Raffaello Sanzio - Scuola di Atene

Politika

Politika ilk çağ Yunan felsefesinin ve siyasi düşüncesinin en önemli eserlerinden biridir. Bu eser yazarı Aristoteles’i siyasi düşünceler arenasında müstesna bir yere taşımıştır. Kitap büyük ölçüde yazarın yaşamından etkiler ve izler taşımaktadır. Dolayısıyla Aristo’nun yaşamını ve kişiliğini tahlil etmek Politika’yı inceleme basamaklarımızın ilk sırasını teşkil eder.

Aristo Kimdir?

Aristo’nun İÖ. 384 yılında Makedonya’da doğduğu söylenir. Babası Makedonya Kralı’nın hekimiydi kendisi de İskender’e hocalık etmiştir. 17 yaşında Atina’ya gelerek Platon’un hocalığını yaptığı Akademi’de talebeliğe başladı. Uzun süre Akademi’de öğrenim gördü. Platon’un ölümünden sonra Akademi’nin başına geçmesi beklenirken o radikal bir kararla Akademi’den ayrıldı. Daha sonra genel esaslarını kendisinin belirlediği ve Lise adını verdiği yeni bir okul kurdu. Lise’nin Akademi’den farkı metafizikten çok mantık ve pozitif bilimlerle ilgilenmesiydi.

Aristo yaşamının son yılını sıkıntılı geçirmiştir. Zira İskender’in 323’te ölmesinden sonra Atinalılar Aristo’yu Tanrılarına hakaret ettiği gerekçesiyle itham etmiş ve öldürmeye çalışmışlardır. Sokrates’in başına gelenleri iyi bilen Aristo Atina’dan kaçmış fakat 1 yıl sonra yani M.Ö. 322’de ölmüştür.

Aristo’nun eserleri doğa bilimlerinden, ahlak ve sanat felsefesine kadar büyük bir çeşitlilik arz eder. Mantıksal düşünceyi Aristo’nun birçok eserinde müşahede edebiliriz. Organon adlı eserinde doğruya ulaşmanın yöntemini ortaya koyan Aristo bu sayede Mantık bilimini sistemleştiren kişi unvanını da elde etmiştir. Platon’un öne sürdüğü tezlerin birçoğuna karşı çıkmakla beraber paralel düşündükleri yönler de mevcuttur. Politika, şüphesiz ki onu üne kavuşturan eserdir. Politika’nın yazım tarihi kesin olmamakla birlikte Lise’yi açtığı yıllarda öğrencileri tarafından yazıya geçirildiği olasıdır. Zaten eser Aristo’nun ders notlarının sonradan toplanmasıyla meydana getirilmiştir. Aristo’nun Politika dışında birçok eseri mevcuttur sadece en önemlilerine değinmemiz yerinde olacaktır.

Aristo’nun Yapıtları

Organon adlı eseri mantık bilimini sistemleştirmesi açısından önemlidir. Organon çeşitli eserlere bölünmüş bir kitaplar toplamıdır aslında. Bunlar kısaca: Kategoriler, Önermeler, Birinci Analitikler, İkinci Analitikler, Topikler, Sofistik Deliller‘dir. Bu eserlerde Aristo genel olarak bir dizi mantıksal çıkarımlarda bulunmuş, birtakım olayları ve olguları mantık çerçevesine sığdırmaya çalışmıştır. Aristo’nun Mantık’ta bu kadar ünlenmesinin en önemli sebebi seleflerinden kendisine kalan sistemli bir Mantık düşüncesinin olmayışıdır.

Doğa üzerine olan yapıtlarını çok fazla açmak gerekmez zira o devirde birçok insanın üzerinde düşündüğü konularda eserler vermiş, her insan gibi çevresini anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır.

