakki’ye tekrar yakınlaşmasına sebep olmuştur.

Türk milli direnişi İttihatçı geçmişi olan kişilerin ve örgütlerin çabaları sonucu doğmuştur. İttihatçılar Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Anadolu’daki direniş hareketinin lideri olarak ortaya çıkmasında da işbirliği yaptılar. Fakat Anadolu’ya geç gelişinden ötürü İttihatçılar içinde Mustafa Kemal’in otoritesine meydan okuyanlar elbette olmuştur. Hareket içindeki birçok kesim kendilerinin Mustafa Kemal’den daha iyi olduğunu düşünmüş fakat durumun ivediliği dolayısıyla Mustafa Kemal’in liderliğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

Milli Mücadele esnasında özellikle de Eskişehir Kütahya muharebelerinde alınan yenilgilerden sonra Mustafa Kemal’e karşı İttihatçılar içerisinde bir muhalefet doğmuş ve bir kesim İttihatçı, Enver Paşa’yı milli direnişin başına geçirmek istemiştir. Hatta Nisan 1921’de Enver Paşa Batum’a kadar gelmiş fakat Sakarya Muharebesi’nde alınan başarının ardından Enver Paşa’nın Anadolu’ya geçme girişimleri sonuçsuz kalmıştır. [17]

II.Bölüm: Cumhuriyetin İlk Yılarında İttihatçılar Ve İttihatçıların Tasfiyesi

II.a. Milli Mücadelenin Ardından Siyasi Muhalefet ve “Eski İttihatçılar”

Milli mücadelenin kazanılması siyasi bir lider olarak Mustafa Kemal’in konumunu güçlendirmişti. Fakat zafer sonrası siyasi ortam şiddetli bir muhalefetin doğmasına sebep oldu. Bu muhalefet 1921 itibariyle Meclis’te İkinci Grup adı altında örgütlenmişti. Muhalefetin eleştiri noktaları genel olarak, Trakya ve İstanbul henüz geri alınmadığı halde hükümetin Mudanya Ateşkes Anlaşmasını imzalaması, Mustafa Kemal’in cumhuriyet ilan etme niyeti, saltanatın kaldırılmak istenmesi ve Ankara’nın sürekli başkent olacağı endişesiydi. Mustafa Kemal bu muhalefeti ortadan kaldırmak için mevcut meclisin dağılmasını ve yeni seçimlerin yapılmasını kararlaştırdı. Bu seçime katılacak adayları Mustafa Kemal seçti ve bu adaylar yeni adı Halk Fırkası olan Müdafaa-i Hukuk Grubu’nun dokuz umdesini benimsemek zorundaydı. Nitekim Temmuz ayında yapılan seçimlerde eski İkinci Grup üyelerinden üç kişi dışında hiçbiri meclise giremedi.[18]

Mustafa Kemal muhalefete karşı bu tedbirleri almadan önce 1923 yılının Ocak ve Şubat aylarında görüşlerini kamuoyuna yaymak için Batı Anadolu’ya bir gezi düzenledi. Bu gezi esnasında İzmit’te eski İttihatçılardan Kara Kemal ile bir görüşme yaptı. Görüşmede Mustafa Kemal, Kara Kemal’e İttihatçıların ne yapmak istediklerini sordu ve İttihat ve Terakki’nin gelecekteki rolü hakkında ne düşündüklerini öğrenmesi için İttihatçı arkadaşlarıyla görüşmesini istedi. Kara kemal bunun üzerine önde gelen eski İttihatçıları 12-13 Nisan’da İttihatçı eski maliye Nazırı Cavit Bey’in evinde topladı. Toplantıya Kara Kemal, Cavit Bey, Dr. Nazım, Hüseyin Cahit, Ahmet Şükrü, Filibeli Hilmi, Yenibahçeli Nail, İsmail Canbolat, Küçük Talat gibi eski İttihatçılar katıldı. Kongrede İTC’nin seçimlere bir muhalefet partisi olarak katılmaması ve Mustafa Kemal’in seçeceği adaylara destek vermesi kararlaştırıldı.  Kongrede ayrıca İTC’nin 9 maddelik parti programı oluşturuldu. Kongre sonunda hazırlanan öneride Mustafa Kemal’e tekrardan canlandırılan İTC’nin liderliği teklif edildi. Fakat bu öneriler iletildikten bir hafta sonra Mustafa Kemal tarafından reddedilmiştir.[19]

