Ivan Mrkvicka - A Marketplace in Plovdiv

Filibe Seyir Defteri

Değerli dostlar, bu yazımda sizlerle Erasmus programı kapsamında Filibe’de bulunduğum üç ayın deneyimini paylaşacağım ki bununla da amacım benden sonra aynı deneyimlerimi yaşayacak arkadaşlara ışık tutmak ve altı asra yakın Osmanlı egemenliğinde yaşamış olan Filibe’nin hal-i hazırdaki durumunu aks ettirmektir.

Tarih bölümü üçüncü sınıf talebesi olarak, Erasmus staj programı kapsamında üç ayımı geçirdiğim Filibe, adını Makedon kral Philip’den almaktadır.

Osmanlı idaresinde iken de orijinal ismini korumuş ve Osmanlıdan kopuşuna kadar hep aynı ismi taşımıştır. Bulgaristan Osmanlı bünyesinden ayrıldıktan sonra ise Plovdiv olarak      – tarihi kimliğine pek de uygun olmayarak –  isimlendirilmiştir. Filibe ismine ilk olarak ünlü mütefekkir Filibeli Ahmet Hilmi ve onun güzide eseri Ahmak-ı Hayali’si ile aşina olmuştum fakat daha öncesinde hiç böylesi bir program kapsamında Filibe’ye gitmeyi tahayyül etmemiştim. Farsçamı geliştirmek için İran’da staj ayarlamaya çalıştığım bir süreçte Sayın Cihat Göktepe Hocamızın bana Filibe’de bölümümüz öğrencileri için staj imkânın olduğunu söylemesi üzerine İran’a gitmenin tehir edilebilir olduğunu düşünerek hemen bir eksen kayması içersine düştüm. Zira bu program, Filibe’nin en büyük kütüphanesi olan Ivan Vazov Ulusal Kütüphanesi’nde Osmanlı döneminden kalma el yazma eserleri üzerine çalışma imkânı sunmaktaydı. Lisans öğrencisi olarak Türk Tarih Kurumunun kütüphanesindeki 2011 basım kitaplardan bile faydalanamazken ( Allah var, bazen Kemal Çiçek hocamızın ismini kullanarak bu engeli aşabiliyoruz) başka bir ülkede en fazla kıymet verilen ve özenle muhafaza edilen el yazma eserlere dokunuyor olabilmek çokça heyecanlandıran bir duyguydu. Üç ay süren görevim bu kütüphanedeki Osmanlıdan kalma yüzü aşkın medrese kitaplarının katalogunu yapmaktı…

Filibe macerasına nerede konaklayacağımı bilmeksizin başlamıştım. Gitmeden bir yerler ayarlamaya çalıştımsa da başarılı olamamıştım. Gece saat üç sularında otobüsle Bulgaristan sınırına geçtiğimde artık hiçbir tabela ve yol işreti bana anlamlı gelmiyordu, zira bu Bulgarca’da teşekkür etmenin dışında hiçbir şey bilmiyordum. Otobüste öğrendiğim kiril alfabesi ile yavaş yavaş tabelaları hecelemeye başlamıştım fakat gene bir anlam ifade etmiyordu. Bu endişe dolu halet-i ruhiye ile uyuya kalmışım ki bu uyuyakalış benim Filibe’de değil de Sofya’da gözümü açmama neden olmuştu. Soğuk bir sonbahar sabahında Sofya beni selamlarken ben bir önce Sofya’ya veda etmenin telaşı içersine girmiştim. İngilizcenin bu Avrupa Birliği ülkesinde meramımı anlatmaya yeteceğini düşünürken Bulgarlarla ilk diyalog kurma girişimim başarısızlıkla sonuçlanınca daha farklı dilleri (tarzanca gibi)  de kullanmam gerektiğini idrak edivermiştim. Neyse ki öğleye doğru Filibe’ye varabildim. Sırtımda çanta, elimde valiz nereye gideceğimi bilmez bir halde taksiye bindim. Taksici nereye diye sorduğunda camiye deyivermiştim, Filibe şehir merkezinin tam merkezinde yer alan, Murat Hüdevendigar tarafından yaptırılmış olan Cumaya Camii’ne vardığımda müezzinin eli kulağındaydı. Diliyle, kültürüyle tamamıyla bana yabancı olan bu şehirde şimdi tanıdık bir ses vardı: “Allahü ekber Alla…”  hemen caminin cemaatinden olan birkaç Bulgaristan Türküyle tanıştım. Beni çok sıcak bir şekilde karşıladılar ve konaklayacak yer bulmam konusunda yardımcı olmaya çalıştılar. Neyse ki Türk öğrencilerinin kaldığı ve damak tadı bana uymayan bu yabancı diyarda Türk yemeğini yiyebileceğim bir yurda yerleşebildim. Buradaki Türk arkadaşların hemen hemen hepsi Doğu ve Güneydoğudan Tıp ve Eczacılık gibi bölümler okumak için gelmişlerdi. Birçoğuyla yakın dostluklar kurdum ve çok verimli günler geçirdim. Artık endişe yerini belli bir rutine bırakmıştı. Sabahtan akşama kadar kütüphanedeki kitaplarla ilgileniyor geri kalan vaktimi ise arkadaşlarla Filibe’yi gezmeye ayırıyordum

