Paul Lehugeur - Brennus and Camillus

Roma’nın Unutulmaz Kâbusları

Roma İmparatorluğu; Britanya, Orta Avrupa, Balkanlar, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika gibi birbirinden farklı coğrafyalara uzun yıllar hâkim olmuş ve bu coğrafyaları tek bir kültür havuzunda birleştirmiştir. Ancak bu muazzam başarıya giden süreçte Roma, kritik darbeler yediği gibi kimi zaman etkisini üzerinden yıllarca atamayacağı sarsıntılar geçirmiştir. Bazen gücünü yeni yeni oluşturdukları bir dönemde, bazen de gücünün zirvesindeyken Roma, çevresinden gelen darbelerle tökezlemiş ve asırlar boyunca unutamayacağı kâbuslardan geçmiştir. Hatta Roma’nın hayretle anılan parlak kimliğinin oluşmasında da bu olayların önemli rolleri olmuştur. Ayrıca Romalıların günlük dillerine dahi bu olayları hatırlatan deyimler yerleşmiştir. Kimilerine göre bunlar aynı zamanda haşmetli Roma İmparatorluğu’nun ezildiği, utanç duyduğu ve parlaklığına kara leke süren durumlar olarak görülmüştür.

Vae victis! (Veyl mağluba)

Roma, İtalya yarımadasında nüfuz alanını genişletirken kuzeyde bu yükselişi sekteye uğratacak bir felaket zuhur etmişti. İtalya’nın kuzeyindeki sonsuz ormanların içinden çıkan hırslı ve korkunç savaşçılar, Keltler (Galler), İtalya’ya akınlar yapmaya başlamıştı. M.Ö. 5. yüzyılda Po Ovası’na inen Galler, Etrüsklerle savaşmışlardı. Ancak Etruria’yı da aşan Galler, Orta İtalya’ya ve Roma’ya kadar ilerlemiş ve uzun süre Romalıları uğraştırmıştı. Roma ise bu Galya tehdidini savmak için hırsla ve aman vermeksizin savaşacak ve bu süreç tüm Galya’nın Roma’ya boyun eğmesiyle sona erecekti.  Ancak kanlı ve dehşetli sürecin başlarında ise Roma, Kelt savaşçılar tarafından unutulmaz ve utanç verici hezimete uğratılmıştı.

M.Ö. 390’da Brennus komutasında bir Gallia (Kelt) ordusu, Roma’nın müttefikleri arasında bulunan Etrüsklere ait Clasium şehrini kuşattı. Roma, müttefiklerine yapılan bu saldırıyı protesto etmek için elçiler gönderdi. Ancak giden elçiler ile Galler ordusu arasında arbede yaşanmış ve bu arbedede bir Gallialı komutan, Roma elçisi tarafından öldürülmüştü. Gallialılar, Roma’dan bu elçilerin kendilerine iadesini istediler. Bu talepleri reddedilince Keltler Clasium’u bırakıp Roma’nın üstüne yürüdüler. Roma ordusu, Gallialıları şehrin on beş kilometre uzağında, Allia ırmağı kenarında karşılamıştı. Çıkan savaşta Roma ordusu, yaptığı panik neticesinde ağır bir yenilgi almış, hatta savaş meydanında adeta imha olmuştu. Titus Livius, mağlupların vahametini:

“… Firar eden askerlerin hepsi Roma’ya kaçtılar. Şehir kapılarını kapatmak için dahi durmayarak kaleye sığınmaya çalıştılar.” sözleriyle dile getirmişti. Yine Livius’un kitabında birçok Romalı askerin nehre doğru kaçtığından ve nehre atlayanların büyük çoğunluğunun boğulduğundan bahsedilir. Geri kalanlar da çevredeki şehirlere kaçmayı başarmışlardı (Livius, 77).

