Dennis Malone Carter – Decatur Boarding the Tripolitan Gunboat

Osmanlı – Amerika İlişkileri

Amerika ile Osmanlı Devleti arasında ilişkilerin başlaması 19. yüzyılın başlarına rastlamaktadır. Bağımsızlık savaşından sonra 1783’te Birleşik Amerika, Osmanlı İmparatorluğu’na göre hem alan hem de nüfus bakımından çok küçüktür. Bunun yanında Amerika, gelişen sanayisiyle artan üretimini hem yeni pazarlarda sunmak hem de bu pazarlardan Amerika’ya ham madde akışını sağlamak istemektedir. Osmanlı Devleti ise Avrupalı Devletlerle olan ilişkilerinde denge politikasını sürdürmektedir. Bu dönemde Avrupa tarafından hasta adam olarak nitelenen İmparatorluk, artık kendisine müttefik bulmakta zorlanıyordu. Avrupalı Devletler ise Osmanlı topraklarının paylaşımı için çalışmalar yapmışlardı. Bunların sonucu olarak Amerika’nın Osmanlı Devleti ile ilgilenmesine ticaret; Osmanlı’nın Amerika ile münasebetlerini resmileştirmesine de dış destek ihtiyacı sebep olmuştur. Amerika, ticari çıkarları nedeniyle özellikle Akdeniz’de faaliyet göstermeye başlamıştır. Fakat Amerika’nın Akdeniz’e yönelmesi Osmanlı ile çıkarlarının çoğu zaman çatışmasına sebep olmuştur (Açıkses 542). Osmanlı Devleti ile Amerika arasında etkileşimi  belirleyen ve şekillendiren iki unsur vardır: Karşılıklı göçler ve misyonerlik faaliyetleri.

Osmanlı Devleti’nden Amerika’ya Göçler

Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen ilk göçmenlerin izleri 1800’lerin ortalarında rastlanır. O zamanlarda tam olarak kaç Türk’ün Amerika’ya gittiğini bilmek zordur, çünkü Osmanlı İmparatorluğu’ndan giden göçmenler farklı milletlerden olmuştur (Ertan 5). Fakat Amerika’ya giden ilk Türklerden biri olan Ahmed Frank’ın aktardığına göre 1820’de yapılan nüfus sayımında Amerika’da sadece 21 Türk vardır. Yine Frank’a göre bu sayı hızla artış göstermiştir ve 1820’den 1930’a kadar, Amerika’ya İmparatorluğun Avrupa kısmından 155.136 kişi ve Asya kısmından 205.035 kişi göç etmiştir (Frank 41-43). Ancak bu noktada bir tarihsel bilgiye dikkat çekmemiz gerekiyor. Bu dönemde Osmanlı vatandaşlığı kavramı vardır. Yani bu göçmenlerin çoğu Türk olmayıp, Osmanlı İmparatorluğu’nu oluşturan diğer milletlere mensup vatandaşlar da olabilirler.

Birleşik Devletler, 19.yüzyıl göçmenlerine ekonomik, kültürel ve politik sebeplerden dolayı çekici gelmiştir. Göçün esas sebebini ise daha çok ekonomik sıkıntılar oluşturmaktadır. Osmanlı Devleti bu dönemde aldığı yenilgilerle iç düzenin ve merkezi otoritenin bozulması, üretimin düşmesi ve işsizliğin artması gibi sorunlarla boğuşmaktadır. Amerika ise sanayileşmenin getirdiği ekonomik refah ve zenginliği yaşamaktadır. Misyonerler tarafından yaşanan gelişmeler ekonomik sıkıntı çeken Osmanlı halkı üzerinde etkisini artırmıştır. Ertan’a göre ise Türk göçmenlerinin Amerika’ya gitmesinin nedeni iş bulmak ve Osmanlı standartlarına göre zengin oluncaya kadar çalışıp sonradan geri dönmektir. Kültürel göçlerin nedeni ise genellikle daha iyi eğitim alma isteğidir. Osmanlı Devleti’nde varlıklı aileler, çocuklarına daha iyi bir gelecek sunma çabasıyla onları yüksek öğretim almaları için Amerika’ya göndermişlerdir. Siyasal olarak ise Amerika kendisini, Osmanlı coğrafyasını bağımsızlık için terk edenlere güvenilir bir yer olarak gösterebilmiştir. Amerika’ya olan göçlerin Osmanlı kentlerindeki dağılımına baktığımızda genelde Ermeni ve Rum milletlerinin yoğun olarak yaşadığı Elazığ ve Harput’tan olduğunu görüyoruz. Yani bu bölgede yaşanılan siyasi istikrarsızlık ve yerel halkla azınlıklar arasında oluşan gergin ortam azınlıkların aileleriyle birlikte göç etmelerinde etken olmuştur.

