Cemal Işıksel - Atatürk ve Fethi Okyar Yalova'da

Yol Ayrımı

Yakın geçmişimizin toplumsal ve siyasal yapısına vakıf olmamız açısından çok partili rejim denemelerini bilmemiz önemlidir. Zira Türkiye de diğer ülkeler gibi tam demokratik rejime bir anda geçmemiş bazı aşamaları kat ederek bugünlere ulaşmıştır. İşte Kemal Tahir’in Yol Ayrımı adlı eseri Türkiye’nin ikinci muhalefet partisi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın nasıl kurulduğunu, toplumdaki etkilerini, idari kadroya yansımalarını ve son olarak partinin kapanışını bize roman diliyle anlatır. Yol Ayrımı Esir Şehir Üçlemesinin üçüncü kitabıdır. İlk kitap yani Esir Şehrin İnsanları’nda bir Paşa’nın oğlu olan Kamil Bey’in yurtdışından dönüşü sonrası Milli Mücadele’ye katılması anlatılmıştır. Akabinde ikinci kitap olan Esir Şehrin Mahpusu ise Kamil Bey’in yargılanıp yedi yıl hapse mahkûm edilişini ve hapisteki durumunu ele alır. Üzerinde duracağımız bu son kitap ise Kamil Bey’den kısmen söz ederken karakter yelpazesi hayli genişlemiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. İlk iki kitapta toplum tabakalaşması Milli Mücadele karşıtları ve yanlıları iken Yol Ayrımı’nda Milli Direniş karşıtlarının kısmen Serbest Fırka içinde yer aldığını görüyoruz. Kuvayı Milliyeciler ise genellikle Halk Fırkası’nı tutmuşlardır. Örneğin Esir Şehrin Mahpusu’ndaki Milli mücadele karşıtı Faytoncu Osman bu eserde Serbest Fırka mensubu olarak görülürken, ilk iki kitaptan tanıdığımız Ramiz Bey koyu bir Halk Partilidir. Fethi Naci bir makalesinde Kemal Tahir’in Kamil Bey karakterini değiştirmeye çalıştığını zira ilk kitaptaki Kamil ile üçüncü kitaptaki Kamil’in çok farklı olduğunu iddia etmektedir.[1] Gerçekten de ilk kitaplarda ana karakteri canlandıran Kamil Bey’in son kitaptaki rolünün çok silik olduğu gözlerden kaçmıyor. Kamil Bey’in ilk kitaplardaki savaşçılığı gitmiş, sadece kızına kavuşmaya çalışan siyasete kayıtsız bir adam olup çıkmıştır. Buradan anlaşılıyor ki yazar karakterlerin niteliklerini ve etkilerini değiştirerek Cumhuriyet sonrasında oluşan toplumsal yapının ipuçlarını vermeye çalışmıştır. Nasıl Milli mücadele sonrası bazı insanlar etkin hale gelmiş bazıları devre dışı kalmışsa romanda da pis işlere bulaşmış Faytoncu Osman, Serbest Fırka üyesi Osman Ağabey olmuş, kahraman asker Ramiz Bey ise maddi sıkıntılarla boğuşan fakir bir öğretmen görüntüsü çizmiştir. Bu bakımdan toplumsal farklılaşmanın siyasi alana kaydığını görebiliyoruz.