Bulgaristan’a gitmeden evvel Bulgarların Türk düşmanı oldukları konusunda duyumlar edinmiştim ve ister istemez bu bende kaygıya neden olmuştu. Fakat staj yapacağım kütüphanenin personelinin beni çok sıcak bir şekilde karşılaması hatta ve hatta Türkiye’de yaptığım stajlardan daha samimi ve sıcak ortamın burada olması kaygımın ne denli yersiz olduğunu gösteriyordu. Burada bana staj yapmak için gelmiş bir tarih bölümü öğrencisi olarak değil adeta Ankara’dan gelmiş tarih ve Osmanlıca alanında uzman birisi gözüyle bakılıyor ve değer veriliyordu. Bu ilgiyi ve okulumun beklentisini boşa çıkarmamak adına elimden geleni yapmaya çalıştım. İlk karşılaştığım sıkıntı ise bana eserlerin Osmanlıca olduğu söylenmiş olmasına rağmen birçoğunun Arapça olmasıydı. Bu sorunu temel Arapça bilgime dayanarak ve Arap arkadaşımdan yardım alarak aşmaya çalıştım. Ve nihayetinde, benim için çok verimli bir sürecin sonunda katalogu tamamladım. Kütüphanenin hazırlamış olduğumuz katalogu üç dilde (Türkçe, İngilizce ve Bulgarca) basmayı düşündüklerini belirtmesi benim için ayrı bir gurur kaynağı olmuştu.

Bu el yazma eserlerinin umumisi dini içeriğe sahipti. İlm-i hallerin, Fıkıh eserlerinin, Arapça ve Farsça dil kitaplarının çoğunlukta olduğu bu eserler arasında ayrıca tıp, cebir ve nasihat kitaplarına da rastlanmaktadır. Bu eserler bize Arapça ve Farsçanın medreselerde nasıl öğretildiğini ve medreselerdeki ilmi düzeyin hangi seviyede olduğunu gösterir niteliktedir. Ayrıca eserler Bulgaristan’daki Müslümanların hayat şartlarına dair akisler de taşımaktadır.

Filibe’nin dışında Müslüman Pomakların yoğun bir şekilde yaşadığı bir şehir olan Smolyan’da bir köy muhtarının kendi çabalarıyla oluşturduğu küçük bir kütüphaneyi görme fırsatım da oldu. Orada da ayrı bir çalışma yapılacak kadar el yazma eserleri ve tahrir defterleri bulunmaktadır. Fakat asıl Osmanlıdan kalan eserlerin çoğunlukta bulunduğu kütüphane Sofya’da bulunan Bulgaristan Milli Kütüphanesi’dir.

Son olarak Balkanlar üzerine çalışmak isteyen arkadaşların Sofya’daki ve Filibe’deki kütüphanelerde çalışmalar yapması çok yararlı olacaktır diye düşünüyor ve Filibe’de staj yapacak arkadaşlara benimle irtibata geçtikleri takdirde kendilerine konaklama hususunda ve diğer tecrübelerimi paylaşmak konusunda yardımcı olabileceğimi belirtmek istiyorum.

Yusuf Ünal

6 Yorum