Claude Aubriet - Ankara Yolundan Bursa'ya Bakış (1701)

Tahkiye-i Rıhlet-i Burusa

Sene tis’u elfeyninde kısm-i Târih-i TOBB ETÜ ’ye duhûl iden üç tüllâbın -dâme iclalehüm –acib tahkiyesidir.

Sene-yi miladiyenin iki bin onu mâh-ı teşrin-i sânide bir gice vakti üç talebe Burusa vilâyetine seyr u sefere niyyet etdi. Bir vakt bu eşhâs-ı mezkûre Aşıkpaşazadenin Tevarih-i Âl-i Osman nam eserini kıraat iderek bir şevk ile devlet-i Aliyye-yi Osmaniyenin kangı şerait içinde husule geldiğini tasavvur ve o devrin ahvalinin ne suretde oldığını tahayyül itmek istedikleriçün bu üç tüllab-ı tarihin Burusa seyahati bir tam gün sürdi. Bu zikr olınan rıhletin hikayâtını tahkiye itmek meşakkatli amma hoş bir gayrettir. Evvelen bu üç eşhas kim her biri yekdiğerinden macera-perest ve ilm-i Tevarih ummanına şevk u heyecan ile gark olmak ister ve dahi kısm-ı mezkûrda ders viren guzide haceganın –zîde ilmehüm- etrafında pervane gibi dolaşırlar idi. Külliyelerinde muteber olan ve dahi kendilerine her hususda tahayyür edilen bu eşhas-ı mezkûre kim Oğuzhan ve Nurullah ve Osman olarak ta’did edilir idi.

Bir gice vakti bu üç talebe bâ-otobüs şehr-i Burusa istikametine zehab oldılar. Daha fecr olmamışdı kim vasıta otogar-ı Burusaya vâsıl oldı. Ba’dehu bu eşhas-ı mezbure orada heman çorba içüb sonra Tophaneye doğru yola revan oldılar. Ol Tophane’ye vardıkda şehr-i Orhan Gaziyi yüksekten iyice temaşa eyleyüb ve dahi çay u tütün ile ıyş u işret itdiler.

Sonra sabah güneşi şehir üzerinde irtifa’ edince bu talebeler Muradiye’ye tevcih idüb sultan Murad Hân-ı Sâni hazretlerinin -aleyhirrahme ve’l gufran- mübarek türbelerini ziyaret iderek merhumun ruhuna bir Fatiha kıraat itdiler. Dahi onlar külliyenin şol bağçesinde münakkah berg u dırahtları seyr idüb müreffeh hevasını teneffüs iderek kûşe-i Firdevsde bulunmuş gibi bahtiyar oldılar. Hatta orada medfun bulunan hanedana mensub aher zevatın-neverallahu merkadehum- türbelerini dahi ziyaret itdiler. Subh-demin bürudetinin te’siri ve etrafın hoş manzarasının efsunuyla muhayyer olan bu tüllab-ı merkume bağçede dolaşıb bir şu kadar saat mürurunda Halil İnalcık nam sokakta mevcut olan hane-i Osmanlu’yı gezdiler. Ba’dezin ol cennetvari mekândan Tophane’ye doğru tekrar gitdiler. Kal’a-yı Burusa’nın ihtişamlı âli tac kapusundan içeri girerek hisar üstünden şehri temaşa eyleyüb ol surların üzerinden muhkem şehrin ne suretde feth olunduğunu tahayyül itdiler.

Ravilerden işidilmişdir ki, Osman Beğ merhumun son demlerinde oğlu Orhan Gaziye Burusa’yı feth eylemesini ve dahi ol şehirde mevcut olan şol gümüş kümbete gömülmesini vasiyet itmiş idi. Orhan Gazi asker-i islamı cem edüb Burusa kal’asına azm u ceng itmeye başladı. Şehri nice zaman bi-aman muhasara altında tutmış ve gaziler de sabırla bu ceng u cidalin nihayetini bekler idiler. Nice nice küffar leşkeri düştüğü gibi gazilerden ziyade şehid var idi. Yigirmi dört sene alpler ve nökerler ve gaziler sabr edüb çokca zaman mürurunda hisar-ı tekfuru zabt etmeğe muvaffak oldılar. Tekfur kendi eliyle teslim olub selamet buldı. Ve dahi Orhan Gazi şehre girüb halka eman virüb hepsini istimalet ile rahat kodı. Ol fethden sonra Osman Beğin mübarek naaşı vasiyet üzere şol gümüş kümbete gömüldü kim bugün Tophanede ol kümbet halen mevcutdur.

Tophane’ye vardıkda ol yerde medfun bulunan Osman Beğ ve oğlı Orhan Gazi’nin -neverallahu merkadehum- mezar-ı şeriflerini ziyaret eyleyüb ba’dehu âl-i Osmanın mefahiri ve dahi diğer bilad-i islamda eşi mislü olmıyan Ulu Camii-i Şerifine avdet itdiler.