Temmuz ayında yapılan seçimlerden sonra oluşan mecliste sadece Mustafa Kemal’in onayladığı adaylar vardı. Fakat yılın ikinci yarısından sonra yeni bir muhalif grup ortaya çıktı. Bu grup milli mücadeleye liderlik etmiş eski İttihatçılardan oluşuyordu. Kazım (Karabekir), Ali Fuat(Cebesoy), Rauf (Orbay), Refet(Bele) gibi isimlerden oluşan bu grup, Anadolu’ya kendilerinden daha sonra gelen ve Mustafa Kemal’in etrafında toplanarak onunla aralarının açılmasına sebep olan Kılıç Ali, Ali(Çetinkaya), Recep(Peker), İsmet(İnönü) gibi isimlerden rahatsız oluyor ve memleket hakkında alınan önemli kararlardan haberdar edilmemelerinden şikâyet ediyorlardı.

Bu grubun Lozan Barış Anlaşması’nın imzalanması ve ardından cumhuriyetin ilan kararının alınma şekli üzerine ve hilafetin kaldırılması hakkında itirazları oldu. Tüm bunların üzerine Kazım (Karabekir) ve Ali Fuat (Cebesoy) 1924 yazında Halk Fırkası’ndan ayrılmaya ve yeni bir parti kurmaya karar verdiler. Parti 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla kuruldu ve parti başkanlığına Kazım Karabekir getirildi. Partinin kurulmasının hemen ertesi gününde çıkan gazeteler partinin İttihatçılarla ilişkiler sorununu kurcalamaya başladılar.[20] TCF’nin parti programında en çok göze çarpan noktalar demokratik kontrol mekanizmalarının ve adem-i merkeziyetin vurgulanması, iki meclisli bir parlamenter sistem ve dinsel inançlara saygı gösterilmesiydi.  TCF’nin kurulmasıyla milli mücadelenin önemli komutanları Halk Fırkası’ndan ayrılarak bu partiye üye oldular. TCF’ye geçen önemli isimler şunlardır: Kazım (Karabekir), Ali Fuat(Cebesoy), Rauf(Orbay), Cafer Tayyar(Eğilmez), Refet(Bele), Adnan(Adıvar), Bekir Sami, İsmail Canbolat ve Ahmet Şükrü Bey. Şubat 1925’te çıkan Şeyh Sait İsyanı ve TCF’nin de bu isyanla alakası olduğu iddiası yüzünden TCF 3 Haziran 1925’te resmen kapatıldı.[21]

II.b. İzmir Suikastı ve İttihatçıların Tasfiyesi

Mustafa Kemal 7 Mayıs 1926’da çeşitli illere bir inceleme gezisine çıktı. Önce güney illeri Adana ve Mersin’e, ardından da Mudanya ve Bursa’ya geçti. Buradan 15 Haziran’da da İzmir’e geçecekti. Fakat Balıkesir’de de bir gün kalacağını açıkladı ve İzmir’e gidişi 16 Haziran’a ertelendi. Bu esnada 15 Haziran’da Mustafa Kemal’in İzmir’e geleceği düşünülerek Ziya Hurşit, Çopur Hilmi, Laz İsmail ve Gürcü Yusuf tarafından Mustafa Kemal’e karşı bir suikast planı hazırlanmıştı. Fakat Mustafa Kemal’in İzmir’e gelişinin ertelenmesi üzerine, suikastçıları suikast girişimden sonra Yunanistan’a kaçıracak olan Giritli Şevki adında bir motorcu 15 Haziran gecesi suikast girişimini ihbar etti. Bunun üzerine suikastı gerçekleştirecek olan yukarıdaki isimler çeşitli otellerde ele geçirildiler.[22]