Binlerce Roma askerinin telef olduğu bu savaştan sonra Gallia ordusu savunmasız kalan Roma şehrine girmişti. Roma’da yaşayan birçok insan şehri terk edip Capitolium’a sığınmıştı. Gallialılar, şehri yağmalamış, bir kısmını da yakmışlardı. Ama şehrin en mühim ve en muhkem yeri olan Capitolium’u ele geçiremediler. Ama Keltler, şehirde uzun süre (7 ay) kaldılar. Şehri askeri gücüyle kurtaramayan Senato, esaretten kurtulmak için Brennus ile görüşerek şehri fidye ile kurtarmaya çalıştı. Brennus bu anlaşmayı kabul etmiş ve Senato, Gallia’ya fidye ödemek durumunda kalmıştı. Bu olay, birçok Romalının hafızasında utanç verici bir durum olarak kaldı. Ancak fidyeler tartılırken Gallialılar, sahte ağırlıklar kullandılar. Bu duruma şikâyet eden Romalıların söylentisi Brennus’un kulağına gidince o, kılıcını terazinin kefesine koyarak Romalıların asırlarca unutamayacağı bir sözü söyledi: “Vae victis! (veyl mağluba)” (Livius, 93).

Uzun yıllar sürekli galibiyet alan Romalılara bu sefer talih gülmemişti. Bu savaşın sonunda Roma ordusunda ciddi reformlar yapıldı. Ancak Brennus’un çekilmesinden sonra Roma’nın nüfuzundaki bölgelerde Roma’ya karşı isyanlar başlamış ve Roma’nın yüksek hâkimiyeti sarsılmıştı. Ancak Roma bu kayıpları telafi etmeyi başaracaktı. Romalılar, Kelt tehlikesini atlatsalar da bu utancı uzun süre yaşadılar ve bunun intikamı için önlerine çıkan Galyalı savaşçıları adeta tarihten silmek istercesine yok ettiler.

Delenda Carthaginem Est! (Kartaca Yok Edilmeli)

Bir tarafta Akdeniz’in hâkimi Kartaca, diğer tarafta İtalya’da bir kara devleti Roma… M.Ö. 206’larda Roma, denizler üzerinde Kartaca üstünlüğünü kabul etse de bu durum tüccar Roma için fazla sürmemeliydi. Denizcilikte bir başlangıç arayan Romalılar, karaya oturmuş bir Kartaca gemisini taklit ederek ilk donanmalarını kurmuşlardı. Fakat yeterli denizci geçmişi olmayan ve hareket ve manevra kabiliyeti zayıf olan bu gemiler Kartaca için Akdeniz’de pek tehlike oluşturmamaktaydı. Ancak Romalılar, azim ve gayretleriyle 100 filoluk gemi inşa edip karada denizci eğitimi verdikten sonra Kartaca ile Sicilya yakınlarında savaşa girdiler. Peş peşe yapılan savaşlarda Roma donanması Kartacalıları hezimete uğratmıştı. Denizdeki galibiyetin verdiği güvenle Afrika’ya, Kartaca’nın kalbine saldıran Romalılar Afrika’da ağır yenilgiye uğramış, çok sayıda gemi kaybetmişti. Ancak daha sonra hızla kurdukları donanmayla Sicilya’yı Kartaca’dan koparmayı başarmışlardı (M.Ö. 264 – 261).