Üçüncü olarak Poetika ve Estetik üzerine olan yapıtlarına değinelim. Bu yapıtlar Aristo’nun sanata bakışını anlayabilmemiz açısından önemlidir. Aristo’nun “Sanat doğanın taklidinden ibarettir” görüşü Rönesans sanat düşüncesi üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. Ayrıca sanatın soyut olduğunu ileri sürmüş nesnelerin üstünde ulvi bir sanat tanımlaması yapmıştır.

Son olarak Aristo’nun Etik hususundaki eserlerine değinelim. Nikomakos’a Etik ve Eudemos’a Etik olmak üzere iki kitap altında toplanmış gibi görünse de biz Aristo’nun hemen hemen bütün eserlerinde Etik kavramının varlığını görebiliyoruz. Aristo’nun altın orta teorisi Etik ve Mutluluk anlayışını da temellendiren düşünce olmuştur. Ayrıca Aristo “İyiyi bilen değil, iyi olan, iyilik yapan insan iyidir.” Diyerek sonuca dayalı bir iyilik algısını savunmuştur.

Politika’nın Arka Planı

Kitabın içinde ne yazıldığına değinmeden önce kitabı yazdıran olguları değerlendirmek yerinde olacaktır. Sormamız gereken soru “Platon’un Devlet’i varken Aristo neden bir kitap yazma ihtiyacı duydu?” sorusu olmalıdır. Zira günümüzde bile birçok yazar Devlet’in üstünde bir siyasi düşünce eserinin verilemeyeceğini savunur. Whithead’in “The safest general characterization of the European philosophical tradition is that it consists of a series of footnotes to Plato” sözü bu savımıza önemli bir kanıttır. Politika’yı Devlet’in tam karşısında değerlendirmek de doğru değildir elbette. İki kitapta da ele alınan sorunlar aynıdır, ikisi de ideal yönetim şeklini kesin olarak belirtmezler ve demokrasiyi iki filozof da çözüm olarak görmez. Fakat Aristo hocasının ideal düzen tanımlamalarına genellikle karşı çıkmıştır. Bunu yaparken döneminin devletlerinden örnekler ileri sürmüş ve iddialarını temellendirme gayreti içine girmiştir. Aristo öne sürdüğü tüm yönetim tarzlarını örneklendirebilmiştir. Bu da bize dönemin siyasi yapısı hakkında bir ipucu verir.

Poltika’nın yazıldığı dönem imparatorlukların, şehir devletlerinin ve tiranlıkların bir arada hüküm sürdüğü bir dönemdir. Bir yanda büyük İskender İmparatorluğu varken öte yanda Atina ve Sparta şehir devletleri Demokrasi ile yönetilmekteydiler. İskender’e hocalık yapması hasebiyle Aristo bütün bu yönetim tarzlarını yerinde görme ve inceleme fırsatını elde etmiştir. Bütün bu karışıklığın içinde Aristo’nun kendine “İdeal yönetim tarzı nedir?” sorusunu sorması çok olağandır.

Dönemin inanç yapısı ise siyasi yapıya nazaran daha karışıktır. Yunan şehir devletlerinde çok tanrılı mitolojik bir din benimsenmişken, birçok pagan inancın yanı sıra Musevilik de tek tanrılı bir din olarak bilinmekteydi. Aristo’nun yaşamının son yılları bize klasik Yunan tanrılarına inanmadığını kanıtlar. Keza hocası Platon ve onun hocası Sokrates de bu inancı benimsememişler, hatta Sokrates bu yüzden idam edilmişti.

Sosyal yapıyı ele almak gerekirse bu dönemde sınıflara dayalı bir sistemin varlığı aşikardır. Her ne kadar Demokrasi’nin varlığından söz ediyorsak da köleler, kadınlar hatta bazı yerlerde işçiler ve köylüler dahi vatandaş sayılmıyor yönetimde temsil edilmiyorlardı. Köleliğin doğal olduğunu savunan Aristo mutlaka bu toplumsal yapıdan etkilenmiş ve idealize ettiği yönetim biçimlerinde kesinlikle kölelere yer vermemiştir. Asalet kavramının da yine Aristo’nun tiranlıkları şiddetle eleştirmesiyle, önemli olduğunu görebilmemiz mümkün.