Suikast tertibinin su yüzüne çıkarılmasının ardından Ankara İstiklal Mahkemesi İzmir’e yollandı. İzmir’e gelen mahkemenin başkanı eski bir İTC üyesi ve fedaisi Ali (Çetinkaya) idi. Mahkeme açılana kadar tutuklamalar devam etti. Mahkeme üyelerine göre bu suikast girişimi sadece üç beş tetikçinin tertibi değildi. Suikastın arkasında eski İTC liderleri vardı. Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında iktidarı ele geçirme çabaları boşa çıkan bu kişiler, önce TCF’yi kurdular ve kullandılar; TCF kapatılınca da cumhurbaşkanını öldürerek iktidarı ele geçirmeye karar vermişlerdi. Bu düşünce birçok eski İttihatçının ve eski TCF’linin tutuklanmasına sebep oldu. Tutuklananlar arasında Kazım (Karabekir), Ali Fuat(Cebesoy), Cafer Tayyar(Eğilmez), Refet(Bele), Bekir Sami, İsmail Canbolat, Ahmet Şükrü, Halis(Turgut), Küçük Talat, Cavit Bey, Hafız Mehmet, Filibeli Hilmi, Kara Vasıf, Mithat Şükrü, Dr. Nazım vardı. Ayrıca Rauf(Orbay), Adnan(Adıvar), Rahmi (Evranos) gibi isimler mahkeme önüne çıkarılmak istendikleri halde yurtdışında bulundukları için tutuklanamadılar. Kara Kemal ve Ankara Eski Valisi Abdülkadir Bey ise yakalanamadılar. [23]

Suikast Davası sebebiyle Kazım Karabekir Paşa gibi milli mücadele kahramanlarının da tutuklanması kamuoyunda rahatsızlık oluşturmuştu. İsmet Paşa Kazım Karabekir’in tutuklanmasına ve idamına eski sınıf arkadaşı olması sebebiyle karşı çıktı. Bunun üzerine Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya yargıya müdahale ettiği gerekçesiyle İsmet Paşa’yı Atatürk’e şikâyet etti. Bunun üzerine İsmet Paşa İzmir’e çağrıldı ve İsmet Paşa ile Atatürk İzmir’de görüştüler. Atatürk hem İsmet Paşa’nın etkisi hem de kamuoyundan gelecek olası tepkiyi de göz önünde bulundurarak Karabekir Paşa’nın sorgusundan hemen sonra mahkeme heyeti ile görüşerek Kazım Karabekir’in serbest bırakılmasını sağladı.[24]

Yargılamaların sonunda 15 kişi idam cezasına çarptırıldı. Bu kişiler şunlardır:

  1. Ziya Hurşit
  2. Laz İsmail
  3. Gürcü Yusuf
  4. Çopur Hilmi
  5. Ahmet Şükrü Bey
  6. İsmail Canbolat,
  7. Sarı Efe Edip
  8. Abdülkadir Bey
  9. Kara Kemal,
  10. Abidin Bey
  11. Halis Turgut
  12. Rüştü Paşa
  13. Hafız Mehmet Engin
  14. Albay Rasim Bey
  15. Arif Bey

Davanın ikinci kısmı 1 Ağustos’ta Ankara’da açıldı. Bu dava tamamıyla siyasi kaygılarla açılmıştı ve elliden fazla eski İttihatçı yargılandı.  İzmir mahkemelerinde bir şekilde suikastla ilişkilendirilemeyen fakat siyaseten infaz edilmeleri gerekli görülen eski İttihatçılar davanın Ankara kısmında yargılandı.