Kartacalıların İspanya’yı kendilerine bağlaması üzerine Senato, Akdeniz’den Kartaca varlığını silmek üzere hem İspanya’yı hem de Afrika’yı fethetme yolunda bir karar alarak Scipio’yu İspanya’yı vurması için gönderdi. Babasının yerine geçen Hannibal ise Roma’yı ezmek ve onu müttefiklerine karşı küçük düşürmek maksadıyla İtalya’yı kuzeyden vurmayı hedeflemiş ve İspanya’dan yola çıkmıştı. Hannibal, küçüklüğünden beri iyi bir asker olarak yetişmiş ve askeri stratejiye vakıf bir komutandı. Dünya askeri tarihinin en ilginç olaylarından birini gerçekleştirmişti. Alpleri fillerle aşarak geçmişse de nereden ve nasıl geçtiği hala meçhul kalmıştı. Ama İtalya’ya indiğinde ordusunun büyük kısmını yollarda kaybederek 25.000 adamı kalan Hannibal, diğer Kelt savaşçılarla birleşerek Roma’ya doğru yürümüştü. Kartacalı komutan, karşısına çıkan ilk Roma ordusunu Trebia’da ağır yenilgiye uğratmış ve düşman ordusunun yarısından çoğunu yok etmişti. Bu felakette konsül Flaminius ve 15.000 adamı ölmüştü. Daha sonra Fabius, yıpratma savaşı yapılmasını önerse de Senato, Hannibal’la meydan savaşı yapmaya devam etmişti. 80.000 kişilik Roma ordusu, Hannibal’ın üzerine saldırmıştı. Asker sayısı bakımından Romalılardan az olan Hannibal bu savaşta da Romalıları ağır hezimete uğratmış ve 14.500 Roma askerini öldürmüştü. Artık Roma şehri savunmasız olduğu halde Hannibal, Roma üzerine yürümeyerek İtalya’nın güneyine inmişti. Hannibal’ın asıl hedefi Sicilya ve Sardinya’yı fethederek Roma’yı eski Latium sınırlarına çekmek ve böylelikle müttefiklerine karşı küçük düşürmekti (Freeman, 371-378).

Hannibal’ın baskısına karşı can çekişen Roma, tekrar toparlanmış ve daha sonra peyderpey Hannibal’ı geri püskürtmeyi başarmıştı. Fakat Hannibal’ın yarattığı korku Romalı zihinlerden uzaklaşmamış ve Cato’nun dilinden düşürmediği “Delenda Carthaginem est” (Kartaca yok edilmeli) söylemi bu korkunun yarattığı tesirin bir eseri olmuştu. Zaten ilerleyen zamanda Roma orduları Kartaca şehrini yakıp yıkarak bu olayın intikamını almıştı.

Carrhae

Kurulduktan birkaç asır sonra Roma, antik dünyanın büyük bir kısmında yüksek hâkimiyetini kabul ettirmişti. Bazı Romalı komutanlar da İskender gibi Doğu’ya doğru ilerlemeyi düşünmüşlerdir. Ama doğudaki Partlar, Roma’nın hiç dinmeyen baş ağrısıydı. Zaten Suriye ve Mezopotamya’nın batısı (Fırat) doğal sınır olarak Roma’nın elindeydi ama Roma daha doğuya ne zaman ilerlese olumlu bir sonuç alamamaktaydı. Aynı dönemde ise Avrupa’da Caesar ile tüm Galya’yı fetheden Roma, İngiltere kıyılarını vuracak kadar ilerlemiş ve Scipio ile tüm Kuzey Afrika’yı fethederek Akdeniz’in çevresini sarmıştı.

Spartaküs İsyanı’nı bastırarak büyük başarılar elde eden Crassus, kendi askeri başarılarına yenisini eklemek için Partların üzerine sefere çıkmaya karar vermişti. Aslında ortada Partlarla savaşa girmek için bir sebep yoktu. M.Ö. 54’te Fırat üzerine doğru ilerleyen Crassus önce başarılı sonuçlar elde etse de Fırat’ı aştıktan sonra pusu kuran Partlı okçular tarafından etrafı çevrilmişti. Carrhae Savaşı olarak bilinen bu savaşta Crassus’un hem lejyonları hem de süvarileri ağır kayıplar vermişti. 40.000 askerin sadece dörtte biri Roma topraklarına yaralı vaziyette dönmeyi başarmıştı. Başarılı bir komutan olan Crassus ise savaş meydanında kafası kesilerek öldürülmüş ve kesik başı Part Kralı’nın ayaklarının dibine atılmıştı (M.Ö. 53). (Freeman, 422)