Kısacası Politika’nın yazıldığı dönem siyasal ve toplumsal yönden karma yapılı bir dönemdir. Dini yapının ve etik anlayışlarının da yer yer değiştiği bu çağlarda Aristo, Politika’yı yazarak yönetimleri sınıflandırmış ve idealize etmiştir.

Politika

Politika sekiz kitaptan yani bir başka deyişle sekiz kısımdan oluşur. Bölümler için kitap tanımlamasını Platon’un Devlet’inde de görebiliriz. Ama Aristo’nun kitabı diyaloglardan oluşmaması yönüyle farklıdır. Politika döneminin diyalog geleneğini yıkarak önemli bir reform yapmıştır. Bölümler birbirlerinden kesin farklarla ayrılmazlar ve genellikle her bölümün konusu kendinden bir önceki bölümün sonunda sorulan sorularla belirlenir. Nitekim ilk bölümün dolayısıyla kitabın konusunu belirleyen de Nikomakos’a Ahlak kitabının sonundaki “En iyi anayasa türü hangisidir, her birinin düzeni ve yapısı nedir, her biri hangi yasa ve ahlak kurallarına dayanır?” gibi sorular olmuştur. Belirli bir sistemin takip edilmediği kitap gelişigüzel notlardan oluştuğunu kanıtlar niteliktedir. Kitabın birçok yerinde gözden kaçmayacak çelişkiler olması da belirli bir bütünlük doğrultusunda yazılmadığını gösterir. Mesela yurttaş kavramı bir türlü kesin bir şekilde tanımlanamaz, Aristo bazen işçileri ve çiftçileri aşağılarken kimi yerlerde onların gerekliliklerine değinmiştir.

Bölümlerin İncelenmesi

Kitabı içerik olarak irdelemeye birinci bölümden başlayalım. Bu kitap yukarıda belirttiğim gibi birtakım soruları cevaplayarak başlar. İyi ve en iyi kavramlarıyla siyasal yapının ilişkilendirilmesi kitabın etik konulu bir eserin devamı olmasından kaynaklanır. İlerleyen kısımlarda şehir, mülkiyet, efendilik-kölelik ilişkisi ve aile gibi konular ele alınmaktadır. Burada “polis” in doğal olduğundan söz edilir. Aynı şekilde kölelik de doğaldır. “Gereken şeyleri zekâsıyla önceden gören bir kimse, doğaca yönetici ve efendidir, oysa beden gücüyle bunları yapabilen bir kimse doğaca köledir.” sözü bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Ayrıca “servet” in de tanımı yapılmıştır. Aristo’ya göre servet bir ailenin ya da devletin yönetiminde kullanılacak bir araçlar toplamıdır. Kısacası bu bölüm siyasal sistemin üzerinde hüküm süreceği polis, aile, sınıf gibi temel bileşenleri incelemektedir.

İkinci kitapta bazı yönetim şekilleri incelenir. Yine konunun belirlenmesi bir önceki kitabın sonunda yapılmıştır. İdeal devlet yönetimlerinin inceleneceğini söylese de Aristo kitabın ortalarına kadar ortak mülkiyeti eleştirmiş ideal devletlerin incelenmesi son sayfalara kalmıştır. Aristo bu kısımda ortak mülkiyeti reddetmiş olmakla birlikte “Mülkiyet bir noktaya kadar ortaklaşa tutulmalıdır, ama genel ilke özel sahiplik olmalıdır.” diyerek bir açık kapı bırakmayı ihmal etmemiştir.