Amerika’nın Osmanlı Devleti İçerisinde Uygulamış Olduğu Misyonerlik Faaliyetleri

Amerika’nın Monroe Doktrini ile Avrupa’nın iç işlerine karışmayacağını açıklamış olması; -Paris Anlaşmasına binaen Osmanlı Devleti’nin de bir Avrupa Devleti sayılmasından dolayı-  Amerika’nın doğrudan Osmanlı Toprakları üzerinde emperyalist bir politika izlemesine engel olmuştur. Bu nedenle Amerika, çıkar sağlamak amacıyla misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuştur.

Amerika, Osmanlı Devleti üzerindeki emperyalist çıkarlarını bağımsızlık isteyen ve isyan eden azınlıklara yaklaşarak gerçekleştirmiştir. Bu amaçla Ermeniler Protestanlaştırılmış ve Osmanlı Devleti içerisinde desteklenmişlerdir. Bilhassa Ermeni ve Yunan azınlıklar bu misyonerlik faaliyetleriyle Birleşik Devletlere göç ettirilmiş, eğitilmiş ve Amerikan vatandaşı olarak Osmanlı Devleti’ne geri gönderilmiştir. Amerikan vatandaşlığına geçmiş olan azınlıklar, Osmanlı Devleti içinde kendi milletlerine fikir ve duygularını rahatça aktarabilmişlerdir. Daha sonra ise bu kişiler devleti yıkmak için etkin faaliyete geçmişlerdir (Ertan 6). Bunu yapabilmeleri şüphesiz Amerika’nın Osmanlı Devletinden elde ettiği “en ziyade müsaadeye mazhar ülke” ayrıcalığındandır. Osmanlı Devleti çok geçmeden durumun ciddiyetini anlamış ve 1863’de kanuna yeni bir hüküm koyarak önem almıştır: “Eğer bir Osmanlı vatandaşı, hükümetin müsaadesi olmadan yabancı vatandaşlığı almış ise, yabancı devlet vatandaşlığı hükümsüz sayılacak ve her bakımdan Osmanlı vatandaşı olarak sayılmaya devam edilecektir.” (Gordon’dan aktaran Ertan 6) Bu kanunla Osmanlı Devleti kendisine sorun çıkartan ve halkı isyana teşvik eden vatandaşlara karşı elini güçlendirmektedir. Fakat Osmanlı Devleti ile Amerika arasında bu konuda sürtüşmeler yaşanmıştır.

Misyonerlik Kuruluşları

Osmanlı Devleti, Avrupalı Devletlerin Kırım savaşı sonrasındaki tutumu, Fransa’nın Mısır’ı işgali gibi yaşanan olaylar sonucunda Amerika’nın desteğini kazanabilmek amacıyla Amerikan okullarına ayrı bir serbestiyet tanıyordu.  Bunun neticesinde de Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyıl eğitiminde en faal unsur Amerikan misyoner okulları olmuştur. Protestanlar, ruhsatlı veya ruhsatsız okul ve yetimhaneler kurmuşlardır. Bunların sayısı 20.yüzyıl başında 400’e ulaşmıştır.” (Fendoğlu 189)

Protestan Koleji, Robert Koleji, İstanbul Amerikan Kız Koleji, Harput Fırat Koleji gibi büyük ve etkili okullar açılmıştı. Bu okullarda ağırlıklı olarak Ermeni, Bulgar ve Rum çocuklar eğitim görüyor ve aldıkları eğitim sayesinde kendi toplumlarına bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, adalet fikirleri aşılıyorlardı. Bir başka deyişle bu okullarda Amerika, ayrılık tohumları ekiyordu. Ayrıca 1878-1903 döneminde Van’da Amerikan Koleji, Merzifon’da Anadolu Koleji ve İzmir’de Uluslararası Kolej açılarak eğitim faaliyetleri dolayısıyla da misyonerlik faaliyetleri genişletilmiştir.

