Jacek Yerka - The Walking Lesson

Tarihin Kölesi

Sırasıyla dizilmiş milyonlarca domino taşını düşünün. Hepsi birbirinin aynı boyutta ve hareketsiz. Sonra ilk enerji, yaratıcı güç veya Tanrı ilk dokunuşu yapıyor ve hareket başlıyor. Burada kaçınılmaz bir hareket ve devinim vardır. Zaman mefhumundan söz etmek yersizdir. Her şey birbirinin aynıdır değişen eklenen veya kaybolan hiç bir şey yoktur. Maddeler eksilmiyor ve azalmıyordur.

İnsan bu domino taşlarından en başta olanlarından birinde hayata başladığında ve aklıyla bir şeylerin değiştiğini biriktiğini düşünmeye başladığında zaman kavramı böylece doğdu. İnsanın olmadığı yerde zaman da olmayacaktı var olan her şey belli kuralların ve olması gerekenlerin olmasından başka bir şey değildi. Bu duruma dini terminolojide kader diyoruz. İnsan asla bir domino taşını durdurup yerini, hareketini durduramıyordu bu kaçınılmaz olandı. Her bir domino taşı bir senedir. Hepsi aynıdır. Hep aynı şeyler olur.

Peki tarih mefhumu içinde sıkışmış olan insanın iradesiyle yapabileceği şeyler nelerdi. İnsan zaman hem hakimi hem de esiriydi. Büyük çapta zamanı durduramaz olayları başa alamaz ve tarihi, olması gerekeni asla değiştiremez. Kendi yaşam alanında ve zamanında ise tek hakim insandır. Her şey insanın isteğiyle olur. İnsanın alt zaman diyebileceğimiz algısını yaratan şey ise insanın hafıza sahip olması ve şeyleri aklında eski ve yeni olarak süzgece tabi tutmasıdır. Oysa eski veya yeni diye bir şey yoktur. İnsanın bir şeyi diğerinden önce geldiği için eski olarak nitelemesi, ve sonra gelene yeni demesi tamamen görecelidir. Değişen burada sadece maddelerin ve düşüncelerin formları, konseptleridir.

İnsan zamanın nasıl bir parçasıdır. İnsanın zamanın neresindedir. İlk insan ortaya çıktığında zaman sadece yaşlanmaktan ibaretti. Eski veya yeni yoktu. Her şey gerçek, el değmemiş saf bilgilerden oluşuyordu. İkinci bir insan geldiğinde eskiler oluştu yeni fikirler doğdu ve şeyler farklılaşmaya başladı. Bilgiler insanın ihtiyaçlarını, ihtiyaçlar insanın yaptıklarını şekillendiriyordu. İlk bilgilerden oluşan insan doğadan korkan, çareyi doğa üstü varlıklara sığınmakta bulan bir insandı. O çağın gerekliliklerine göre fazlasıyla yeterli bir adamdı. Bilgisi ve ihtiyaçları aynı sevideydi. Bu insanlar sayı olarak çoğaldıklarında onları belli kalıplara sokacak ve onlara doğru yolu gösterecek olan şey ise dindi. Her insanın farklı bir dini varken daha sonra en üst seviye olan tek Tanrıcılık anlayışına kadar ulaşıldı. Burada amaç anarşiden kurtulmak ve belli ölçüde sistemi bir arada tutmaktı. Bu çağın ihtiyacı olan adam uysal, tarımla uğraşan ve belli kalıpları hemen benimseyen bir insandı.

Orta çağların gelmesi ve tarım toplumundan ayrılan bir kısım insanların ticaret ve pozitif bilimlerde ilerleme sağlaması yeni bir insan tipi ihtiyacını ortaya çıkarmıştı. Bu insan  belli bir alanda uzmanlaşmış olmalıydı. Hem tarım toplumları gibi geçim kaynakları tamamen kendinden bağımsız şeylere dayanmıyordu. Bu adamın bilgisi ve cesareti vardı. Bilgi bu insana güç veriyordu. Bu gücü kazanan insanlar dönüşüm sürecinde eski sistemin yapılarıyla çatıştı. Eskiden dinin yarattığı insan modeli şimdiki ihtiyaçlara uymuyordu ve değişim gerekliydi. Aynı kalan kaybediyordu. Devletler genelde kendileri için yararlı olanı seçerek dinin gücünü azalttılar. Peygamberlerin yerini filozofların almasına, evliyaların yerini ise profesörlerin almasına izin verdiler.

Bu ayrım çağdaki değişimin bir sonucuydu. Bu çağın adı bilgisizlik, güvensizlik ve savaşlar çağı değildi. Bu çağ bilginin, globalleşmenin(güvenin) ve diplomasinin çağıydı. Bu çağda savaşlar az görülüyordu. Tarihin diğer zamanlarıyla karşılaştırıldığında bu çağlar için görece barış çağları demek hiç yanlış olmayacaktır. İlk çağların savaş adamının, yeni çağlarda bir ticaret adamına dönüşümü tamamlanmıştı.

Yine de insan hep aynıydı. İnsandı. Ne olursa olsun değişmemişti. Birdi. Kazandığı şeylerin yanında kaybettikleri de vardı. Kaybetmeliydi, sistem, kader bunu gerektiriyordu. Kazandığını yada ona daha fazla yararlı olduğunu düşündüğünü şeylere yer açmalıydı. Farkında olmasa da. Eski çağların dindar, korkak ve cahil adamı modern çağların eğitimli, cesur ve bilgili adamından daha mutluydu, daha az derdi vardı. Modern çağların insanı zamanın bir kölesi olmuştu. Zaman yoktu fakat insanların biriktirdikleri onun için tarihi yaratmıştı. Bu insan tarihin kendine bıraktıklarına göre davranmalıydı. Tarih onun için sınırları çizmişti. Nerde çalışması gerektiği, boş vakitlerinde neler yapması gerektiği hepsi belirlenmişti. Modern insan bütün bilginliğine ve gücüne rağmen gelmiş geçmiş insanların efendisi, zamanın ise kölesiydi.

Ve tarih. Hep aynıdır. Hala ilk günkü gibidir. Olanlar olmuşların şekil değiştirmelerinden ibarettir. Ne olursa olsun kimse bunu durduramayacaktır. İnsan domino taşlarını durdurup, bir şeyleri değiştirme gücüne sahip değildir. Yeni, tarih için sadece biçim değişikliğidir. En son çıkması bir şeyi, yeni yapmaz. Yeniyi yeni yapan insanların  buna yönelik algılarıdır. Yeni olan sadece insanın düşünceleridir. Düşünceler yeniyi ve zamanı yaratır. Yeni olan sadece düşüncelerdir, gerisi zaten hep vardı.

Abdulvahap Alıcı

6 Yorum