İmdi vakt öğle olmış idi. Ulu Cami kim Yıldırım Bayezid Han -merhum ve mağfurun leh- tarafından bin üçyüz doksan dokuz senesinde bina edilmiş olub İslam’ın mukaddes mescidlerinin dördüncüsü olmağla müşerref olmış idi. Ol kadar büyüktür ki Anadolu ve Rumeli’nde mislü dahi yokdur. Bilhassa ekserisi divani hat nev’inde ve dahi diğer nev’i tahriratda her biri bi-hemta güzellikte hatlarla tahrir edilmiş olan ayât ve hadis-i şeriflerle müzeyyen bu camii-i mezkûra duhûl iden bu müverrihler yevm-i cum’aya tesadüf iden bu günde salât-i cum’aya iştirak eylediler. Cami-i şerifde hâtib efendi hazretlerinin îrâd eylediği te’sirlü hutbeden bi-ihtiyari kalbleri lerzeye gelüb ve namazını huzur-i rahmaninin önünde huşu ile eda eylediler ba’dehu cami-i mezkûrda husule gelen bu hava-i ma’neviyeyi teneffüs etmek muradıyla biraz zaman kadar oturmuşlar idi.

Sonra şehr-i Burusaya namzet olmış İskender namında ziyadesiyle lezzetlü yemeğini yemek için yine aynı isimle müsemma olan mat’amda tadayyum eyledikleri halde imrar eden aylarda dahi bermutad tahattur eden tad u lezzeti tadmışlar idi.

Ba’dezin mezkûr lokantadan semt-i Yeşil’e doğru yol aldılar kim evvela Sultan Mehmed-i Evvel’in –aleyhirrahme ve’l gufran- Yeşil Türbe nam mezarını ve canibinde bina edilmiş Yeşil Cami-i Şerifi ziyaret etdiler. Osmanlı ma’neviyesinin imadından ve evliyaullahdan Hazret-i Emir Sultan’ın kabr-i şerifi ve dahi camisi hatta şehr-i Burusa’nın banisi kim ol şehre nice nice hayratlar bina etmiş merhum ve mağfur Yıldırım Bayezid han-aleyhirrahme ve’l gufran- hazretlerinin mübarek türbelerini ve kurbundaki Yıldırım Külliyesini gezdiler. Bedbaht sultan-ı mûma ileyhin bu mahzun ve metruk külliyesinde biraz zaman kadar oturup nefeslendiler çünkim mezkûr külliye şehre ırak olub ve bir tepeye bina edilmiş ve dahi oraya yürümek çokca meşakkatli idi.

Güneş gurub etmek üzereyken Kozahan’a gitmek üzere yola düşen bu fityan Burusa’nın keşmekeş caddelerinde gaib oldılar ve arayı arayı nihayet han-ı mezkûru bulmağla mes’ud oldular.

Ol mekânda çokca zaman oturub salep ve sonra çay içüb hazan yapraklarının bir bir döküldüğü ihtiyar çınarların sâyesinde muhabbet etdiler kim la-yensi bir ân yaşadılar. Tarihi teneffüs ederek payitaht-ı Âl-i Osmaniyenin ihtişamlı devranını bir lahza tahayyül ederek Burusa’nın şimdiki mağmum ahvaline âh etdiler. Ol şehr-i Burusa ki yeşiller içinde her biri inci gibi güzide konaklarla bezenmiş ve genişce pir u pak caddeleri var idi. Burusa’yı geşt u güzar iden her seyyah-ı alemler bu şehr için “Hüda Türklere cenneti dünyada virmiş gayri namaz kılmayalar” dirler idi. Ol camiler ve dahi minareler bilad-ı İslamı kalkan ve mızrak gibi muhafaza itmeye nazır birer çeri idi. Ol vakt ki selâtin-i Âl-i Osman küffara karşu gaza ederken Şehr-i Burusa’dan aldığı ma’nevi kudretlen vücuda gelen şevk u gayretle her birinden ceng-i azim ile müzaffer olırlar idi. Burusa ma’neviyatı bol, saadeti bol, fazileti bol, azimeti bol ni’meti bol şehr idi. Hanları öylesi çoğ idi ki ta Çin u Maçinden ve Tebrizden ve dahi Mağribden çokca ipek ve baharat tacirleri gelir ve Burusanın sukları ve pazarları zengin emtia ve emvallerle ve yüzü memnun tüccar ile dolub taşar idi. Ol çarşu ve pazarlardan kat’â kimesne eli boş dönmez idi. Ol şehirde kim iskan etmiş ise hep gani olmuş ve dahi her kesanın yüzleri hemişe handan ve kendüleri daim bahtiyar idi. Âsif kim şehrin ihtişamı bugün bir hazanda dökülen yaprak gibi ölmüş idi.

Nihayetinde mezkûr tüllab şehr-i Engürüye geri dönmek içün otogar-ı mezkurun yolını tutdular. Yol üzerinde Gazi Timurtaş kim Burusa’ya gelmeğe vesiledir onun mübarek mezarını gördüler ve dahi ana da Fatiha-ı Şerif ihsan etdiler.

Ba’dehu otogara vasıl oldukda otobüse binüb AŞTİ’ye rikab etdiler ve yurda varıb yatdılar. Şöyle rivayet edilir kim bu rıhletin bir mislü dahi olmamışdır.

Not: Bu yazıya yaptığı katkılarından dolayı Oğuzhan Okumuş‘a teşekkürü borç bilirim.

– PÂYÂN –

Osman Süreyya Kocabaş

1 Yorum