Genel Bir Özet

Romanın olay örgüsünü özetlemek gerekirse, olaylar Varlık Gazetesi’ne Serbest Fırka’nın kuruluş haberinin gelmesiyle başlıyor. Madrabazlık adını verdiği ilk bölümde yazar parti’nin kuruluş aşamasını, parti üyelerinin profillerini, devrin siyasal düşüncesini ve Halk Fırkası’nın muhalefete bakışını anlatıyor. Fethi Bey, Gazi’nin önerisiyle Serbest Fırkayı kuruyor. Daha sonra eski İttihatçılar ve birtakım Halk Partisi karşıtları partiye üye oluyorlar. Fakat Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapanmasından da kaynaklanan birtakım endişeler ve çekingenlikler partinin ön plana çıkmasını engelliyor. İkinci bölüm yani Kuvayı Milliyeciler bölümü ise iki parti arasında kesin bir siyasal ve toplusal çatışmanın başladığı bölümdür. Özellikle yerel seçimlerde vuku bulan kavgalar toplum içinde bazı huzursuzluklara neden olmuştur. Milli Mücadele’ye katılmış olanların ekseriyetle Halk Fırkası’nı tutmaları Serbest Fırka’nın halk nezdinde görünümünü olumsuz yönde etkilemektedir. Kitaba ismini veren son bölümde ise yazar daha çok toplumsal saptamalar yapmakla beraber, Serbest Fırka’nın nasıl kapandığını da ele almaktadır. Serbest Fırka’nın gelişimini de bu arka plandan hareketle ele alabiliriz. Serbest Fırka’nın kurulması Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Fırkası’nın güçlenen iktidarı ve nispi durgunluğunu bir muhalefet partisi aracılığıyla dengeleme ve aynı zamanda kendi kendini yönetme yönünde bir adım atma arzusundan kaynaklanmaktadır.[2] Romanda Gazi: “Fethi Beyefendi, esas noktada, esas temelde Cumhuriyet Halk Fırkası ile tereddütsüz bir fikir ve fiil iştirakini bütün vicdanıyla kabul ve izhar ettikten sonra tetkikat sahasında muvaffakiyetsizlik addettiği şeylerin sebeplerini bu esbabın tebdil, tadil çarelerini düşünmüş tecrübekâr bir devlet adamı olarak beyanı fikir ediyor ve vaat ediyor ki, menfi gördüğü bazı neticeleri müspet yapabilecektir.”[3] demesi de bu iddiayı desteklemektedir. Bu sözler Mustafa Kemal’in Anadolu gazetesine verdiği bir demeçtir aynı zamanda.

Kemal Tahir’in Kısaca Hayatı ve Hayatının Roman Karakterlerine Yansıması

Konusunu yaşanmış olaylardan alan romanların çoğunda gördüğümüz gibi burada da yazar kısmen de olsa kendi yaşamından kesitler sunmuştur. Bundan dolayı Kemal Tahir’in hayatına kısaca değinmek gerekir. Kemal Tahir 1910 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni annesinin ölümü nedeniyle ikinci sınıfta bırakarak bir süre avukat kâtipliği dâhil çeşitli işlerde çalıştı. 1930 yılında gazeteciliğe başladı. 1938 yılında Nazım Hikmet ile birlikte orduyu isyana teşvik suçuyla 15 yıl hapse mahkûm edildiyse de 12 yıl sonra tahliye oldu. Hapis yıllarında karısıyla da yolları ayrılmıştı. Kemal Tahir 1973’te ölümüne kadar eserlerini telif etmekle meşgul olmuştur. Kemal Tahir’in toplum bilimlerine ve özellikle de tarihe olan ilgisi onun verdiği eserlerin ele alınışına da doğrudan yansımıştır.[4] Kemal Tahir Tarih’e yeni bir açıdan bakma önerisini getirerek, tarihimizin çalkantılı bir kesitini oluşturan Milli Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarını sadece bir romancı olarak değil, aynı zamanda toplum bilimcilerin görevini de üstlenerek çözümlemiştir. Bu çabasıyla toplumsal bilim algılarımıza önemli bir zenginlik de katabilmesini bilmiş bir romancıdır.[5] Özellikle Yol Ayrımında geçen dönem yazarın yaşamış olduğu bir dönem olduğu için birçok karakter üzerinde Kemal Tahir’in kendisinden bir şeyler bulabiliriz. Örneğin, Kemal Tahir Kamil Bey gibi hapse atılmış ve mahpusluk yıllarında karısından ayrılmak zorunda kalmıştır. Gazeteci Murat da Kemal Tahir gibi Varlık gazetesinde çalışmıştır ve Halk Partisi yanlısıdır. Şair Selim Nuri Karakteri de bir manada Yazarın yakın arkadaşı Nazım Hikmet’in yansımasıdır. Görüldüğü gibi yazar romanı gerçeklikle usta bir şekilde yoğurmuştur. Kemal Tahir, Türk toplumunu gerçekten tanıma anlayışında olanlara kendi sorunlarımız üzerinde durma, kendi gerçeklerimizin tarih ve toplum bağlamında taşıdığı özgüllüğü anlama ve araştırmada da öncülük etmiştir.[6]