1850’de Osmanlı Devleti’nde misyonerler tarafında kurulmuş 7 kilise ve 7 okul varken, 1913 yılında misyonerler tarafında kurulan kilise sayısı 163’e okul sayısı ise 450’ye çıkmıştır. 1850 yılında Amerikan okullarında eğitim alan Osmanlı vatandaşı sayısı 112’dir. 1913 yılında bu rakam 25.922’dir (Daniel’den aktaran Fendoğlu 193). Amerikan okullarına devam eden Osmanlı vatandaşlarının sayılarındaki artış arz-talep neticesinde oluşmaktadır. Toplumun Amerikan okullarına karşı olan ilgisinin arttığı söylemek yanlış olmayacaktır. Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse Enver Paşa’nın oğlu dahi Amerikan Koleji’nde okumuştur.

Bunun yanında bu okullarda Müslüman Osmanlı vatandaşlarının çocukları- genellikle varlıklı ailelerin çocukları- da eğitim alıp yükseköğrenim için Amerika gidiyorlardı (Özsoy 196-197). Yetişmiş birçok Ermeni genci de Amerika’ya gönderilerek ileri eğitim görmeleri sağlanıyordu. Bu gençlerin pek çoğu Amerika’da Amerikan vatandaşlığına geçerek İmparatorluğa geri geliyor, Osmanlı topraklarında Amerikan vatandaşı olmanın dokunulmazlığı içinde kendi halklarına özgürlük propagandası yapıyor, gördüklerini anlatarak devletten reformlar istemeye yöneltiyorlardı (Açıkses 547). Çok geçmeden Osmanlı İmparatorluğunda artık bilinçlenmiş bir Ermeni toplumu olduğunu gösteren en büyük kanıt ise 1863’te hazırlanan ve imparatorluk tarafından onaylanan ve Ermenilere bağımsız millet statüsü dahi birçok önemli haklar kazandıran Ermeni nizamnamesi (Nizâmnâme-i Millet-i Ermeniyân) olmuştur (Akgün 9-10).

Sonuç olarak, yaşanan etkileşimin sonucu olarak Amerikan kültürü Müslüman varlıklı kesimde ve gayr-ı Müslim Ermeni, Rum ve Bulgar toplumunda yayılmıştır. Bu süreç yaşanırken karşılıklı göçlerle Amerika’da Detroit, Boston ve New York gibi sanayi şehirlerinde bir Osmanlı kültürü oluşurken; Osmanlı İmparatorluğu’nun her bölgesinde misyonerlik faaliyetleriyle güçlü bir Amerikan kültürü oluşmuştur.

Kaynaklar

  1. Açıkses, Erdal, ‘‘Türk Amerikan Münasebetlerinin Değerlendirilmesi’’, Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002, Cilt: 13
  2. Akgün, Seçil, ‘‘Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesindeki Rolü’’ Türk Kültürü Araştırmaları, Yıl XXVII/1-2, Prof. İsmail Ercüment Kuran’a Armağan, Ankara, 1989, a.g.m
  3. Ertan, Sevgi Zübeyde, ‘‘Amerika’daki Türklerin Tarihi” Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002
  4. Fendoğlu, Hasan Tahsin, “Amerika Birleşik Devletleri’nin Misyonerleri ve Osmanlı Devleti.” Türkler Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yay., Ankara 2002
  5. Frank, Ahmed, Turks in America: The Ottoman Turk’s Imigrant Experience Colombia International, USA, 1993
  6. Özsoy, Osman,” Türk-Amerikan İlişkilerinin İlk Dönemi ve Amerika’daki ilk tanıtım faaliyetleri” Türk Dünyası araştırmaları, 114, İstanbul, 1998, a.g.m

Kerim Sert