Davada ilk olarak sanıklar İzmir suikastinden sorumlu tutuldular ve savcı bu suikastin bir hükümet darbesi girişimi olduğunu söyledi. Fakat bunun dışında İzmir suikastine pek değinilmedi ve davanın geri kalan kısmında İttihat Terakki ve İttihatçılık yargılandı. Bu noktadan sonra dava üç ana konuya yoğunlaştı: İTC liderlerinin özellikle dünya savaşı sırasında iktidarı kötüye kullanmaları ve sorumsuz siyasetleri, 1921’de İttihatçıların Mustafa Kemal’in yerini alma girişimleri, 1923 İttihatçı Kongresi. Dava esnasında ayrıca İttihatçıların 1923’te Cavit Bey’in evinde yaptıkları ve yukarıda da değinilen toplantı sorgulandı. Bu toplantıda kabul edilen 9 maddelik programın Mustafa Kemal’in 8 Nisan’da ilan ettiği “9 Umde”sinin reddi anlamına geldiği iddia edildi. Bu davanın en büyük handikapı, savcının bu olaylarla İzmir suikastı arasındaki bağı kuramaması hatta kurmaya çalışmaması idi. Dava sonunda Cavit Bey, Dr. Nazım, Yenibahçeli Nail ve Filibeli Hilmi idam cezasına çarptırıldılar. Rauf (Orbay) ve Rahmi (Evranos) on yıl hapse mahkum edildiler.[25]

Sonuç

İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı’nın son dönemlerine damgasını vurmuş, izlediği politikalarla Osmanlı’nın yıkılış sürecini hızlandırmış bir siyasi partidir. Fakat yukarıda anlatılanlar da göstermektedir ki, aynı İttihat Terakki Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı’nda alınan yenilgiden sonra Anadolu’da başlatılan kurtuluş mücadelesinin de fikri ve askeri tetikleyicisi ve uygulayıcısı olmuştur. 5 Kasım 1918’de İttihat ve Terakki Cemiyeti feshedilmiş; fakat onun kadroları ve hâla yaşayan İttihatçılık ruhu, sahip olduğu siyasi ve askeri tecrübe ve sağlam ideolojik temeller üzerinde yeni bir ülke inşa edebilmiştir.

Anadolu’da başlatılan Türk milliyetçi hareketi ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti bütünüyle eski İttihatçıların esedir. Fakat resmi tarih yazımı milli mücadeleyi Mustafa Kemal’in özgün bir yaratımı olarak görür ve ulusal direniş hareketinde İttihat Terakki’nin oynadığı rolü yok sayar. Her ne kadar böyle bir algı oluşturulmaya çalışılsa da, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk üç cumhurbaşkanın eski İttihat ve Terakki üyesi olduğu ortadadır. Bir başka deyişle Türkiye 1960’a kadar eski İttihatçılar tarafından yönetilmiştir. Elbette ki Celal Bayar’ın 1950’lerdeki siyaset anlayışla Osmanlı döneminde İTC üyesiyken sahip olduğu siyaset anlayışı aynı değildi; fakat bu durum onun İttihatçı geleneğin içinden gelmiş olduğu gerçeğini de değiştirmez.

Türkiye’de milli mücadelenin kazanılmasından sonra gelişen siyasi ortam maalesef sadece belli kimselerin ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın İttihatçı olarak anılmasına sebep olmuş; o dönem iktidarda bulunan diğer kişilerin de eski İttihatçılar olduğu gerçeği göz ardı edilmiştir. Terakkiperver Fırka ne kadar İttihatçı idiyse, Halk Fırkası da en az onun kadar İttihatçı sayılmalıdır. Halk Fırkası’nın önde gelen isimlerinden Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Ali Çetinkaya, Celal Bayar, Fethi Okyar, Tevfik Rüştü Aras, Kazım Özalp, Recep Peker, Şükrü Kaya ve daha birçokları eski İttihat ve Terakki üyesi isimlerdir. Fakat oluşan siyasi atmosferde ana siyasi aktöre muhalif olarak ortaya çıkanlar eski İttihatçılar olarak damgalanmış ve bu durum o damgayı vuranların da birer eski İttihatçı oldukları gerçeğini gizlemiştir. Fakat yukarıda isimleri sayılanların hiçbiri temizlik hareketi içine alınmadığı için genel bir İttihatçılara karşı temizlik diye bir şeyin olmadığı açıktır. Bunun yerine “bütünü büyük ölçüde eski İttihatçılardan oluşan hareketten bir kısmı tasfiye edilmiştir” demek daha doğru olur.