Yukarıdaki sebepten ötürü Roma’nın doğu sınırı her zaman felaketlerle anılmıştır. Part İmparatorluğu’nun yerini alan Sasaniler, Ardeşir ve I. Şapur dönemlerinde Roma’nın doğu topraklarına saldırmış ve batıya doğru genişlemeye başlamıştı. Ancak Romalı komutan Timesitheus, Sasanileri geri püskürtmeyi başarmıştı (243). O dönemlerde Roma hala dünyanın süper gücü halinde ve kendisinden söz ettirmekteydi. Doğu sınırlarına sürekli tecavüz eden Sasanileri durdurmak için İmparator III. Gordianus, güçlü ordusunun başında doğuya doğru ilerlemişti. Ancak çıkan savaşta İmparator hayatını kaybettiği gibi Roma ordusu da ağır yenilgiye uğramıştı (244). Yerine imparator olan Arap Philipus, ağır bir fidye ödeyerek ordusunu İran topraklarından geri çekmişti.

Roma savunması doğuda erimeye başlamış ve I. Şapur Roma’nın içlerine kadar ilerleyerek Antakya’yı zapt etmişti (253). Sasanilerin bu korkunç ilerleyişini durdurmak isteyen Valerianus, Urfa’yı Sasanilerden almak için kuşatırken I. Şapur’a yenilmiş ve tutsak düşmüştü (260). Şapur, Valerianus’u ata binerken üstüne basarak aşağılamıştı. Hatta Şapur bu durumu ölümsüzleştirmek için “Nakş-ı Rüstem” adıyla anılan kaya kabartmalarını yaptırmıştı. Bu kabartmalarda İmparator Philipus diz çökmekte ve Şapur’dan merhamet dilemektedir. Aynı kabartmada Şapur, şahın uyruğu olan bir Persli şeklinde resmedilmiş Valerianus’u eliyle tutmaktadır. Sasani İmparatoru, Roma’ya karşı kazandığı bu zaferlerini şöyle anlatır:

Ve ben başlangıçta, imparatorlukta egemenliğe geldiğim zaman, İmparator Gordian, Romalıların, Gotların ve Cermenlerin bütün imparatorluğundan bir ordu topladı … bize karşı Mezopotamya’ya geldi. Ve Babil sınırlarındaki Maşik(Misiche)’te bir muharebe gerçekleşti. Ve imparator Gordian ölümü buldu ve biz Roma ordusunu yok ettik. Bundan sonra Romalılar Philipp’i imparator seçtiler.  Ve imparator Philipp, bize aman dilemek için geldi ve onların yaşamı için bize 500.000 dinar fidye ödedi ve bize karşı haraç yükümlülüğü altına girdi… Ve üçüncü seferde, Biz Karrhai(Harran) ve Edessa(Urfa)’ya yürüdüğümüzde ve Karrhai ve Edessa’yı kuşattığımızda, o zaman İmparator Valerian bize karşı yürüdü… İmparator Valerian ile büyük bir muharebede döğüştük. Ve imparator Valerian’ı biz bizzat kendi elimizle yakaladık.” (Wiesehöfer, 230-231).

Devrin en güçlü devleti ve dünya tarihinin muazzam imparatorluğu olan Roma içinse bu durum parlak tarihlerinde kocaman bir leke olarak görülecekti.  Geriye Roma’nın parıltılı ve haşmetli heykellerini dahi unutturacak kaya kabartmaları kalmıştı…

Not: Yukarıda anlatılan her olay aşağıda ismi zikredilen kitaplardan alınmış olup detaylı araştırma yapmak için de tavsiye olunur.

Kaynaklar

  1. Demircioğlu Halil, Roma Tarihi 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1998
  2. Freeman Charles, Mısır, Yunan ve Roma, çev. Suat Kemal Angı, Dost Kitabevi, Ankara, 2010
  3. Titus Livius, Roma Tarihi Kitap V- VI- VII, çev. Sabahat Şenbark, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 1999
  4. Wiesehöfer Josef, Antik Pers Tarihi, çev. Mehmet Ali İnci, Telos Yayıncılık, İstanbul, 2003

Osman Süreyya Kocabaş

1 Yorum