Üçüncü kitap en önemli kısımdır. Zira yönetim biçimlerinin sınıflandırılması ve yurttaşlık kavramının açıklanması bu bölümün ana temasını oluşturur. Bu bölümde de en iyi devlet düzeninin ne olduğu sorusunun cevabını tam olarak alamayız. Bununla birlikte Aristo “Egemenliğin tek kişiye verilmesi yanlıştır, egemen olan yalnız anayasa olmalıdır.” Diyerek hukukun üstünlüğünü savunmayı ihmal etmemiştir.

Dördüncü kitapta bazı yönetim biçimleri sınıflandırılması sürdürülmüştür. Burada dikkat çekebileceğimiz en önemli nokta karma yönetim kavramıdır. Aristo siyasal yönetimin, yani bir bakıma ideal yönetimin, oligarşiyle demokrasinin bir karışımı olduğunu ileri sürmüştür.

Beşinci kitapta şimdiye kadar sözü edilen yönetim şekillerinin nasıl muhafaza edileceğinden ve devrim diye adlandırılan yıkılmalarından bahsedilir. Sistemi koruma hususunda temel mantık iyiye yaklaşmadır. Oligarşiler Aristokrasi’ye benzedikleri ölçüde Tiranlıklar ise Monarşiler’e benzedikleri ölçüde uzun ömürlü olabilirler. Yönetimlerin yıkılması ise çeşitlilik arz eder. En kolay yıkılanlar Tiranlıklar, en zor devrilecek olanlar ise Monarşiler olarak gösterilir. Kısacası bugün “Devrim” ve “Statüko” diye sıkça kullandığımız kavramları Aristo’nun burada yıllar önce örneklendirdiğini söyleyebiliriz.

Altıncı kitap beşinci kitabın bir nevi devamı niteliğindedir. Yalnız burada özellikle Demokrasi ve Oligarşi üzerinde durulmuş onların sürekliliğinin nasıl sağlanacağı hususunda çıkarımlarda bulunulmuştur.

Yedinci kitap ideal siyasal yönetimin tartışıldığı kitaptır. Aristo yine temele inmiş ve önce ideal yurttaş, ideal şehir gibi devleti oluşturan yapıları açıklamıştır. Kitabın sonlarına doğru çocukların eğitimi ve mutluluk gibi asıl konunun dışında kalan birtakım tali hususlara da değinilmiştir. Mutluluk kavramını ele alırken Aristo “Altın Orta” teorisine de dayanarak aşırılıkların mutluluk getirmeyeceğini misaller vererek açıklamıştır.

Sekizinci ve son kitapta artık asıl konunun iyice dışına çıkılmıştır. Bu kitapta daha çok ideal eğitim, müziğin eğitimdeki işlevi ve bazı ahlaki konular üzerinde durulmuştur.

Sonuç

Toparlamak gerekirse, Aristo Politika kitabıyla Platon’un birtakım görüşlerini eleştirmenin yanı sıra aynı zamanda döneminin siyasal analizini de yapmıştır. Eğer Aristo en iyi devletin nasıl olması gerektiğini yazmak isteseydi pekâlâ bir ütopya yazabilirdi. Fakat onun burada amaçladığı şey var olan yönetim sistemlerinin işleyişini incelemek, mevcut sistemlerin iyi ve kötü yönlerini belirlemekti. Kitabın geneline baktığımızda birçok tanımlama içermesine rağmen asla en iyisi budur denilmemiştir. Zira Aristo’ya göre mükemmel yönetim Tanrı’nın yönetimidir, insanların yönetimi her zaman kusurlu olmaya mahkûmdur. Bu bağlamda Aristoteles olaylara çağdaşı olan yazarlardan çok daha gerçekçi bir şekilde bakabilmiştir. Bütün bu çıkarımlardan hareketle Politika’nın kelime anlamına uygun bir içeriğe sahip olduğunu ve Aristo’nun asıl amacının mükemmel devleti tanımlamak değil, mevcut devletleri analiz etmek olduğunu söyleyebiliriz.

Nurullah Parlakoğlu

3 Yorum