Olaylar böyle bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, iki kesim arasında 1921 yılında başlayan ve 1926 yılındaki tasfiyelere kadar olan süreçteki mücadelenin, İttihatçıların kendi aralarındaki iktidar kavgasından ibaret olduğu anlaşılacaktır.

Kaynakça

  1. Akal, Emel, Milli Mücadelenin Başlangıcında Mustafa Kemal, İttihat Terakki ve Bolşevizm, İletişim Yayınları, İstanbul, 2012
  2. Cebesoy, Ali Fuat, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul, 1953
  3. Demirbaş, Osman, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Milli Mücadele, İstanbul, 1999
  4. Eyicil, Ahmet, “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 13, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
  5. Karabekir Kazım, İstiklal Harbimizde İttihat Terakki ve Enver Paşa – I, Emre Yayınları, İstanbul, 2001
  6. Semiz, Yaşar, “Atatürk ve Kazım Karabekir Paşa – Bir Dostluğun Dargınlığa Dönüşmesi”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 4, Konya, 1997
  7. Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt 3, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000
  8. Tunçay, Mete, Türkiye’de Tek Parti Yönetiminin Kurulması, Yurt Yayınları, Ankara, 1981
  9. Yalçın, E. Semih, “Mustafa Kemal Paşa’nın İttihatçılığı”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 13, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002
  10. Zürcher, Erik Jan, Milli Mücadele’de İttihatçılık, İletişim Yayınları, İstanbul, 2011

[1] Eyicil, Ahmet, “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 13, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s. 228-235

[2] Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt 3, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, s. 663

[3] Akal, Emel, Milli Mücadelenin Başlangıcında Mustafa Kemal, İttihat Terakki ve Bolşevizm, İletişim Yayınları, İstanbul, 2012, s. 122-123

[4] Tunaya, a.g.e., s. 663

[5] Zürcher, Erik Jan, Milli Mücadele’de İttihatçılık, İletişim Yayınları, İstanbul,2011, s. 116-117

[6] Akal, a.g.e., s. 167-173

[7] Demirbaş, Osman, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Milli Mücadele, İstanbul, 1999, s. 61

[8] Zürcher, a.g.e., s.133

[9] Demirbaş,a.g.e., s. 139

[10] Zürcher, a.g.e., s. 139-142

[11] Yalçın, E. Semih, “Mustafa Kemal Paşa’nın İttihatçılığı”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 13, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002,  s. 249

[12] Akal, a.g.e., s.63

[13] Cebesoy, Ali Fuat, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul, 1953, s. 37

[14] Zürcher, a.g.e, s. 168

[15] Akal, a.g.e., s.175

[16] Zürcher, a.g.e., s. 173-177

[17] Karabekir Kazım, İstiklal Harbimizde İttihat Terakki ve Enver Paşa – I, Emre Yayınları, İstanbul, 2001, s. 223-228

[18] Tunçay, Mete, Türkiye’de Tek Parti Yönetiminin Kurulması, Yurt Yayınları, Ankara, 1981, s.52-55

[19] Zürcher, a.g.e., s.200-204

[20] Tunçay, a.g.e, s.103

[21] Tunçay,a.g.e., s.147

[22] Zürcher, a.g.e. s. 216-217

[23] Zürcher, a.g.e., s.221-223

[24] Semiz, Yaşar, “Atatürk ve Kazım Karabekir Paşa – Bir Dostluğun Dargınlığa Dönüşmesi”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 4, Konya, 1997, s. 191-209

[25] Zürcher, a.g.e., s.231-232

Rüştü Kaya