Dönemin Siyasal Yapısı

Bilindiği gibi Cumhuriyet’in ilanından sonra Türkiye tek partili bir rejimle yönetilmeye başlanmıştı. 1924’te Kazım Karabekir tarafından kurulan ve ilk muhalefet partisi olma özelliğini taşıyan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Şeyh Said Hadisesi’nin ardından kapatılmıştır. Yol Ayrımında üzerinde durulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ise Mustafa Kemal’in emriyle kurulan ikinci muhalefet partisi girişimidir. Serbest Fırka; tek parti yönetiminin denetimsizlik dolayısıyla ortaya çıkan sakıncaları, iktisadi sahada ortaya çıkan sorunlar karşısında yeni fikirlerin ortaya çıkmasını temin etmek ve diktatörlük suçlamalarından duyulan rahatsızlığı gidermek için kuruldu.[7] Bunlar, Mustafa Kemal’in amaçladığı hedeflerdi. İsmet Paşa tarafının muhalefet algısı ise Gazi’den biraz farklılık arz ediyor. İsmet Paşa’nın kitabın diyaloglarının birinde söylediği: “Ben isterim ki, benim taraftarlarım belli olsun. On kişi olsun arkamdan tabur gibi gelsin! Yoksa bu gün burada, o gün orada. Ben bunu istemem!”[8] Cümlesi Halk Fırkası’nın algısındaki farklılığı ortaya koymaya yetiyor. Partinin kuruluş aşaması böyle iken parti üyelerinin profillerinin hayli farklı olduğunu görüyoruz. İşlediği dönemlerin geçmişle bağlarını asla koparmayan yazar burada da İttihatçı çevrenin Serbest Fırka üzerindeki etkisine yer vermiştir. Halkın siyasi yaşama katılımının gayet sınırlı olduğunu görüyoruz zira yapılan belediye seçimlerine çok az bir katılım oluyor ve katılanlar da can güvenliklerinden endişe ediyorlar.[9] Çizilen bu tablo halkın çok partili yaşama alışkın olmadığını gözler önüne sermektedir. Zira bir hafta süren seçimlerde sandık başlarında çıkan kavgalar ve halka yapılan baskılar seçimlerin savaşa dönüşmesine sebebiyet vermektedir. Ayrıca tarafsız bir basın anlayışının bulunmaması da halkın doğru bilgilendirilmesine engel olmaktadır. Gazeteler açıkça belli tarafları tutmakta ve bu yönde yayınlar yapmaktadırlar. Yunus Nadi Bey’in söylediği: “Ezeli ve ebedi şefimiz olarak bildiğimiz zatı devletlerini başka ve yeni fırkaların kendilerine mal etmeye çalıştıklarını görerek öyle dahi olsa biz kendimizi, bize emanet edilen Cumhuriyeti her ne pahasına olursa olsun savunma görevini eksiksiz ifaya muktedir biliyoruz.” cümlesi Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in Halk Fırkası’na ait olduğu ve diğer fırkanın bu değerleri sahiplenmesinin yanlış olduğunu belirtmeye çalışmıştır. Bu da basının rekabeti ne dereceye çıkardığını ve tarafsızlığın ne seviyede olduğunu anlamamıza yetiyor. Dönemin önemli bir gelişmesi de Üçüncü Ağrı Ayaklanması olarak bildiğimiz isyandır. Romanın özellikle ilk kısımlarında geçen isyan Serbest Parti Kurulana kadar dönemin en önemli olayı görünümünü vermektedir. Haziran ayında başlayan isyan Eylül ayında bastırılıyor. Özellikle gazetelerin isyanın İran destekli olduğunu iddia etmeleri ve isyanın kısa sürede bastırılacağını yazmaları bize günümüz Türkiye’sini hatırlatmaktadır. Toparlamak gerekirse, kitapta ele alınan dönem yeni kurulan siyasi parti’nin toplumu kutuplaştırdığı, eski geleneğin değişim ve fikri başkalaşımla mücadelesini ele almaktadır. CHF geleneği fikri başkalaşımla mücadele etmiştir çünkü gerçekleştirilmek istenen düşünsel dönüşüm bir yerden sonra CHF’nin çıkarlarına ters gitmeye başlamıştır. Sonuçta Serbest Cumhuriyet Fırkası reformlara tehdit oluşturduğu gerekçesiyle kapatıldı.[10] Kısaca söylemek gerekirse romanda çöken bir İmparatorluğun bakiyesi bir toprak parçasında yeni bir Devlet kurma sürecinin ardından, yeni Devletin oluşumu ile başlayan iktidar çekişmelerinin sorgulanması üzerine kurulan siyasi yapı ele alınmıştır.[11]

