Tanya Miller - Momentum More

Zamanın Ruhu Üzerine

İnsanların günlük hayatını şekillendiren ve çevreden bağımsız olan iki büyük etmen vardır. Biri insanların çevreleri hakkında bildikleri ve diğeri de insanların çevresindeki diğer insanlar ve onlarla etkileşimleri. Hayatın şekillenmesinde bu iki büyük etmen diğer dolaylı etkilerin de birleşmesiyle güne, haftaya haftalarca oluşan kolektif bilgi aylara, yıllara ve bu da tarihe zamana yön verir. İnsanlar nefes almaya ilk başladıklarında bu dünya ile ilgili pek bilgi sahibi değildiler. Zamanla yeni şeyler öğrendiler ve bu öğrendikleri kendi hayatlarını ve dolayısıyla bir bütün olan tarihin sadece bir parçasını şekillendirdi. Diğer yandan nüfusun artması insanları yeni şeyler bulmaya ve mevcut olanlar üzerinde gelişmeler yapmaya itmiştir.

Bu noktada bilgi ve fikir üzerinde durmak gerekiyor. Tarih boyunca bulunan bilgiler yeni somut şeyler yapmak için kullanıldı. Bilgi her zaman vardı ve insanlar onu sadece keşfediyordu. Pozitif haldeydi ve her zaman uygulanabilirliği vardı. Ancak fikirler ise zamanın sahip olduğu yapılardan kaynaklanan çağa özgü şeylerdi. Bir çağın ürünü olan insanlardan ancak o çağa özgü fikirler çıkıyordu. Fikirler, bilgiler gibi pozitif ve her zaman uygulanabilir olmaktan uzaktı. Kimi zaman fikirler üzerine olan düşünceler, felsefe şekline ulaşıp zamanını aşarak diğer çağlara da erişebiliyordu. Bu nadirdi. Bilgiler hiç bir zaman eskimiyordu ama fikirlerin eskimemesi nadir olan bir şeydi.

İnsanların çoğalması yanında bilgilerin ve fikirlerin de çoğalmasını getirdi. Ancak dünya üzerindeki bir çok ulus bilgi edinimi ve fikir oluşumu açısından aynı zamanı yaşamamaktaydı. Bu kendini yenileyemeyen ulusların eski fikirleri yaşatması ve bu yaşatılan fikirlerin ise çağa uymamasından dolayı yeni bilgi erişimini de kısıtlamasından kaynaklanıyordu. Kendini yenilemeyen uluslar hep aynı kalıyor ve eski fikirleriyle çağa uyamıyor ve mevcut fikirlerle çatışıyor; mevcut bilgiler ise onlar için bir anlam ifade etmediği için onları benimsemiyordu.

İnsanların neden fikirlerini değiştiremediği ve yeni bilgiler edinemediği ise diğer bir sorunu oluşturuyor. Bu donukluğun bir nedeni olmalı. Bunu bulmak ise tarihin en zor sorularından biri. Dünya insanların beyinleri tarafından yeniden şekillendirilip yeni anlamlar kazanırken neden bazıları hep aynı şeyleri görüyor, hep aynı şeyleri bekliyordu ondan. Bildikleri, (sadece bilgiler değil fikirlerde dahil olmak üzere)insanların beklentilerini ve fikirlerini şekillendiriyordu. Bilgiler ise modern çağda ancak eğitimle yayılıyordu. Batıda bu yayılma ve aktarma gerçekleşirken Doğuda durgunluk vardı.

Tarihi akış içinde böyle bir durgunluğun yaşanması için toplumların tarihi aniden donuyor olmalı. Zaman ya duruyordu ya yavaş akıyordu ya da hiç akmıyordu böyle yerlerde. Bu soruların cevabı için normal akış içerisinde oluşan yıkılmalara ve toplumların bu yıkımlardan nasıl çıktığına bakılmalı. Toplumları şekillendiren insanlarıdır. Modern devletleri oluşturan birikmiş bir bilgi ve onun eğitim yoluyla yeni nesillere aktarılmasıdır. Fransız ihtilalinden sonra Avrupa devletleri bunu düzenli eğitimle gerçekleştiriyordu. Doğuda ise eskiye ait fikirler nedeniyle öğretilmeyen pozitif ilimler ve ait olunan çağa ait olmayan fikirlere inanan insanlar. Bu zamanı durduran şeydi. Zaman değişmekle, dönüşmekle ve bu öğrenilenlerin kabul edilip şekillere dönüştürülmesiyle her gün yeniden başlıyordu. Doğu da ise modern bir eğitim yoktu ve ancak eğitimle oluşturulabilecek çağın ruhuna uygun düşünen nesiller yetiştirilemiyordu. Reform, Rönesans Aydınlanma gibi geçmişten kopuş gibi görünen olaylar geçmişten de izler taşıyor ama şimdi yepyeni şeylere dönüşüyorlar, hiç var olmamış düşünceler oluşturuyorlardı. Doğu ise hep aynıydı ve hep muhafazakardı.

Batı büyük savaşlardan sonra bile bilgiyi koruyor ve onu fikirlerle dönüştürerek kullanıyordu. Sadece belli şeylere değer vermiyor, sistemdeki bütün verilere aynı değeri veriyor, onları kullanıyor ve yeni şeyler yapıyordu. Doğu ise büyük savaşlardan sonra durgunluğa giriyordu, geçmişte takılı kalmıştı, geçmişin fikirleri hala nefes alıyordu burada. İnsanlar korku içinde dünyayı ve zamanı bilmeden yaşıyor bir şeylere sıkıca bağlanıyor, kendilerini sınırlıyorlardı. Batı da ise sınır yoktu. Doğu da her yerde diktatörler ve hep aynı insanların heykelleri, fikirleri vardı; batıda bilim adamlarının fikirleri, değişik görüşler, demokrasi ve özgürlük vardı. Fikirler, bilgilerin alınıp alınmamasının kararını veriyordu.

Sonuç olarak bilgilerin asla eskimediği söylenebilir ama fikirler sadece ortaya çıktıkları zamanın ürünüdür. Zamanın şartlarında şekillenmişlerdir. Bu noktada felsefeyi bunlardan ayırmak gerekiyor. Devletler ideolojiden yoksun olmalı sadece düzenleyici ve koruyucu olmalı ve rotalarını belli şeylere değer vererek bir yönde sınırlandırmamalı. Burada ki belirleyici güç zaman ve içinde bulunan zamanın ruhu olmalı. Zamanın ruhu şeylerin yaşayıp yaşamayacağına karar vermeli ve bu ruhu devletler kendi içinde yaratmak için yani kendi ülkelerindeki zamanı ileri almak için insanlarının dünyayı tarafsız gözlerle görmesini sağlamalı. Gerisini zaman halledecektir.

Abdulvahap Alıcı

5 Yorum