Dönemin Toplumsal Yapısı

Osmanlı’nın yıkılışından yaklaşık yedi yıl sonrası anlatıldığı için kitapta irdelenen toplum hala Osmanlı toplumudur. Tarihe ve Osmanlı toplum yapısına duyduğu ilgi Kemal Tahir’i bir romancı olarak tarihi dönemleri incelemeye yöneltmiş, toplumu da bu tarihsel süreç içinde ele almasına yol açmıştır.[12] Romanda yer yer tarihi olaylara, anılara yer verilmesi bu görüşü doğrulamaktadır. Dikkate değer bir nokta da toplumsal tabakalaşmanın belirgin olmamasıdır. Hem maddi hem de siyasi alanda gücü elinde bulunduran insanların halktan kopmamış olduklarını romanda rahatlıkla görebiliyoruz. Gerek Gazi’nin şoförüyle konuşmaları gerekse diğer entelektüel karakterlerin halkla olan diyalogları aralarında bir iletişim kopukluğunun olmadığını yansıtmaktadır. Mustafa Kemal’in: “Türkiye Cumhuriyeti halkını farklı sınıflardan meydana gelmiş olarak değil de, meslek grubu üyeleri arasında bölünmüş bir topluluk olarak düşünmek temel ilkelerimizden biridir.”[13] Sözü yazarın dönemin toplumsal yapısına ayna tuttuğunu kanıtlamaktadır.
Toplumun düşünce yapısını ele almak gerekirse, bu devirde halkta hala düşünce korkusunun olduğunu görebiliyoruz. Abdülhamid’den yeni devlet’e miras kalan aykırı fikirlere karşı durma politikası Cumhuriyet’in ilk yıllarında da varlığını sürdürmüştür. Kitabın son bölümlerine doğru Şair Selim Nuri karakterinin yaşadığı olaylar ve Komünist suçlamasıyla kendisine darp edilmesi bu fikrimizi desteklemektedir. Nitekim İlerleyen yıllarda da çeşitli hükümetler düşünce hürriyeti hususunda kısıtlamalara gideceklerdir. Sosyolojik sorunları inceleme açısından, Kemal Tahir tümevarımcı bir sistemle yola çıkmış bireysel sorunları ele alarak toplumun sorunlarını açıklama yoluna gitmiştir. Şu kesindir ki Ramiz Bey’in çektiği sıkıntılar ve Selim Nuri’nin kalacak yer bulamaması gibi bireysel gözüken sorunlar o devirde birçok insanın yüz yüze kaldığı problemlerdi. Burada yazar bazı insanları simgeleştirerek bütün bir toplumu ele almıştır.

Romanın yansıttığı çerçevede toplumdaki ahlaki algıyı ele alırsak, Kemal Tahir birçok romanında olduğu gibi burada da ahlaki bozulmayı anlatmak için aykırı karakterler kullanma ihtiyacı hissetmiştir. Özellikle Oğlancı Behram ve Faytoncu Osman karakterleri fazla ayrıntıya girmeden durumu özetlemektedirler. Bu bölümü de toparlamak gerekirse Kemal Tahir’e göre roman, zaman zaman tarih, sosyoloji ve felsefe ödevlerini de yüklenme kabiliyetine sahip bir edebi tür[14] olduğundan dolayı yazar Yol Ayrımı’nda Türk toplum ve insanının gerçekliğinin tarihsel ve toplumsal izdüşümleri ile ele alma çabası içine girmiş. Bu yaklaşım onu doğal olarak tüm meseleleri tarihi ve toplumsal bir yapı içinde ele almasını sağlamıştır.[15]

Sonuç

Yol Ayrımı’nda Kemal Tahir Meşrutiyetle birlikte karşımıza çıkan muhalefet kavramını Cumhuriyet yapısı içinde ele alır ve toplum,  siyaset üzerindeki etkilerini irdeler. Belirli bir olay örgüsünün takip edildiği bu değerlendirme esnasında yazar kendi hayatından kesitler sunduğu gibi tarihi gerçeklerin dışına çıkmamaya da azami özen göstermiştir. İşlenen toplumsal sorunlar da bazı karakterlerin simgeleştirilmesiyle ele alınmış, toplumun çeşitli kesimlerinden kişiler genel yapıyı açıklayacak şekilde anlatılmışlardır. Cumhuriyet’in ilk yıllarını tarihsel gerçeklikten kopmadan akıcı şekilde ele alan Kemal Tahir bu eseriyle toplumda ve siyasette yolların ayrıldığı noktayı tespit etmiş ve ustaca okura sunmuştur.

Kaynakça

  1. Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İstanbul 2009
  2. Doğan Ergun, Türk Bireyi Kuramına Giriş, İstanbul 1991
  3. Kemal H. Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Asker ve Siyaset, İstanbul 2010
  4. Kemal Karpat, Türkiye’de Siyasal Sistemin Evrimi, Ankara 2007
  5. Kemal Tahir, Notlar/Sanat Edebiyat 4, İstanbul 1990
  6. Kemal Tahir, Yol Ayrımı, İstanbul 2010
  7. Murat Yılmaz, Osmanlı’dan İkibinli Yıllara Türkiye’nin Politik Tarihi, “1930-1938 Döneminde Türkiye’de Siyasi Hayat”, Ankara 2010
  8. Mustafa Kemal Şan, “Kemal Tahir ve Tarihsel Gerçekliğin İnşası”, Kemal Tahir’in 30. Ölüm Yıldönümü Anısına İ.Ü. Sosyoloji Yıllığı 10, İstanbul 2003
  9. Sanat Olayı Dergisi, Sayı 12, İstanbul 1981
  10. Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi, İstanbul 2009

[1] Fethi Naci, Sanat Olayı Dergisi, Sayı 12, İstanbul 1981

[2] Kemal H. Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Asker ve Siyaset, İstanbul 2010, s. 190.

[3] Kemal Tahir, Yol Ayrımı, İstanbul 2010, s. 62.

[4] Mustafa Kemal Şan, “Kemal Tahir ve Tarihsel Gerçekliğin İnşası”, Kemal Tahir’in 30. Ölüm Yıldönümü Anısına İ.Ü. Sosyoloji Yıllığı 10, İstanbul 2003, s. 186.

[5] Doğan Ergun, Türk Bireyi Kuramına Giriş, İstanbul1991, s. 150.

[6] Mustafa Kemal Şan, a.g.e., s. 190.

[7] Murat Yılmaz, Osmanlı’dan İkibinli Yıllara Türkiye’nin Politik Tarihi, “1930-1938 Döneminde Türkiye’de Siyasi Hayat”, Ankara 2010, s. 233.

[8] Kemal Tahir, a.g.e., s. 58.

[9] Kemal Tahir, a.g.e., s. 262.

[10] Kemal Karpat, Türkiye’de Siyasal Sistemin Evrimi, Ankara 2007, s. 63.

[11] Mustafa Kemal Şan, a.g.e., s. 190.

[12] Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İstanbul 2009, c1. s. 175.

[13] Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi, İstanbul 2009, s. 223.

[14] Kemal Tahir, Notlar/Sanat Edebiyat 4, İstanbul 1990, s. 41.

[15] Mustafa Kemal Şan, a.g.e., s. 183.

Nurullah Parlakoğlu